Arama

Troya'dan Adatepe'ye: 10. Çanakkale Bienali'nde bir yolculuk

Çanakkale Bienali 10'uncu edisyonu “Metcezir // Ebb & Flow” başlığıyla 20 Kasım'a kadar dokuz ülkeden 60’ın üzerinde sanatçıyı Çanakkale’de buluştururken, sergi ve etkinliklerini kent merkezinden Troya’ya, Ayvacık’tan Küçükkuyu’ya uzanan 15 farklı mekana yayıyor.

12 Ekim 2026, 12:00

Ekim ayının cömert güneşinde, 10. Çanakkale Bienali’ni gezmeye başlıyoruz. “Metcezir // Ebb & Flow” başlığı, deniz suyunun çekilip yeniden yükselmesini hatırlatıyor. Troya’dan Çanakkale kent merkezine, oradan bir Yörük köyüne ve Adatepe’ye uzanan bienal rotasında, sanat eserleri kadar karşılaştığımız mekanlar da yolculuğun bir parçası oluyor.

Bienalin ana destekçiliğini Dardanel ve Kale Grubu bünyesindeki Kale Tasarım ve Sanat Merkezi üstlenmiş. Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Çanakkale Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştirilen bienale, Troya Kazı Başkanlığı, ÇATKAV ve Troia Vakfı yerel paydaş olarak katkı sunmuş. 1915 Çanakkale Köprüsü ve Otoyolu ise kurumsal destekçiler arasında. Bienalin uluslararası programı ve yeni üretimleri; Institut français de Turquie, Goethe-Institut, British Council, Tarabya Kültür Akademisi, Hollanda Konsolosluğu ve CultureCIVIC programının yanı sıra SAHA Derneği ve Clubhouse’un üretim destekleriyle hayata geçmiş.

Ayça Telgeren

Bienalin ilk durağı, 2018 yılında açılan Troya Müzesi. 17 sanatçının eserlerinin bulunduğu, büyüleyici modern ve minimalist Troya Müzesi’nde seramik, bir üretim tekniği olmanın ötesinde; hafıza, arkeoloji, tarih, coğrafya ve dönüşümle ilişkili bir malzeme olarak ele alınıyor. Sanatçı Ayça Telgeren’in beton malzemeyle ürettiği heykel yerleştirmeleri de müze binasının ruhuna uygun bir yaklaşımla sanatseverleri etkiliyor.

Troya Müzesi’nde “ODDVIZZ” adlı kolektif ekibin video art türündeki Voronoi çalışması da dikkat çekiyor. 18’inci ve 20’nci yüzyıllar arasında üretilen seçilmiş nesneler, fotogrametri tekniğiyle üç boyutlu modellenerek dijital ortama aktarılmış. ODDVIZZ, geçmişten kalan nesneleri bu kez dijital görüntüler üzerinden yeniden karşımıza çıkarıyor. Bir diğer ilgi çekici yerleştirme ise sanatçı Merve Mepa’nın canlı ses yerleştirmesi. Arkeolojik malzemelerin fiziksel ve hesaplamalı sistemler arasındaki dolaşımını ele alan çalışma, kazı alanlarındaki veri tabanlarından dijital arşivlere ve altyapılara uzanan süreci sese dönüştürüyor.

Merve Mepa

Troya Müzesi’nin büyüleyici eserlerinden ayrılarak ASTİM Organize Sanayi Bölgesi’ne geçiyoruz. Burada bizi sürpriz bir performans karşılıyor. Kendilerini “Tophane Noise Band” olarak adlandıran, İstanbul’un Tophane semtinden bir araya gelen bu grup, kentsel atıklardan ürettikleri nesnelerle müzik yapıyor. Seyyar ses arabalarıyla karşımıza çıkan grubun “Eskiler Alıp Musikiler Veriyorum” adlı performansını keyifle izliyoruz. Buraya gelmişken, ASTİM Kolektifi sanat atölyesine uğramadan ayrılmayın.

Sonrasında Çanakkale şehir merkezindeki farklı bienal mekanlarında çok sayıda sanatçının eserlerini görmeye geçiyoruz. Sırasıyla MAHAL, StudioMAHAL, DemirHAN, Balıkhane, Korfmann Kütüphanesi ve Mavi Ev… Birbirine yürüme mesafesindeki bu bienal mekanlarından ilgimi çeken Mavi Ev’deki sanatçı Gülden Ataman’ın seramikten yaptığı müzik aletlerini, Çanakkaleli müzisyenlerin bu aletleri çaldığı videoyla birlikte izliyoruz. Seramiğin yalnızca biçim vermek için kullanılan bir malzeme olmadığını, ses üretmek için de kullanılabileceğini görüyoruz.

Renée Levi - Lékélée

Bienalin ikinci gününde kendimizi bir Yörük köyü olan Tartışık’ta buluyoruz. Köyün girişinde, Öktem Aykut galerisi sanatçısı Renée Levi bizi karşılıyor. Geçmişte bir bekleme alanı olan bu yer kamusal bir sanat alanına dönüştürülmüş ve zaman zaman farklı eserlere ev sahipliği yapacak. Taşlardan yapılmış evlerin arasından, şehirden kaçıp bu alana yerleşmiş insanların konutlarının yanından yürüyerek eski bir kuyunun başına ulaşıyoruz. Can Altay’ın “Çatı” adlı yerleştirmesinin burada kalıcı olarak kalacağını öğreniyoruz. Stijn Ank’ın “Vücut Bulmak - Dokunuşun Birikimi” adlı, alçı ve metal strüktürden oluşan çalışmasını seyre dalıp, bu sempatik rüzgarlı Yörük köyüne veda ediyoruz.

Dilara Akay - Spiral DansBienal mekanlarının son durağı, İda Dağları’nın yamaçlarındaki Adatepe. Adatepe Zeytinyağı Müzesinin girişindeki Andreas Treske’nin Sudaki Kız videosu ve şirin müzenin üst katındaki Fulya Çetin’in vegan tekstil art işlerinden Rüzgarla Büyüyen serisi yer alıyor. 

Adatepe’nin Yunan mitolojisinde de önemli bir yeri var. İlyada destanında Gargaros mevkii olarak geçen Adatepe, tanrı Zeus’un doğum yeri olarak anılıyor. Zeus’un sokaklarında yürürken bienal mekanlarından İda Blue Hotel’in bir vahayı andıran bahçesinde sergilenen eserlerle karşılaşıyoruz. Temiz havasıyla Alp Dağları’yla birlikte anılan İda Dağları’nın havasını içimize çekerek, Troya’dan Adatepe’ye uzanan Çanakkale Bienali yolculuğumuzu tamamlıyoruz.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok