;
Arama

Gümüşsuyu’ndaki unutulmaz “Mesai”

İstanbul’un Boğaz’ı selamlayan her bir köşesinde manzara hiç kuşkusuz ayrı bir güzelliğe sahiptir. Ancak Gümüşsuyu’ndan olanı nedense ulaşılmaz bir aşığa bakar gibi farklı bir hayranlık uyandırıyor insanda. Hele de bulunduğunuz noktada tattığınız her meze ve ocakbaşı lezzeti sizi ayrıca çarpıyorsa, hiç şansınız yok, kaçınılmaz olanı yaşayacaksınız Mesai’de!

02 Mart 2026, 13:00 Güncelleme: 02 Mart 2026, 13:13

Zor bir günün ardından gerçekten de en doğru seçimdi Mesai. Yağmurun dahi sanki daha zarif yağdığı Gümüşsuyu’nda Topkapı Sarayı’ndan Ayasofya’ya, Taşkışla’dan Kız Kulesi’ne İstanbul’u İstanbul yapan tarihi ikonlarını gözler önüne seren manzarasıyla daha ilk saniyeden kalbimizi feth etti. Üstüne sahneye gökkuşağı da çıkmasın mı? İşte buna gerçek bir karşılama derim ben!

Gittiğimizde saat 18.00 olmasına karşın bazı masalar doluydu. Ancak Mesai’yi keşfetmek için bir pazartesi akşamını seçtiğimizden, geceyi tenha bir ortamda bitireceğimizden neredeyse emindik. Yanıldığımızı çok geçmeden anlayacak, gayet geniş bir mekan olan Mesai’nin tüm masalarının dolduğunu şaşkınlıkla gözlemleyecektik. 

Nedenini anlamak ise zor değil. Doğrusu, Mesai’nin tadına baktığımız tüm mezeleri için coşkulu yorumlarda bulunmadan edemedik.

Feta peyniri, közlenmiş biber ve trüf yağı ile trüflü biber borani, közlenmiş patlıcan, yoğurt ve tahinin mükemmel bileşimi mutabbel, mürdüm erik ekşisi ile Bombay pilaki, yaban mersinli yaprak sarma ve Mesai farkıyla atom damağımızı çatlattı diyebilirim. 

Soğuk başlangıçlardan tercihimiz Balkan kuru et tabağı ise sonrasında et siparişimize rağmen iyikilerimizden oldu. Bu tabak tuzda kurutulmuş bonfile dilimleri, kars gravyer, rakula, balzamik, kapari ve frenk soğanından oluşuyor. 

Zamanımız kısıtlıydı, o yüzden aklımız kalsa da özel gastronomi dokunuşlarıyla zenginleştiği kulağımıza fısıldanan yaprak ciğer, atom kokoreç, çıtır mantı ve pastırmalı humus gibi ara sıcakları ne yazık ki deneyimleyemedik.

Ancak ateş merkezli bir mutfağı olan Mesai’de kuzu kaburga, kuzu pirzola ve yağlı karayı tatmaktan geri durmadık. Ve diyebilirim ki, etlerin en yalın ama bir o kadar lezzetli hali önümüzde resmi geçit yaptı.

O akşam tanışma fırsatı bulamasak da Türk mutfağının vazgeçilmez tatlarını modern gastronomi dokunuşlarıyla yorumlayan Şef Ali Karababa ve ekibini canı gönülden kutluyorum.

Ocakbaşı kültürünün modern bir gece atmosferiyle harmanlandığı Mesai, iddialı mutfağının yanı sıra dekorasyonunda da ince bir mimari zevki yansıtıyor. Cam tavanının gökyüzüyle kurduğu görsel bağ alanı daha ferah kılarken, belli ki aynı zamanda alttan alta da “Burada tattıklarınızla sizi fezaya yükselteceğiz” mesajı veriyor.

Şef Ali Karababa (sağda) ve ekibi

Çıtayı gastronomi sektöründe bir hayli yükselten Gen Group’un genç yatırımcıları Gürol Yığar ve Alper Karavar’ın ortaklığının bir yıldızlar karmasına dönüştüğüne de ayrıca değinmek gerekiyor. Olden 1772, Olden 1545, Visorante, Nite, Göbektaşı ve Genova 1050 gibi iddialı mekanlarına 2026’nın hemen başında Mesai’yi ekleyen bu iki yatırımcı büyürken sürdürülebilirlik ilkelerinden de  taviz vermiyorlar.

Alper Karavar ve Gürol Yığar

Yerli üretim ve yerinden tüketim yaklaşımıyla, mevsimsel ürün kullanımı, minimum israf prensibi ve dengeli porsiyonlama Mesai mutfağının temel yaklaşımını oluşturuyor. Malzeme seçiminde güvenilir üreticiler, yerel ve sürdürülebilir üretimi destekleyen tedarikçiler tercih ediliyor. Erzincan tulumu, Ezine peyniri, Kars gravyeri gibi coğrafi işaretli ve yerel üreticilerden sağlanan ürünlerle hazırlanan menü, yaratıcı ve şık sunumlarla Mesai farkını size hissettiriyor.

Sözün özü, Mesai tıpkı isminin çağrıştırdığı gibi uzun saatler geçirilmeyi fazlasıyla hak ediyor. Ve birdahakine ben de kesinlikle hakkını vereceğim!


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok