Geçen kış, Chevron Venezuela’da zamanının dolmak üzere olduğu izlenimini veriyordu. Şirket, Exxon Mobil ve ConocoPhillips gibi diğerlerinin çok önce ülkeden ayrılmasının ardından, Güney Amerika ülkesinde hala petrol üreten son büyük ABD petrol şirketiydi. Chevron yıllar boyunca, ABD’nin yaptırım politikalarına ilişkin kısa vadeli muafiyetlerle ayakta kalmaya çalıştı. Ardından şubat ayının sonlarında ABD Başkanı Donald Trump, şirketin Venezuela’da üretim yapmasını fiilen engelleyeceğini söyledi.
On ay sonra tablo tamamen değişti. Trump yaz aylarında geri adım atarak Chevron’un Venezuela’da faaliyet göstermeye devam etmesine izin verdi. Şimdi ise şirket, ABD güçlerinin Caracas’ta ülkenin lideri Nicolas Maduro’yu yakalamasının ve ülkenin ABD’li enerji şirketlerinden daha fazla yatırım kabul etmesi için baskının artırılmasının ardından, bundan fayda sağlamak için son derece elverişli bir konumda bulunuyor.
20 yıl önce alınan risk
Bu dikkat çekici dönüşüm, kısmen Trump ile Chevron’un sakin mizacıyla bilinen CEO’su Mike Wirth arasında geçen yıl boyunca yapılan birkaç görüşmeyi de içeren yoğun bir lobi faaliyetinin sonucu. Ancak Chevron’u Venezuela’daki diğer Amerikalı üreticilerden ayıran asıl etken, yaklaşık yirmi yıl önce alınan büyük bir riskti. O dönemde ülkenin devlet başkanı olan Hugo Chavez, Venezuela’nın petrol endüstrisinin bazı bölümlerini millileştiriyor, yabancı yatırımcıları tazminat ödemeden projelerde daha küçük paylar kabul etmeye zorluyordu.
ABD’nin en büyük petrol şirketi Exxon ile ConocoPhillips ülkeden çekildi ve Venezuela’ya karşı milyarlarca dolarlık taleplerini, büyük ölçüde sonuç alamadan, takip etmeye başladı. Chevron ise bir fırsat gördü. Wirth geçen ay Wall Street Journal’a verdiği demeçte, “Hükümetle her anlaşmazlık yaşadığımızda ülkeyi terk etseydik, bu ülke de dahil olmak üzere her yerden ayrılmış olurduk” dedi.
Venezuela’nın dünyanın en büyük ham petrol rezervlerine sahip olduğuna inanılıyor ve bir dönem ülke kaynaklarını büyük bir ustalıkla kullandı. Ülke, 1997’de dünya petrolünün neredeyse yüzde 5’ini sağlıyor. Ancak kötü yönetim, yolsuzluk ve ihmal sektörü çökertti ve ülke bugün küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 1’ini üretiyor. O dönemde şirketin ülkedeki operasyonlarını yöneten Ali Moshiri, Chevron için Venezuela’da kalmanın gerekçesi basitti” diyor. 2006’da yapılan bir sözleşme kapsamında şirket, Venezuela’daki kilit bir projede üretim karşılığı ücret almak yerine doğrudan bir ortaklık payı elde etti.
Diğer şirketler, Chavez’in hayata geçirdiği değişikliklere karşıydı; çünkü bu değişiklikler, sözleşmelerinin öngördüğünden daha az para kazanmalarına yol açacaktı. Ancak Moshiri bir avantaj gördü: Gelecekte petrol fiyatları yükselirse, Chevron’un karı artabilirdi. Moshiri yakın zamanda The Times’a verdiği bir röportajda, konuyu Chevron’un yönetim kuruluna nasıl sunduğunu hatırlatarak, “Rezervlerin sermaye payına sahiptik ve aynı zamanda yukarı yönlü kazancı da alıyorduk. Bunun alternatifi Conoco’nun yaptığı şeydi: Ülkeden ayrılmak ve ödeme almayı beklemek” ifadelerini kullandı. Chevron, Venezuela’nın yanı sıra, dünyanın en büyük petrol sahalarından bazılarına sahip Orta Asya ülkesi Kazakistan ve şirketin iki büyük gaz sahası geliştirdiği İsrail dahil olmak üzere birçok ülkede uzun vadeli bir bakış açısı benimsedi.
Üretimi hızla artırabilir
Venezuela’da çizgiyi bozmadan ilerlemek, Chevron için daha da fazla kazanç sağlayabilir. Venezuela’dan petrol ihraç etmek için ABD hükümetinden yetki almış tek Batılı petrol şirketi olarak, uygun siyasi koşullar sağlanırsa, ülkede hiçbir varlığı bulunmayan şirketlere kıyasla üretimi çok daha hızlı artırabilecek bir konumda.
Yatırımcılar iyimser. Maduro’nun New York’ta hakim karşısına çıkarıldığı gün Chevron hisseleri yüzde 5’ten fazla yükselerek genel borsa performansını açık ara geride bıraktı. Şirket, Venezuela’da “ilgili tüm yasa ve düzenlemelere tam uyum içinde” faaliyet göstermeyi sürdürdüğünü açıkladı.
Chevron gibi üreticiler adına sondaj ve diğer fiziksel işleri yapan SLB ve Weatherford hisseleri ise yaklaşık yüzde 9’luk daha da büyük artışlar kaydetti. Yatırımcılar, bu hizmet şirketlerinin Venezuela’nın petrol sahalarına daha geniş erişimden önemli ölçüde faydalanacağına bahis oynuyordu.
Ancak Venezuela’dan petrol akışında anlamlı bir artışın gerçekleşmesi yıllar alacak. Şimdilik ABD yaptırımları yürürlükte kalmaya devam ediyor; ayrıca Venezuela petrolünü ihraç etmekte kullanılan tankerlerin çoğuna uygulanan bir “karantina” da sürüyor. Bir de petrol fiyatları meselesi var. Çok daha yüksek fiyatlar olmadan, şirketlerin yeni projelere koşması pek olası değil.