Gazanfer Bayram’la birkaç yıl önce Bursa’da bir mozaik sergi salonunun açılış töreninde tanışmıştım. Sıcak sohbeti, renkli kişiliği ve Türkçeyi çok akıcı konuşması onun Makedonya vatandaşı olup Türkiye’deki kökleriyle bağını canlı tuttuğunu daha ilk anda hissettirmişti. Uluslararası sanat çevrelerinde edindiği saygınlık, Türkiye’deki pek çok önemli sanatçıyla kurduğu dostluklarla birleşince, özellikle de Devrim Erbil hocayla olan yakınlığı düşünüldüğünde, hakkında birkaç cümle kurmamak mümkün değil. Makedonya sanat dünyasında adeta bir referans noktası sayılan Bayram’ın yolculuğunda mozaik, daha öğrencilik yıllarından itibaren ilk sırada yer almış.
Eski Yugoslavya döneminde Belgrad Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim görürken dahi mozaik, onun sanatının temel dilini oluşturuyordu. 1974’te resim bölümünde yüksek lisansını tamamlar; bu süreçte klasik ve modern mozaik tekniklerini derinlemesine öğrenir. 1980’lerde İtalyan hükümeti bursuyla gittiği Ravenna’da Profesör Paolo Racagni’den aldığı eğitim ise, özellikle Bizans ve erken Hristiyan mozaikleriyle kurduğu bağı belirgin biçimde güçlendirir. Böylece hem Makedonya’nın hem Balkanların mozaik geleneğini uluslararası alana taşıyan sayılı sanatçılardan biri haline gelir.

1983’ten itibaren Makedonya Güzel Sanatlar Derneği üyesi olan Bayram, Uluslararası Çağdaş Mozaik Sanatçıları Birliği'nde (AIMC) farklı dönemlerde yönetim kurulunda görev alır. Avrupa Kültür Derneği, Venedik merkezli SEC, Roma’daki Association Mosaico Oggi ve kurucusu ve başkanı olduğu Üsküp Mozaikçiler Derneği’nde de aktif rol üstlenir. Ravenna merkezli AIMC 2006 yılında tertiplediği altı uluslararası kongreye katıldı. Bunlardan Üsküp’teki 10'uncu kongrede bizzat kendisi organize etmiş ve başkanlık yapmıştır. Türkiye’de Denizli ve Sapanca’daki sanat kolonilerinde bulunup; Kichevo Sanat Kolonisi’nde çalışır ve Uluslararası Strumitsa Sanat Kolonisi’nin Mozaik Bölümü’nü kurar. 2012’de Makedonya Bilim ve Sanat Akademisi’ne asil üye seçilir; 2016’dan itibaren MASA Sanat Bölümü sekreterliğini, 2019’dan bu yana ise MANU Başkan Yardımcılığı görevini sürdürmektedir.
Bayram’ın mozaikleri, hem anıtsal yapılarla hem de kişisel üretimleriyle özel bir yerde durur. Makedonya Ulusal Tiyatrosu’ndaki “Köprü”, Üsküp Havaalanı VIP Salonu’ndaki “İkarus’un Uçuşu” ve Meclis Binası için hazırladığı Parlamento mozaikleri, onun ustalık alanını açık biçimde ortaya koyuyor. Bu işlerde tarih, mitoloji ve Makedonya’nın kültürel belleğini bir araya getirirken renk, ritim ve malzeme kullanımı izleyiciyi içine çeken bir atmosfer oluşturuyor. Parlamento mozaiklerinde Kiril ve Methodios’tan Vardar Nehri’ne, Üsküp Taş Köprüsü’nden Orpheus efsanesine uzanan ikonografik alan, geçmişle bugünü birbirine bağlayan estetik bir anlatı kuruyor.

Bireysel üretimlerinde ise daha soyut, yer yer kozmik bir anlatım ile öne çıkan Bayram'ın “Suki” serisi (2001–2004), onun portreye yaklaşımını yeniden düşünmeye davet eder; yüzler neredeyse anonimleşirken ritmik dizilimler ve renkler belirgin bir hareket hissi yaratır. “Otoportre” ve “Düşmüş Melekler” adlı çalışmalarında klasik Bizans ruhu modern ve sembolist bir okumayla birleşir. “Kozmos” ve “Vivaldi” mozaik dizileri ise doğa ve müzikle kurduğu içsel diyaloğu görünür kılar; Vivaldi’nin Dört Mevsim’ini mozaik diline çevirme denemesi, görsel ve işitsel bir uyum arayışı olarak okunabilir. Farklı taş ve cam dokularını yan yana getirerek hem dokunsal hem de görsel bir zenginlik yaratması, eserlerine derinlik kazandırır.
Gazanfer Bayram’ın sanatı, klasik geleneği çağdaş bir bakışla buluşturan ender örneklerden biri olarak değerlendirilebilir. Erken dönem Bizans mozaiklerinden Michelangelo’nun Cennetten Kovulma sahnesine uzanan geniş referans dünyası, onun yaratıcı sürecine yön verir. Mozaikleri yalnızca mekanı dönüştürmekle kalmaz; izleyenin zaman algısına da müdahale eder. Belki de bu yüzden, Makedonya çağdaş mozaik tarihinde kendine kalıcı bir yer açmış durumda. Taşa, ışığa ve sabra yıllarını adamış bu ustanın hikayesinin Türkiye’de daha geniş bir çevrede karşılık bulması ise gecikmiş bir gereklilik gibi duruyor; çünkü bazı sanatçılar, hak ettikleri değeri yaşarken görmeyi gerçekten hak ediyor.