Arama

Artopol Art Gallery’de genç sanatçıların ilk eşiği

7 Eylül’e kadar ziyaret edilebilecek EŞİK’26, yaklaşık 100 başvuru arasından seçilen 15 genç sanatçının 45 eserini bir araya getirerek resim, heykel, yerleştirme ve farklı malzeme deneyleri üzerinden çağdaş sanatın güncel üretim pratiklerini görünür kılıyor.

03 Ağustos 2026, 12:00

İstanbul’da sanat mekanları zaman içinde değişime uğruyor. Kimi galeriler kapanırken kimileri yeni adreslerine taşınıyor. Birkaç yıl önce 42 Maslak’ta ziyaret ettiğimiz Artopol Galeri’nin bugün Beyoğlu’ndaki Piyalepaşa yerleşkesinde yoluna devam ettiğini görmek, bu değişimin güncel örneklerinden biri. Galeri, yeni mekanında da çağdaş sanatın farklı kuşaklarını bir araya getirmeyi sürdürürken genç sanatçılar için de görünür bir alan oluşturmaya devam ediyor.

Serginin açılış günü genç sanatçılara ayrılan karma sergide gezerken aklımda kalan en güçlü duygu, eserlerden önce gençlere verilen bu fırsatın kendisi oldu. Güzel Sanatlar fakültelerinden yeni mezun olmuş ya da üretim yolculuğunun henüz başındaki sanatçılar için bir galerinin kapısını açması, yalnızca duvara birkaç eser asmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda koleksiyonerle ilk kez göz göze gelmek, eleştirmenlerden yorum almak, başka sanatçılarla aynı mekanı paylaşmak ve de en önemlisi kendi üretimine dışarıdan bakabilmek demek. Bu nedenle böyle sergileri birer eşik olarak görüyorum, öyle ki sanatçının öğrencilikten profesyonel üretime geçerken attığı ilk adımların sessiz tanıkları bunlar.

Sergide en fazla zaman geçirdiğim işler Fevziye Özocak’a aitti. Sanatçı, farklı ülkelerin geçmişte kullandığı banknotların desenlerinden ve görsel hafızasından yola çıkarak simetriler, renkler ve yeni imgelerle kendi dünyasının bir parçasına dönüştürüyor. Sohbetimiz sırasında kişisel bir banknot koleksiyonu oluşturduğunu öğrenmek, eserleri başka bir gözle okumamı sağlıyor. Biriktirdiği nesneler zamanla resimlerinin hammaddesine dönüşmüş. Günlük hayatta elimizden hızla geçip giden bir ödeme aracını, kültürel bir hafıza nesnesi olarak yeniden düşünmeye davet etmesi ise manalı bir yaklaşım sunuyor.

İldem Ünver’in fotoğrafları ise ilk bakışta yalnızca başarılı bir stüdyo çekimi izlenimi bırakıyor. Oysa fotoğrafın arkasındaki organik tekstil yerleştirmelerinin de sanatçının kendi üretimi olduğunu öğrenince işler farklı bir katman daha kazanıyor. Fotoğraf, tekstil ve yerleştirme sonuçta tek bir üretim sürecinde buluşuyor. Fotoğraf makinesinin objektifi yalnızca kayıt tutmuyor; farklı disiplinlerin kesiştiği bir anlatıyı tamamlıyor. Genç sanatçılar arasında disiplinlerarası düşünme cesaretinin giderek arttığını görmek sevindirici.

Fevziye ÖzocakYusuf Can Sadık’ın resimleri ise daha sessiz bir dil kuruyor. Figürlerini doğanın içine yerleştirirken yüksek sesle konuşmuyor; izleyiciyi yavaşlamaya davet ediyor. Kayaya kapanan beden, toprağın içinde kaybolan figür ya da ağacın köküne tutunan insan... Her biri farklı bir hikaye anlatıyor ama ortak his aynı: İnsanın kendine ve doğaya yeniden yaklaşma isteği. Bu sakin anlatım, serginin en dingin köşelerinden birini oluşturuyordu.

Elbette sergide dikkat çeken başka isimler de var fakat burada asıl üzerinde durulması gereken nokta tek tek sanatçılardan önce, onlara alan açan yaklaşım. Türkiye’de genç sanatçılar çoğu zaman mezuniyet sergisinden sonra görünürlük sorunu yaşıyor. İşte tam bu noktada galerilerin üstlendiği rol değer kazanıyor. Bir sanatçının kariyerinde ilk koleksiyonerle karşılaşması, ilk eser satışını yapması ya da ilk ciddi eleştirisini alması bazen yıllar sürecek yolculuğun yönünü belirleyebiliyor. Artopol’ün 42 Maslak döneminde olduğu gibi bugün Piyalepaşa’da da bu kapıyı açık tutması, genç üreticiler adına önemli bir katkı sunuyor.

Sanat tarihi yalnızca büyük ustaların hikayelerinden oluşmuyor. Aynı zamanda o ustaların görünür olabilmeleri için açılan ilk kapıların, sunulan ilk imkanların da tarihidir. Bugün adını ilk kez duyduğumuz bu genç sanatçılardan bazılarının gelecekte nasıl bir yol çizeceğini zaman gösterecek. Ancak bir gerçek değişmiyor: Sanatın geleceği, genç sanatçılara bugün açılan alanlarla şekilleniyor.

Dileğim, bu tür sergilerin yalnızca bir etkinlik takviminde yer alan kısa duraklar olarak kalmaması. Genç sanatçıların üretimlerini görünür kılan, onları koleksiyonerlerle ve sanat izleyicisiyle buluşturan bu eşiklerin çoğalması ve uzun yıllar boyunca aynı kararlılıkla sürmesi. Çünkü sanatın geleceği, tam da o ilk eşiği cesaretle geçen gençlerin omuzlarında yükselecek.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok