Tahran yönetimi, ABD-İsrail savaşıyla birlikte Hürmüz Boğazı çevresindeki tansiyonun yükselmesinin ardından pazar günü yeni bir adım attı. İran, stratejik su yolundaki geçiş kurallarını ihlal ettiği öne sürülen 45 gemiyi kara listeye dahil etti.
Söz konusu karar, küresel petrol ticareti açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığının karşı karşıya olduğu riskleri artırdı. Özellikle Körfez ülkelerinden çıkan petrolün uluslararası piyasalara ulaştırılmasında kullanılan alternatif taşıma yöntemleri üzerindeki baskı güçlendi.
STS operasyonları da risk altında
İran’ın hamlesinin, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi büyük Körfez üreticilerinin kullandığı petrol taşıma zincirini sekteye uğratabileceği belirtiliyor.
Bu ülkelerden Umman Körfezi’ne taşınan petrolün nihai alıcılara ulaştırılmasında, tankerlerin mekik seferleri ve gemiden gemiye transfer işlemleri önemli bir rol oynuyor. Savaş nedeniyle zaten baskı altında bulunan bölgesel petrol akışının bu operasyonlara bağımlılığı, İran’ın yeni uygulamasını daha kritik hale getiriyor.
Gemiler arasındaki transferlerin de hedef alınması, Orta Doğu’dan küresel piyasalara yönelik petrol arzında yeni aksama ihtimalini gündeme getiriyor.
Kara listedeki gemilere ağır yaptırım tehdidi
İran’da Hürmüz Boğazı’nın yönetimi için yeni oluşturulan Basra Körfezi Boğaz Otoritesi (PGSA), yaptırımların kapsamına ilişkin açıklama yaptı.
PGSA’nın X hesabından yapılan duyuruda, kara listeye alınan gemilerin para cezası, alıkoyma ve taşıdıkları kargoya el konulması gibi yaptırımlarla karşılaşabileceği belirtildi.
Daha da dikkat çekici olan ise kara listedeki tankerlerle gemiden gemiye yük veya petrol transferi yapan diğer gemilerin de otomatik olarak yaptırım riskiyle karşı karşıya bırakılması oldu.
Bu tehdit, Hintli rafineriler ile uluslararası enerji şirketlerinin söz konusu tankerlerden uzaklaşmasında belirleyici oldu. Şirketlerin aldığı kararların temelinde, gemilerin olası şekilde alıkonulması veya taşıdıkları petrol ve diğer yüklerin İran tarafından müsadere edilmesi riskini azaltma amacı bulunuyor.
Böylece Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim yalnızca gemilerin geçiş güvenliğini değil, petrolün bölge içinde bir tankerden diğerine aktarılması gibi lojistik operasyonları da doğrudan etkilemeye başladı.