Geçmişteki güçlü el nino dönemleri, yalnızca hava koşullarını değil, küresel ekonomiyi de ciddi biçimde etkiledi. 1980'ler ve 1990'larda yaşanan yıkıcı el nino olaylarının her birinin 4 ila 5 trilyon dolar arasında ekonomik hasara yol açtığı tahmin ediliyor. Dartmouth College tarafından yapılan bir araştırma ise 21. yüzyılda el nino döngülerinin küresel ekonomiye vereceği toplam zararın 84 trilyon dolara kadar çıkabileceğini öngörüyor.
Bu nedenle 2026-27 döneminde beklenen güçlü bir el nino, şirketlerin tedarik zincirlerinden enerji piyasalarına, gıda fiyatlarından altyapıya kadar çok geniş bir alanda yeni riskler yaratabilir. Asıl soru ise işletmelerin bu tabloya ne kadar hazırlıklı olduğu.
Sorun enerji piyasalarında başlıyor
Morgan Stanley, olası bir Süper el nino'nun şeker ve kakaodan bakır ve kredi piyasalarına kadar çok sayıda emtia ve varlık sınıfını etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Ancak risklerin merkezinde enerji piyasaları yer alıyor.
Petrol ve doğal gaz piyasaları, ABD-İran savaşı nedeniyle yaşanan arz şokunun etkilerini hâlâ tamamen atlatabilmiş değil. Uluslararası Para Fonu'na göre Hürmüz Boğazı'nın kapanması, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birini bir anda devre dışı bıraktı. Körfez dışındaki üretimin artırılması, stokların azalması ve talebin zayıflamasıyla piyasalar kısmen dengelense de petrol fiyatları hâlâ bir yıl öncesine göre yaklaşık yüzde 30 daha yüksek.
Üstelik enerji sistemindeki esneklik ve kullanılabilir rezervler de azalmış durumda. Bu da yeni bir arz şokunun etkilerini absorbe etmeyi zorlaştırıyor. el nino'nun yol açabileceği aşırı hava olayları, enerji üretimi ve taşımacılık üzerindeki baskıyı artırarak fiyatları yeniden yukarı çekebilir.
Böyle bir gelişmenin etkisi enerji sektörüyle sınırlı kalmayacak. Daha yüksek enerji maliyetleri, küresel ticaretin hemen her aşamasına yansıyacak.
Gıda fiyatlarında yeni baskı riski
Enerji maliyetlerindeki artışın yanı sıra savaş nedeniyle yükselen gübre fiyatları da tarımsal üretim üzerinde baskı oluşturuyor. el nino'nun özellikle Asya ve Avustralya'da kuraklığı artırması halinde pirinç, mısır ve buğday gibi temel ürünlerde verim kayıpları yaşanabilir.
Sığır eti ve süt ürünlerinden soğan gibi temel gıda maddelerine kadar birçok ürünün fiyatı zaten baskı altında. Brezilya'daki tarım koşullarının el nino'dan olumsuz etkilenmesi halinde domates, patates ve havuç fiyatlarının iki katına çıkabileceği öngörülüyor.
Avrupa'daki aşırı sıcaklar da gıda üretiminin kırılganlığını şimdiden ortaya koyuyor. Reuters'ın aktardığı gelişmelere göre yüksek sıcaklıklar, Parmigiano Reggiano başta olmak üzere çeşitli tarım ve hayvancılık ürünlerini olumsuz etkiliyor.
el nino'nun bazı bölgelerde ise olumlu sonuçları olabilir. Güney Amerika'da daha yağışlı koşullar, örneğin soya üretimini destekleyebilir. Ancak küresel ölçekte değerlendirildiğinde, potansiyel zararların faydalardan çok daha büyük olması bekleniyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü de kahve, çay ve kakao gibi küresel içecek sektörlerinin ek baskıyla karşılaşabileceğine dikkat çekiyor. Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerdeki küçük üreticiler, sel ve kuraklık gibi aşırı hava olaylarına karşı en savunmasız kesimlerden biri.
Bu çiftçilerin çoğu küçük ölçekli üretim yaptığı için artan fiyatlardan büyük şirketler kadar faydalanamıyor. Aynı zamanda sigorta kapsamları da sınırlı. Büyük bir fırtına, sel veya kuraklık döneminin ardından üreticilerin önemli bir bölümünün ciddi finansal kayıplarla karşı karşıya kalması mümkün.
Bu risklerin nihai faturası ise küresel tüketicilere çıkıyor. ABD'de tüketiciler zaten marketlerde yüksek fiyatlarla karşı karşıya ve yeni bir el nino dalgasının bu baskıyı kısa vadede hafifletmesi beklenmiyor.
Küresel deniz taşımacılığı yeni bir darboğazla karşılaşabilir
el nino'nun etkileri deniz taşımacılığında da hissedilebilir. Her el nino farklı koşullar yarattığı için etkileri kesin biçimde öngörmek zor. Ancak Pasifik'te fırtına ve tayfun riskinin artması, Asya ile Amerika arasındaki yoğun deniz ticareti rotalarında operasyonel sorunlara yol açabilir.
Ticaret rüzgarlarının zayıflaması da gemilerin seyir sürelerini uzatabilir. Daha uzun yolculuklar ise daha fazla yakıt tüketimi ve daha yüksek taşıma maliyeti anlamına geliyor.
ABD kıyılarına ulaşan gemiler açısından sorun burada da bitmeyebilir. Özellikle Panama Kanalı'nı kullanan taşımacılık şirketleri için kuraklık önemli bir risk oluşturuyor.
2023-24 dönemindeki el nino sırasında Panama Kanalı havzasında yaşanan kuraklık, gemilerin taşıyabileceği yükün sınırlandırılmasına ve ek ücretlerin artırılmasına neden olmuştu. Kanalda o tarihten bu yana tarama ve kapasite artırımı gibi çeşitli iyileştirmeler yapılsa da iklim kaynaklı riskler tamamen ortadan kalkmış değil.
Gemilerin alternatif rotalara yönlendirilmesi ise ciddi maliyet yaratıyor. Üstelik bazı alternatif güzergâhlar çok daha uzun olduğu için yakıt tüketimi ve transit süreleri artıyor. Süveyş Kanalı kuraklık nedeniyle Panama Kanalı'ndaki kadar büyük bir risk taşımıyor ancak kıyı taşkınları ve deniz seviyesindeki yükseliş gibi farklı tehditlerle karşı karşıya.
Sonuç olarak deniz taşımacılığındaki belirsizliklerin el nino döneminde ve sonrasında küresel ticaret üzerinde baskı yaratması bekleniyor.
Yapay zeka yatırımları da hava koşullarına bağımlı
el nino'nun yaratacağı riskler limanlar ve lojistikle sınırlı değil. Yapay zeka yatırımlarındaki hızlı büyüme, dünya genelinde elektrik ve enerji talebini de artırıyor.
Bu teknolojilerin temelini oluşturan veri merkezleri, yalnızca büyük miktarda elektrik değil, soğutma sistemleri için yüksek miktarda su da tüketiyor. Daha uzun ve şiddetli sıcak hava dalgaları, aynı anda hem su kaynakları hem de elektrik şebekeleri üzerinde baskı oluşturabilir.
Elektrik kesintilerine karşı devreye alınacak yedek jeneratörler ise çoğunlukla fosil yakıtlara ihtiyaç duyuyor. Bu da enerji piyasalarındaki herhangi bir arz şokunun teknoloji sektörüne doğrudan yansıması anlamına geliyor.
Benzer bir risk yarı iletken üretiminde de bulunuyor. Çip üretimi son derece yüksek miktarda su gerektiriyor. Tayvan'ın kritik öneme sahip yarı iletken sektörü, su geri dönüşümü ve tuzdan arındırma yatırımlarına rağmen su kaynakları konusunda hâlâ kırılgan durumda.
Tedarik zincirinin daha üst aşamalarında ise çip üretiminde kullanılan nadir toprak elementleri ve diğer metallerin madenciliği bulunuyor. Ani seller madencilik faaliyetlerini sekteye uğratabilirken, kuraklık da hidroelektrik enerjiye bağımlı madenlerin üretimini azaltabilir.
Şili'deki bakır madenciliği bunun önemli örneklerinden biri. Aşırı yağış veya kuraklık nedeniyle hidroelektrik üretiminin düşmesi, maden operasyonlarını da etkileyebilir.
Tedarik zincirinin herhangi bir halkasında yaşanacak kesinti, yalnızca tek bir sektörü değil, birbirine bağlı çok sayıda sektörün üretimini etkileyebilecek zincirleme sonuçlar doğurabilir.
Şirketler dayanıklılık testine hazırlanmalı
Peki işletmeler olası bir Süper el nino'ya karşı ne yapabilir?
Enerji kaynaklarını çeşitlendirmek: Şirketler enerji portföylerini yenilenebilir kaynaklar ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara daha az duyarlı alternatiflerle çeşitlendirmeli. Aşırı hava olayları ve jeopolitik gerilimlerin arzı tehdit ettiği bir ortamda enerji çeşitliliği artık yalnızca maliyet değil, aynı zamanda bir güvenlik meselesi.
Enerji verimliliğini artırmak: Yeni tesislerde verimlilik standartları yükseltilirken mevcut binalar da yenilenmeli. Daha dayanıklı ve verimli tasarımlar, hem enerji tüketimini hem de uzun vadeli maliyetleri düşürebilir.
Kritik girdiler için yedek kapasite oluşturmak: Şirketler kritik ürün, hammadde ve hizmetlerde alternatif tedarikçiler ve yeterli stok kapasitesi oluşturmalı. Pandemi sırasında görülen kırılganlıklar, "tam zamanında üretim" modelinin tek başına yeterli olmadığını gösterdi.
Dayanıklılık yatırımlarını ölçeklendirmek: Parametrik sigorta, dayanıklı altyapı ve değişen koşullara uyarlanabilen tasarımlar gibi çözümler daha geniş ölçekte uygulanmalı. Amaç, aşırı hava olaylarının yaratacağı finansal darbeyi önceden sınırlamak.
Yapay zekayı risk yönetiminde kullanmak: Yeni teknolojiler ve yapay zeka, şirketlerin tedarik zincirlerindeki riskleri daha erken tespit etmesine yardımcı olabilir. Ancak teknolojiye aşırı bağımlılık da yeni bir kırılganlık yaratabilir. Siber saldırı, elektrik kesintisi veya tek bir teknoloji sağlayıcısında yaşanacak sorun, şirketin operasyonlarını tamamen durdurmamalı.
Tedarik zincirlerini bölgeselleştirmek: Jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları, tarifeler ve yaptırımlar küresel ticaretin yapısını değiştiriyor. Şirketler üretim ve tedarik kaynaklarını farklı bölgelere yayarak tek bir ülkeye veya bölgeye bağımlılığı azaltmalı.
el nino'nun ötesine bakmak gerekiyor
Güçlü bir el nino yalnızca birkaç mevsim sürecek bir hava olayı olarak görülmemeli. Asıl mesele, şirketlerin aynı anda birden fazla şokla karşı karşıya kalabileceği yeni ekonomik ortam.
Enerji krizleri, jeopolitik çatışmalar, ticaret kısıtlamaları, aşırı hava olayları ve tedarik zinciri kesintileri artık birbirinden bağımsız riskler değil. Bir alandaki sorun diğerini tetikleyebiliyor ve şirketlerin karşı karşıya olduğu toplam riski büyütebiliyor.
Bu nedenle güçlü tedarik zinciri ve jeopolitik risk yönetimi mekanizmaları, şirketler açısından stratejik bir yatırım haline geliyor. Özellikle kâr marjlarını doğrudan etkilemeyen alanlarda gereksiz harcamaların azaltılması önemli olsa da dayanıklılık yatırımlarından kaçınmak kısa vadede tasarruf sağlarken uzun vadede daha büyük maliyetler yaratabilir.
2026-27 sezonunda güçlü bir el nino yaşanması halinde şirketler için asıl sınav yalnızca bu dönemi atlatmak olmayacak. Alınacak önlemler, önümüzdeki yıllarda karşılaşılabilecek yeni iklim, enerji ve jeopolitik şoklara karşı da bir güvenlik ağı oluşturacak.
Geleceği tamamen öngörmek mümkün değil. Ancak şirketler, karşılarına çıkabilecek senaryoları bugünden hesaba katarak hangi şok yaşanırsa yaşansın ayakta kalabilecek daha esnek ve dayanıklı bir yapı kurabilir.