Arama

Hürmüz krizi sonrası petrol piyasasında yeni güç dengesi

Hürmüz Boğazı’nda İran’ın ablukasıyla başlayan kriz, küresel petrol piyasalarının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Kriz küresel enerji denkleminde yeni oyuncuların etkisini artırdı. Uzmanlar, petrol fiyatlarının geleceğinin Washington ve Tahran kadar Pekin, Moskova ve Riyad’ın kararlarına da bağlı olduğunu söylüyor.

22 Haziran 2026, 11:37

İran’ın uzun süredir tehdit ettiği Hürmüz Boğazı’nı ablukaya alması, ABD’nin İran’a saldırısıyla birlikte gerçeğe dönüştü. Günde yaklaşık 10 milyon varillik arzın piyasadan çekilmesi, tüketicilerin piyasaya ulaşabilen petrol için daha yüksek fiyat teklif etmelerine neden oldu. Forbes’a yazan Houston Üniversitesi’nde UH Enerji Araştırmacısı Ed Hirs’e göre müzakere edilen mutabakat zaptının kalıcı bir barış sağlayıp sağlamayacağından bağımsız olarak, artık petrol piyasalarını ve petrol fiyatlarını manipüle edebilecek başka aktörler de var: İsrail, Çin, Rusya, Suudi Arabistan ve Ukrayna.

Savaş öncesinde küresel petrol piyasası günde yaklaşık 106 milyon varil büyüklüğündeydi. Batı Teksas Ham Petrolü’nün (WTI) fiyatı varil başına 56 dolardı. Nobel ödüllü ekonomist William Nordhaus, Brent fiyatı da dahil olmak üzere dünyanın her yerindeki petrol fiyatlarının birbirine paralel hareket ettiğini göstermiştir. Petrol piyasaları neredeyse tam zamanında teslimat esasına göre çalışır; petrol hızla rafinerilere taşınır ve yakıt da hızla tüketicilere satılır. Arzdaki küçük kesintiler bile fiyatlarda hızla büyük etkiler yaratır. Çünkü tüketiciler işe ve okula gidebilmek için gerekiyorsa galon başına 10 dolar ödemeyi kabul ederler.

Hesaplamalara göre ham petrol talebinin fiyat esnekliği yaklaşık -0,047’dir. Bu da piyasaya ulaşan miktarda yüzde 10’luk bir düşüşün, ham petrol fiyatında yüzde 200 ile yüzde 250 arasında bir artışa yol açacağı anlamına gelir. Böyle bir durumda WTI fiyatı varil başına 168 ila 196 dolar arasında olurdu. Kuzey Avrupa’da dizelin varil başına 150 dolar, jet yakıtının ise 200 dolar seviyesinde bazı spot satışları rapor edilmiş olsa da WTI fiyatı 113 doların üzerine çıkmadı ve anlaşma sonrasında yaklaşık 75 dolar seviyesinde dengelendi. Neden?

Öncelikle, yakından takip edilen WTI fiyatı, gelecek bir ay içinde teslim edilecek petrol için vadeli işlem piyasasında kote edilen fiyat. ABD ve İran’ın geçici ateşkes anlaşmasını imzalanmasıyla WTI fiyatındaki düşüş, temmuz teslimat kontratlarının işlem gördüğü dönemde gerçekleşti ve bu düşüş, hiçbir yatırımcının rafinerilerin ham petrol sıkıntısı yaşayacağından endişe etmediğini yansıtıyordu. Elbette bu ham petrol, ağustos ve eylül aylarında tüketicilere teslim edilmek üzere benzin, dizel ve jet yakıtına dönüştürülecektir.

ABD’nin stokları ortalamanın altına düştü

ABD’nin ticari stokları ilk olarak piyasadan çekilen petrolün yerini doldurmaya başladı. ABD’li üreticiler ve rafineriler savaşın ilk haftasında petrol sıkıntısı yaşayan Asya ekonomilerine doğrudan sevkiyata başladılar. Ancak ABD’deki bu stoklar artık son beş yılın ortalama stok seviyelerinin alt sınırının da altına düşmüş durumda.

Küresel petrol piyasalarına yapılan doğrudan devlet müdahaleleri, ham petrol fiyatını esneklik hesaplamasının işaret ettiği seviyenin altında tuttu. ABD, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) toplam 400 milyon varillik serbest bırakma programının bir parçası olarak Stratejik Petrol Rezervi’nden 172 milyon varil petrol piyasaya sürdü. İran’ın boğazı ablukaya alması 28 Şubat 2026’da başladı ve Trump yönetimi, IEA ile birlikte 17 Mart’ta stratejik rezervlerden petrol salımına başladı. Buna Çin’in petrol ithalatını günlük 3 milyon varil azaltma kararı da eklendi.

Savaş öncesi fiyat seviyelerine hemen dönüş beklenmiyor. ABD’nin dostları ve düşmanları, ABD’deki ara seçimlerde petrolün satın alınabilirliği konusundaki tartışmaları etkilemek için petrol oyununu oynayabilirler. İsrail yönetiminin hedefleri ABD’ninkilerden farklı. ABD’li tüketiciler bu noktada İsrail’e destek vermiyor. Anlaşma şartları ABD açısından ekonomik olarak avantajlı olmadığından, İsrail’in savaşı sürdürmesi ABD seçmenlerine giderek daha fazla maliyet yükleyecektir.

Çin’in rolü

Çin bu oyundaki konumunun farkında. Çin, petrol ithalatını azaltma politikasını tersine çevirerek küresel petrol fiyatlarını yükseltebilir ve Trump yönetiminin Temsilciler Meclisi ile Senato’daki Cumhuriyetçi çoğunluğu koruma umutlarına zarar verebilir. Trump’ın başlattığı karşılıklı gümrük tarifeleri savaşında, petrol fiyatlarını yükseltmek adil bir misilleme olarak görülebilir.

Suudi Arabistan, ABD’nin İran’a karşı savaşı ve İran’ın Suudi Arabistan’a doğrudan misillemesi sonucunda Rusya’ya daha da yakınlaştı. ABD Başkanı’nın açıklamaları da Amerika’nın Suudi Arabistan lideriyle ilişkilerine zarar verdi. Suudiler ve diğer Körfez ülkeleri için tam üretim ve sevkiyata dönüşü yavaşlatarak seçimler boyunca ham petrol fiyatlarını yüksek tutmak oldukça kolay olacaktır. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş da Ukrayna’nın Rus tesislerine yönelik her saldırısıyla birlikte küresel piyasadaki petrol arzını sınırlıyor.

ABD’li petrol üreticileri ne yapacak?

Barış ihtimalinin sürekli ortaya çıkıp kaybolması ve petrol fiyatlarının düşebileceği beklentisi, ABD’li petrol üreticilerinin yatırım yapmasını teşvik etmiyor. Sondaj kulelerinin sayısı geçen yıla göre yalnızca marjinal ölçüde daha yüksek. Savaştan önce petrol ve gaz sektörü borsada on yıldan uzun süre boyunca en kötü performans gösteren sektör olmuştu ve dört aylık bir savaş, beş yıllık yatırım planlarını değiştirmeyi haklı çıkarmaz.

Hem Chevron hem de ExxonMobil’in CEO’ları, ABD’nin fiziksel petrol stoklarının öyle seviyelere düştüğü konusunda uyarıda bulundular ki WTI fiyatındaki artışlar kaçınılmaz hale gelmiş durumda. Hatta eşi görülmemiş boyutlarda olabilir. İran’a karşı yürütülen savaş, küresel petrol piyasasında ABD seçmenleri açısından Dünya Kupası’ndan çok daha önemli olan daha geniş kapsamlı bir oyunu başlattı. Ne yazık ki bu oyunun kaybedeninin kim olduğu şimdiden belli görünüyor. 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok