;
Arama

Düşenin dostu olmaz: Savaşın ortasında İran’ın artan yalnızlığı

Orta Doğu’nun sert gerçekleri İran’ı yalnız bırakıyor. Bölgesel nüfuz yıllar içinde erirken, stratejik ortaklar sahada görünmüyor, ekonomik ve diplomatik baskı artıyor.

06 Mart 2026, 12:23

Orta Doğu siyasetinin her zaman geçerli olan sert bir kuralı var: Güçlü olduğunuzda müttefikleriniz çoğalır; gücünüz sarsıldığında ise etrafınız hızla tenhalaşır.

Bugün devam eden savaşın ışığında İran’ın karşı karşıya olduğu tablo bence tam da budur.

Bir zamanlar Irak’tan Suriye’ye, Lübnan’dan Yemen’e uzanan geniş bir coğrafyada etkisini hissettiren İran, bugün son kırk yılın belki de en zor ve en yalnız dönemlerinden birini yaşıyor. Savaş uzadıkça bu yalnızlığın daha da derinleşmesi ihtimali güçlü görünüyor.

Üstelik İran üzerindeki baskı yalnızca askeri cephede değil. Jeopolitik, ekonomik ve diplomatik cephelerde de ciddi bir sıkışma söz konusu.

Bugün sahnede görünen tablo oldukça net: Klasik diplomatik açıklamalar, tarafları itidale davet eden çağrılar ve sembolik protestolar dışında İran’ın yanında duran ciddi bir güç görünmüyor.

Stratejik ortaklar… ama savaşta değil

İran uzun yıllardır kendisini Batı karşıtı bir eksende Rusya ve Çin ile stratejik ortaklık içinde konumlandırıyordu.

Enerji alanında milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzalandı.
Savunma iş birlikleri geliştirildi.
Batı’ya alternatif bir jeopolitik blok söylemi oluşturuldu.

Ancak bugün savaşın en kritik anlarında ne Moskova ne de Pekin sahada görünür bir destek veriyor.

Rusya, Ukrayna savaşı ve kendi ekonomik baskılarıyla meşgul. Çin ise her zamanki gibi temkinli davranarak krize mesafeli durmayı tercih ediyor.

Oysa Çin, İran’ın en büyük enerji müşterisi konumunda. 2025 itibarıyla Çin’in İran’dan günde yaklaşık 1,3–1,4 milyon varil (hem de iskontolu fiyatla) petrol ithal ettiği tahmin ediliyor. Bu rakam İran’ın petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını oluşturuyor.

Ancak ekonomik çıkar, askeri destek anlamına gelmiyor. Pekin için İran önemli bir enerji kaynağı ve silahlarının alıcısı olabilir, fakat küresel ekonomik ve askeri çıkarlarını riske atacak doğrudan bir jeopolitik angajman Çin stratejisinin parçası değil.

Kısacası İran’ın yıllardır stratejik dayanak olarak gördüğü iki büyük güç bugün sahada yok.

Üstelik Moskova ve Pekin de İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşması ihtimalinden hiçbir zaman tam anlamıyla rahat değildi.

Arap dünyasının uzun hafızası

İran’ın yalnızlığının bir diğer nedeni ise Arap dünyasıyla yıllar içinde biriken derin güvensizliktir.

Tahran bölgedeki nüfuzunu çoğu zaman vekâlet savaşları üzerinden genişletti.

Irak’ta milis ağları,
Suriye’de askeri varlık,
Lübnan’da Hizbullah,
Yemen’de Husiler…

Bu stratejinin mimarlarından biri olan Kasım Süleymani, 2020 yılında ABD tarafından Irak’ta gerçekleştirilen bir operasyonla öldürülene kadar İran’ın örtülü bölgesel operasyonlarının sembolüydü.

Ancak bu strateji İran’a nüfuz kazandırırken aynı zamanda Arap dünyasında derin bir kuşku ve öfke de yarattı.

Bugün birçok Arap ülkesi İran’a yalnızca mesafeli durmuyor; bölgedeki istikrarsızlığın önemli bir bölümünden de Tahran’ı sorumlu tutuyor.

Şii nüfus var, ama siyasi destek yok

Teorik olarak İran’ın mezhepsel bağlar üzerinden bölgede doğal müttefikler bulabileceği düşünülebilir.

Gerçekten de Suudi Arabistan’ın doğu eyaletlerinde – ki ülkenin en büyük petrol sahaları oradadır – ayrıca Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde önemli bir Şii nüfus bulunmaktadır.

Ancak sosyolojik bağlar her zaman jeopolitik destek anlamına gelmez.

Çünkü bölge ülkeleri İran’ın geçmişteki politikalarını unutmuş değil:
    •    İslam devrimini ihraç etme girişimleri
    •    Bölgesel milis ağları
    •    Komşu ülkelerin iç işlerine müdahale suçlamaları
    •    Nükleer program üzerinden yürütülen stratejik baskı

Bu nedenle bugün İran belki de modern tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşarken, bölge ülkelerinin büyük çoğunluğu mesafeli kalmayı tercih ediyor.

“Direniş ekseni” zayıfladı

İran’ın yıllar içinde oluşturduğu ve sıkça “direniş ekseni” olarak adlandırılan vekil güç ağı da artık eski gücünde değil.
    •    Hizbullah Lübnan’da artan askeri ve ekonomik baskı altında
    •    Hamas Gazze’de ağır kayıplar yaşadı
    •    Husiler Yemen’de aktif olsa da stratejik kapasitesi sınırlı

Bu ağlar İran’a bölgesel stratejik derinlik sağlıyordu. Ancak bugün bu yapıların hiçbiri İran’ın karşı karşıya olduğu büyük jeopolitik baskıyı dengeleyecek güçte görünmüyor.

Komşularla kırılgan ilişkiler

İran’ın çevresindeki ilişkiler de oldukça karmaşık.

Geçen yıl Pakistan ile karşılıklı füze saldırıları yaşandı. Bu durum İran’ın komşularıyla ilişkilerinin ne kadar hassas olduğunu gösterdi. Şu anda Pakistan’ın başı Afganistan ile dertte.

Kuzeyde ise İran, (kâğıt üzerinde Şii) Azerbaycan’ın İsrail ile yakın ilişkilerinden rahatsızlık duyuyor. Tahran’da bazı çevreler Azerbaycan’ın İsrail tarafından İran’a karşı bir kuşatma stratejisinde kullanılabileceğini düşünüyor.

Nahçıvan’a yönelik saldırı sonrası Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in öfkeli ve sert protestosu, gerilimin ne kadar hızlı tırmanabileceğini gösterdi.

Bölgesel rakip gördüğü Türkiye ile ilişkiler tamamen kopmuş değil. Ankara ile Tahran arasında diyalog sürüyor ve Türkiye potansiyel bir arabulucu rolü oynayabilecek az sayıdaki aktörden biri olmaya devam ediyor. Ancak güvenin zaman zaman sarsıldığı da bir gerçek.

Ekonomik baskı ve iç kırılganlık

Bu savaşın en ağır bedelini ise İran halkı ödüyor.

Yıllardır yaptırımlar altında olan İran ekonomisi şimdi daha büyük bir baskıyla karşı karşıya.

İran’ın petrol ihracatı son yıllarda günde yaklaşık 1,5–2 milyon varil seviyesinde seyrediyordu ve bu gelirler ekonominin en önemli dayanak noktalarından biriydi.

Ancak savaş, finans sistemi, enerji ticareti ve deniz taşımacılığı üzerindeki baskıyı artırarak bu gelirleri de risk altına soktu.
Savaş dönemlerinde devletler genellikle insan hareketliliğini kontrol altına almaya çalışır. İran’da da insanların ülkeyi terk etmesini zorlaştıran önlemlerin gündeme geldiğine dair haberler var. Türkiye ve Azerbaycan mülteci akınına karşı hazırlık yapıyorlar, en kötü senaryo gerçekleşirse diye.

Orta Doğu’nun sert gerçeği

Uluslararası siyasette dostluklar çoğu zaman kalıcı değildir.
Çıkarlar kalıcıdır.

İran uzun yıllar boyunca sert güç araçlarıyla bölgesel nüfuz kurmaya çalıştı ve bu süreçte çok sayıda insan hayatını kaybetti, ezeli düşmanlar kazandı.

Bugün bu stratejinin diplomatik, ekonomik ve askeri maliyeti açıkça görülüyor.

Orta Doğu’nun sert gerçeği şudur:

Düşenin dostu az olur.

Bugün İran belki de uzun yıllardan sonra ilk kez büyük ölçüde kendi başına ağır bir savaşın ve jeopolitik baskının ortasında kalmış durumda.

Sonunda barış empoze edilse bile yakın zamanda toparlaması kolay görünmüyor. Eğer savaş sonrası dönemde sadece toprak bütünlüğünü ve petrol-gaz sahalarını koruyabilirse, bunu büyük bir başarı saymak gerekecek.

Hepimiz için bir ders

Bu tablo sadece İran için değil, tüm ülkeler için önemli bir ders içeriyor.

Barış zamanında dost biriktirmek, güven inşa etmek, kapasitenizin ötesinde maceralara atılmamak ve kriz zamanlarında sizi yalnız bırakmayacak dostane, sağlam ilişkiler kurmak hayati önemdedir.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok