;
Arama

100 milyon pound manşeti ve arkasındaki asıl hikâye

Rolls-Royce CEO’su Tufan Erginbilgiç’in “100 milyon pound kazancı” üzerinden kopan tartışma, aslında bir maaş hikâyesinden çok daha fazlasını anlatıyor: İngiltere’nin liderliği nasıl seçtiğini, riski nasıl paylaştırdığını ve değeri nasıl ödüllendirdiğini…

13 Ocak 2026, 12:58 Güncelleme: 13 Ocak 2026, 13:04
100 milyon pound manşeti ve arkasındaki asıl hikâye
Rolls-Royce CEO’su Tufan Erginbilgiç

O manşeti ilk gördüğümde herkes gibi ben de durup düşündüm:
“100 milyon pound…”

Türkiye’de bir CEO’nun kazancına bu rakam yazıldığında refleksler belli. Kimi “olmaz böyle şey” der, kimi “ayıp” der, kimi de “kesin işin içinde bir oyun var” diye içinden geçirir. Oysa İngiltere’de bu tür rakamlar tartışma yaratır ama öfke değil; merak uyandırır. Arka planı deşilir. Çünkü herkes bilir ki o sayının arkasında bir piyasa matematiği, bir performans hesabı ve yıllara yayılan bir risk paylaşımı vardır.

Tufan Erginbilgiç’in Rolls-Royce CEO’su olarak “100 milyon pound kazandığı” haberini okurken benim zihnim, bugüne değil, 30 yıl öncesine gitti. 
Paris’te genç bir diplomatken ve sonra Londra’da LSE’de yüksek lisans yaparken ilk kez şu soruyla yüzleşmiştim:
“İngilizler insanı nasıl seçiyor, nasıl yetiştiriyor ve nasıl ödüllendiriyor?”

Disiplin değil, muhakeme

LSE’deyken İngiliz Dışişleri’nin kadro profillerini inceliyordum. Şaşırmıştım:
Biyoloji mezunu büyükelçiler, antropolog müzakereciler, tarihçi stratejistler, ilahiyatçı bakanlar… Bizde hâlâ “hangi fakülte” diye bakılırken, İngiltere’de esas soru şuydu:

Bu insan karmaşık dünyayı okuyabiliyor mu, çok boyutlu analiz yeteneği, karizması var mı? Baskı altında doğru karar verebiliyor mu? Ülkesinin çıkarını uzun vadede büyütebiliyor mu?

Bugün Rolls-Royce gibi 50 binden fazla çalışanı olan, yıllık cirosu 17 milyar poundu aşan, piyasa değeri son iki yılda yaklaşık üç katına çıkan bir sanayi devinin başına bir lider aranırken de bakılan şey tam olarak budur.

OECD’den özel sektöre geçerken

Benim beklenmedik şekilde OECD’den Londra’da BG Group’a davet edilmem de bu bakışın bir ürünü idi. Kimse bana “Enerji mühendisliği, rezervuar yönetimi, doğal gaz ticareti biliyor musun, okulda ne okudun?” diye sormadı. Şuna baktılar:
Hükümetlerle müzakere edebiliyor mu? Krizi yönetebiliyor mu? Jeopolitiği, finansmanı, hükümet mekanızmalarını, iş geliştirmeyi, insanı aynı masada okuyabiliyor mu?

BG Group’ta aynı bölümde birlikte çalıştığım Rob Watson da bunun çok iyi bir örneği idi . Kamu yönetimi kökenliydi. Sonra Rolls-Royce’ta sivil havacılık iş kolunun başına geçti CEO olarak. 10 milyar dolarlık birim yönetiyor. Kimse “sektör dışı”ndan geldi,  “ne anlar uçaklardan” demedi. “Bu karmaşıklığı kaldırır mı?” diye baktılar.

Tufan ve 100 milyon pound’un gerçek matematiği

Şimdi gelelim manşetin kendisine.

“100 milyon pound” denince Türkiye’de herkes bunu sanki bir yılda ödenmiş nakit maaş gibi algılıyor. Oysa gerçek tablo bambaşka:
    •    Rolls-Royce CEO maaşı yıllık yaklaşık 1.5–2 milyon pound bandında.
    •    Kısa vadeli nakit bonuslar performansa bağlı, birkaç milyon pound ile sınırlı.
    •    Asıl büyük rakam, 5–7 yıla yayılan uzun vadeli hisse teşvikleri.

Tufan göreve geldiğinde Rolls-Royce hisseleri pandemi sonrası dip seviyelere yakındı. Son iki yılda şirketin piyasa değeri yaklaşık 10 milyar pounddan 30 milyar poundun üzerine çıktı. Yani yaratılan ek değer 20 milyar pound civarında.

CEO’ya tahsis edilen hisseler bu değer artışının çok küçük bir yüzdesine denk geliyor. Kabaca söylersek, şirket değerinin binde birkaçlık kısmı. Ama medya bunu tek bir rakam olarak görünce “100 milyon” diye manşete taşıyor.

Bu bir maaş değil;
Bu, şirket ayağa kalkarsa paylaşılan bir kazanç.
Şirket batarsa sıfırlanan bir hak.

İngiliz sistemi CEO’yu hissedarla aynı kader çizgisine bağlar.

Sektör duvarlarının anlamsızlığı

Aynı şekilde BG Group’ta birlikte çalıştığım Mark Carne da enerji sektöründen gelip British Rail’in başına geçti. Arkadaşım Al Cook, Güney Gaz Koridoru gibi jeopolitik bir enerji projesini yönettikten sonra dünyanın en büyük elmas şirketlerinden De Beers’in CEO’su oldu.

Türkiye’de olsa bu atamalar “uyumsuz” diye tartışılır.
İngiltere’de ise normaldir. Çünkü bakılan şey sektör bilgisi değil, liderliğin kalitesi taşınabilirliğidir.

Türkiye için asıl hikâye

Bu yüzden “100 milyon pound” başlığını kıskançlık ya da öfkeyle değil, ibretle okumak gerekiyor.

Sorulması gereken sorular şunlar:
    •    Biz zor zamanlarda şirketi ayağa kaldıran lideri ayırt edebiliyor muyuz?
    •    Değer yarattığında onu ortak gibi ödüllendirebiliyor muyuz?
    •    Hata yaptığında bedeli birlikte ödeyeceği bir teşvik sistemi kurabiliyor muyuz?

Bugün FTSE-100 şirketlerinde ortalama CEO toplam kazanç paketleri 5–8 milyon pound civarında. Ama şirketini ikiye katlayan liderin uzun vadeli hisse kazancı 50–100 milyona da çıkabiliyor. Çünkü yaratılan değer milyarlarla ölçülüyor.

Tufan’ın hikâyesi bir “maaş” hikâyesi değil. Bir güven, risk ve performans hikâyesi.

Ve bana göre Türkiye için asıl ders şu: Biz parayı değil, değeri; etiketi değil, muhakemeyi; kıdemi değil, liderliği ödüllendirmeyi öğrenmeden, bu tür manşetlere hep şaşırmaya devam edeceğiz.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok