31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde ABD’nin North Carolina eyaletindeki Asheville kentinde düzenlenen toplantının gündeminde küresel büyüme, kamu borçları ve ülkeler arasındaki ekonomik dengesizlikler öne çıktı. Ancak üyeler, bu başlıklarda ortak bir metin üzerinde anlaşamadı.
Çin, kritik maddelere itiraz etti
Toplantının ardından ABD tarafından yayımlanan G20 Başkanlık Açıklaması, ortak bildiri yerine toplantının sonuçlarını ortaya koydu. Açıklamada, devam eden çatışmalara rağmen dünya ekonomisinin dayanıklılığını koruduğu belirtildi.
Ekonomik büyümenin desteklenmesi için bürokratik yüklerin azaltılması, yapay zeka yatırımlarının teşvik edilmesi ve enerji ile gıda başta olmak üzere kritik tedarik zincirlerinin güvence altına alınması gerektiği vurgulandı. Özel sektör temsilcilerinin toplantılara dahil edilmesinin de şirketlerin büyüme ve inovasyon önündeki idari engellerin azaltılmasına katkı sağlayacağı ifade edildi.
Açıklamada küresel ekonomik dengesizliklerin finansal istikrar açısından risk oluşturduğu belirtilerek, ihracata yüksek ölçüde bağımlı ülkelerin iç talebi güçlendirecek reformlara yönelmesi çağrısı yapıldı.
Gelişmekte olan ülkelerin borç sorununa ilişkin olarak ise G20 Ortak Çerçevesi'nin daha hızlı ve şeffaf biçimde uygulanmasının gerekliliğine dikkat çekildi. Küresel ölçekte finansal okuryazarlığın geliştirilmesi de gündeme getirildi.
Ancak Çin, açıklamadaki bazı maddelere karşı çıktı. Pekin yönetimi; enerji ticareti ve jeopolitik çatışmaları ele alan 4'üncü maddeye, küresel dengesizlikler kapsamında piyasa dışı politikaların kaldırılmasını öngören 10'uncu maddeye, bu dengesizliklerin IMF tarafından izlenmesini savunan 11'inci maddeye ve borç yapılandırma süreçlerini konu alan 13'üncü maddeye şerh koydu.
Bessent: 19 üye uzlaştı
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada tüm üyelerin üzerinde uzlaşabileceği bir ortak bildiri hazırlanmasını istediklerini ancak bunun gerçekleşmediğini söyledi.
Bessent, Çin dışındaki G20 üyelerinin metnin temel unsurları konusunda fikir birliğine vardığını belirtti. Başkanlık Açıklaması'nın 19 üyenin önem verdiği konuları yansıttığını savunan Bessent, Çin'i dünyanın en büyük ve sürdürülemez cari fazla veren ekonomisi olarak nitelendirdi.
Rusya temsilcilerinin toplantıya davet edilmesinin bazı Avrupa ülkelerinde rahatsızlık yarattığı yönündeki değerlendirmelere de yanıt veren Bessent, farklı görüşlere rağmen diyalog kanallarının açık tutulmasının önem taşıdığını ifade etti.
Toplantı öncesinde ABD Hazine Bakanlığı yetkilileri de ortak bildiri konusunda görüş ayrılıklarının bulunduğuna işaret etmişti. Yetkili, hazırlanacak metnin Washington'ın önceliklerini ve "Önce Amerika" yaklaşımını yansıtması gerektiğini belirtmiş, uzlaşma sağlanamaması halinde ise toplantı sonuçlarının ayrı bir açıklamayla duyurulabileceğini söylemişti.
IMF’den eş zamanlı politika çağrısı
IMF Başkanı Kristalina Georgieva ise G20 toplantısının ardından küresel ekonomiye ilişkin risklerin ülkeler arasında önemli farklılıklar gösterdiğini belirtti.
Georgieva, enerji arzındaki şokların tamamen ortadan kalkmadığını, küresel kamu borcunun dünya GSYH'sinin yaklaşık yüzde 100'üne ulaştığını ve birçok ekonomide dezenflasyon sürecinin ivme kaybettiğini söyledi.
Merkez bankalarının fiyat istikrarını önceliklendirmesi gerektiğini belirten Georgieva, hükümetlerin ise güvenilir orta vadeli mali konsolidasyon programları hazırlamasının önemine dikkat çekti. Yapısal reformlarla ekonomik büyümenin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini de vurguladı.
Özellikle gelişmekte olan ve düşük gelirli ülkelerde yüksek refinansman ihtiyacı ile artan borç servis maliyetlerinin altyapı, sağlık ve eğitim yatırımlarını baskıladığını belirten Georgieva, borç yapılandırma mekanizmalarının iyileştirilmesi çağrısında bulundu.
IMF Başkanı ayrıca küresel aşırı dengesizliklerin 2025 yılında GSYH'nin yüzde 0,7'si oranında artarak son 10 yılın en güçlü yükselişini kaydettiğini ifade etti. Kalıcı bir ekonomik dengelenme için hem cari fazla veren hem de açık veren ülkelerin eş zamanlı politika adımları atması gerektiğini söyledi.
G20’de borç tartışılırken tahvil satışları hızlandı
G20 toplantısında kamu borçlarının sürdürülebilirliği tartışılırken, küresel tahvil piyasalarında sert satışların yaşanması dikkat çekti.
ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,8'in üzerine yükselerek yaklaşık üç yılın en yüksek seviyelerine yaklaştı. Tahvil fiyatlarının gerilemesiyle getirilerin yükselmesi, yatırımcıların uzun vadeli devlet tahvillerini portföylerinde tutmak için daha yüksek getiri talep ettiğine işaret etti.
Satış baskısı ABD ile sınırlı kalmadı. Japonya'nın 10 yıllık tahvil faizi yüzde 3 seviyesini aşarak yaklaşık 30 yılın en yüksek seviyesine çıkarken, Avrupa ve Avustralya piyasalarında da uzun vadeli tahvil getirileri yükseldi.
Küresel ekonomide 40 trilyon dolarlık borç baskısı
Tahvil piyasalarındaki hareketliliğin arkasında gelişmiş ekonomilerin artan kamu borçları bulunuyor. ABD federal borcunun 40 trilyon dolar eşiğini aşması, yüksek bütçe açıklarının gelecek yıllarda daha fazla tahvil ihracını zorunlu kılacağı beklentisini güçlendiriyor.
Devletlerin artan harcamaları finanse etmek amacıyla daha fazla borçlanmaya yönelmesi, piyasadaki tahvil arzını artırırken yatırımcıların da daha yüksek getiri istemesine neden oluyor.
Japonya, Fransa ve İngiltere gibi büyük ekonomilerdeki mali görünüm de piyasaların odağında bulunuyor. Artan borçlanma ihtiyacı, mevcut tahviller üzerindeki satış baskısını artırırken uzun vadeli faizlerin yukarı yönlü hareketini destekliyor.
IMF de G20 toplantısının ardından yaptığı değerlendirmede, mali baskıların uzun vadeli tahvil faizleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğuna dikkat çekti. Kurum, para politikası ile maliye politikasının birbirini nasıl etkilediğinin finansal piyasalar açısından giderek daha önemli hale geldiğini vurguladı.
Petrol fiyatları enflasyon endişesini güçlendirdi
Tahvil piyasalarındaki satışlarda enerji fiyatlarındaki yükseliş de etkili oldu. Orta Doğu'daki çatışmaların yeniden şiddetlenmesiyle Brent petrolün varil fiyatının 95 dolar civarına yükselmesi, küresel enflasyonun yeniden hız kazanabileceği endişelerini artırdı.
Petrol fiyatlarının yüksek kalması, merkez bankalarının faiz indirimleri konusunda daha temkinli davranmasına yol açabilir. Bazı ekonomilerde ise yeniden faiz artırımı ihtimalinin gündeme gelmesi söz konusu olabilir.
Bu tablo özellikle uzun vadeli tahviller açısından risk oluşturuyor. Enflasyonun kalıcı olabileceğini düşünen yatırımcılar, düşük getirili tahvillerden çıkıp daha yüksek faiz sunan yeni varlıklara yöneliyor. Bu durum tahvil fiyatlarını aşağı çekerken getirileri yukarı taşıyor.
Japonya’da yaklaşık 30 yılın zirvesi
Küresel tahvil piyasasındaki satış dalgasının en çarpıcı yansımalarından biri Japonya'da görüldü. Ülkenin 10 yıllık devlet tahvili faizi yüzde 3'ün üzerine çıkarak 1990'ların ortalarından bu yana görülmeyen seviyelere ulaştı.
Uzun süre sıfıra yakın faiz politikasıyla öne çıkan Japonya'daki bu dönüşüm, küresel piyasalar açısından da önem taşıyor. Japon yatırımcıların ülke içinde daha yüksek getiri elde etmeye başlaması, ABD ve Avrupa tahvillerine yönelen sermayenin azalmasına neden olabilir.
Bu ihtimal, zaten yüksek borçlanma ihtiyacıyla karşı karşıya olan küresel tahvil piyasalarında arz-talep dengesini daha da zorlayabilir.
G20’nin gündemindeki sorun piyasalarda büyüyor
G20 toplantısında küresel dengesizlikler ve kamu borçlarının sürdürülebilirliği konusunda ortak bir çözüm zemini oluşturulamaması, bu sorunların finansal piyasalardaki yansımalarının daha fazla önem kazandığı bir döneme işaret ediyor.
Tahvil faizlerindeki yükseliş yalnızca devletlerin borçlanma maliyetlerini artırmıyor. Uzun vadeli faizlerin yükselmesi, konut kredilerinden şirketlerin finansman giderlerine kadar ekonominin birçok alanında borçlanma maliyetlerinin artmasına neden oluyor.
Önümüzdeki dönemde petrol fiyatlarının seyri, merkez bankalarının faiz politikaları ve hükümetlerin bütçe tercihleri küresel tahvil piyasalarının yönünde belirleyici olacak. ABD'nin 10 yıllık tahvil faizinde yüzde 5 seviyesi ise piyasalar açısından kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.