S&P’nin yayımladığı analizde, petrol piyasasına ilişkin ana beklenti görece ılımlı bir patikaya işaret ediyor. Buna göre Brent petrol fiyatının 2026’da ortalama 80 dolar, 2027’de ise 65 dolar seviyesinde gerçekleşmesi öngörülüyor. Bu çerçevede, Orta ve Doğu Avrupa ekonomilerinin kredi profilleri üzerindeki baskının kontrol edilebilir düzeyde kalacağı değerlendiriliyor.
Kurum bünyesinde kredi analisti olarak görev yapan Karen Vartapetov, mevcut jeopolitik risklere rağmen bölgeye yönelik not görünümünün görece dengeli kaldığını vurguladı. Vartapetov’a göre bu tablo, hem savaş öncesinde oluşturulan temkinli projeksiyonları hem de Avrupa’da doğalgaz fiyatlarının 2022’deki zirvenin altında kalacağı varsayımını yansıtıyor.
Stres senaryosu: Türkiye ve Macaristan öne çıkıyor
Raporda yer verilen alternatif “stres senaryosu” ise daha olumsuz bir çerçeve çiziyor. Bu senaryoda Brent petrolün 2026’da 130 dolara, 2027’de ise 100 dolara kadar yükselmesi halinde, enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı ekonomilerin ciddi baskı altında kalacağı belirtiliyor.
Bu kapsamda Türkiye ve Macaristan gibi ülkelerin daha sert etkilenmesi beklenirken, oluşacak hasarın büyüklüğünün ülkelerin mali tamponları ve politika tepkilerine bağlı olarak değişeceği ifade ediliyor.
Enerji yapısı belirleyici oluyor
Analizde, bölge ülkeleri arasındaki farklılıkların enerji arz yapısından kaynaklandığına işaret ediliyor. Yerli üretim kapasitesi görece güçlü olan Romanya ile enerji karmasında kömürün ağırlıkta olduğu Polonya gibi ülkelerin, yüksek petrol fiyatlarına karşı daha sınırlı makroekonomik etkilerle karşılaşabileceği belirtiliyor.
Bununla birlikte Romanya özelinde zayıf büyüme dinamikleri ve düşük bütçe gelirlerinin, mali disiplin adımlarına yönelik siyasi desteği zayıflatabileceği uyarısı da yapılıyor.
Doğalgaz fiyatı riski tabloyu ağırlaştırabilir
Raporda ayrıca, Kuzey-Batı Avrupa referanslı TTF doğalgaz fiyatlarının yeniden 2022’deki zirve seviyelere yaklaşması durumunda, mevcut senaryoların ötesinde daha geniş çaplı bir riskin ortaya çıkabileceği vurgulanıyor. Böyle bir gelişmenin, Orta ve Doğu Avrupa ekonomileri üzerinde baskıyı artırarak kredi notları üzerinde aşağı yönlü riskleri belirginleştirebileceği ifade ediliyor.