;
Arama

Bir Prens, bir hücre ve bir doğum günü: Andrew Mountbatten-Windsor dosyası monarşiyi sarsar mı?

İngiltere kraliyet ailesinin tartışmalı ismi Andrew Mountbatten-Windsor, 66’ncı yaş gününü gözaltı hücresinde geçirirken, Epstein dosyalarının gölgesinde monarşi tarihinin en sert meşruiyet sınavlarından biri yaşanıyor. Mesele artık bir prensin düşüşünden çok, hukukun unvan karşısındaki üstünlüğü.

19 Şubat 2026, 15:51 Güncelleme: 19 Şubat 2026, 15:59

66. yaş gününde bir hücrede.

Bir yatak.
Bir tuvalet.
Ve floresan ışığın altında sorgulama.

Bir zamanlar Buckingham Sarayı’nın altın varaklı salonlarında yürüyen, İngiltere’yi küresel ticaret arenasında temsil eden bir isim için bu görüntü başlı başına tarihsel bir kırılma anı.

Artık “Prens Andrew” değil. Andrew Mountbatten-Windsor. 

Unvanlarından arındırılmış, sıradan bir vatandaş statüsünde, kamu görevini kötüye kullanma şüphesiyle gözaltında.

Masumiyet karinesi elbette geçerli. Mahkeme kararı yok. Polis böylesi yüksek profilli birisini basit bir şüphe nedeniyle tutuklayıp hücreye atmaz.

Semboller bazen hukuki sonuçlardan daha güçlü. Ve bu sembol, monarşiden çok daha fazlasını anlatıyor.

Kişisel bir tanıklık

Andrew’u yalnızca gazetelerin manşetlerinden tanımıyorum. “Kraliçe Öldü, Kral Çıplak mı?” (destek yayınları) kitabımda yazdım onu uzun uzun.

Uzun yıllar çalıştığım İngiltere’nin en büyük enerji şirketlerinden birinde görev yaparken, yatırımlar yaptığımız Kazakistan, Çin ve Mısır gibi ülkelerle çözülemeyen meselelerimiz olduğunda, o dönem kraliyet ticaret temsilcisi sıfatıyla heyetlerimizin başında yer alırdı. İngiliz devletinin ve kraliyet ailesinin ağırlığını masaya koyan, devlet adına ülkesinin firmaları için çözüm üreten isimdi.

Türkiye ile İngiltere arasında her yıl dönüşümlü olarak yapılmakta olan stratejik “Tatlı Dil Forumu” zirvesinde de birçok kez bir araya geldik. İngiltere’yi kraliyet adına o temsil ederdi; Türkiye’yi ise önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ardından Recep Tayyip Erdoğan.

Birçok toplantıda yan yana oturduk, sohbetler ettik. Devlet temsilciliğinin ciddiyetiyle, kraliyet protokolünün ihtişamı birleşirdi.

Ancak zamanla skandalların gölgesi büyüdü. Ve sonunda görevinden azledildi.

Bugün o ihtişamdan geriye kalan tek şey, Mountbatten-Windsor soyadı.

Epstein gölgesi

Jeffrey Epstein’ın mide bulandırıcı dosyalarının milyonlarca belge ve binlerce fotoğrafla kamuoyuna yansıması, kraliyet ailesinin bu konudan uzak durmasını, sessiz geçiştirmesini imkânsız hale getirdi.

Artık mesele kişisel bir ilişki tartışması değil. Bu, devlet sorumluluğu ve kamu görevi bağlamında bir etik ve meşruiyet testi haline geldi.

Kral Charles’ın bir süre önce Andrew’u tüm kraliyet unvanlarından arındırması aslında Saray’ın yaklaşan fırtınayı önceden gördüğünü gösteriyordu. Andrew artık kraliyet maskesiyle değil, sıradan bir vatandaş olarak soruşturuluyor.

Bu detay hayati. Bir hukuk devletinde kimse hukukun üstünde değil.

Monarşi çöküyor mu?

Republic UK gibi cumhuriyetçi hareketler bu gelişmeyi “monarşinin sonu” olarak yorumlamaya hazır.

Argümanları net:
    •    Monarşi demokratik değil.
    •    Maliyetli.
    •    Hesap vermez.

Andrew vakası bu söylemi güçlendiriyor. Ancak tarih bize daha soğukkanlı olmayı öğretiyor.

Edward VIII’in abdikasyonu.
Diana krizi.
Harry-Meghan kopuşu.

Her seferinde “monarşi bitiyor” dendi. Ama kurum ayakta kaldı.

Monarşiler kişilerle değil, süreklilikle yaşıyor, ama ayakta kalmak giderek zorlaşıyor. Commonwealth artık uzaklaşıyor, Kral Charles sağlık sorunları ile uğraşıyor. Oğlu Wiiliam yeterince popüler değil, annesi ve babaannesinin karizmasına ve duygusal bağ kurma becerisine sahip değil, kardeşi Harry ile konuşmuyor. 

Bu kez farklı mı?

Bu olayın farkı şu: Bu bir aile içi trajedi değil. Bu, kamu görevinin kötüye kullanıldığına ve Epstein’a hassas sırların geçildiğine dair bir iddia.

Eğer devlet sırrı niteliğindeki bilgilerin uygunsuz şekilde paylaşıldığı kanıtlanırsa, mesele sadece kişisel itibar değil; anayasal meşruiyet olur.

Kurumlar skandalla değil, güven kaybıyla çöker.

Genç kuşak desteği azalırsa, şeffaflık sağlanamazsa ve kraliyet “dokunulmazlık algısı”nı kıramazsa, asıl tehlike o zaman başlar.

İngiltere’nin asıl gücü

Bana göre bu hikâyenin en önemli boyutu şu: Bir kralın kardeşi gözaltına alınabiliyorsa, bu çöküş değil; sistemin işlediğinin göstergesidir.

Birçok ülkede bu mümkün değildir. Kraliyet tacı, gözaltı hücresinin kapısını açamaz.

Ve belki de Birleşik Krallık’ın gerçek üstünlüğü tam burada yatıyor.

Sembolün gücü

Andrew bugün tek kişilik bir hücrede doğum gününü geçiriyor olabilir.

Ama bu sadece bir kişinin düşüşü değil. Bu, unvanın hukuk karşısında geçersizliğinin sembolüdür.

Kraliyet maskesi düştüğünde geriye sadece vatandaş kalır.

Ve modern çağın en sert mesajı şudur: Kimse hukukun üstünde değildir.

Monarşi çöküyor mu?

Muhtemelen hayır. Ama bu, 21. yüzyılda kraliyet kurumunun en ciddi sınavlarından biridir. Aşınacağı kesin.

Bir (eski) prens düşebilir. Bir kurum ayakta kalabilir. Ancak o kurumun geleceğinin, şeffaflık ve hesap verebilirlik kapasitesine bağlı olduğunu gösteriyor bize bu olay.

Bir imparatorluğun sessiz sınavı, gücün mutlak olduğunu, zırh sağladığını düşünen herkese dersler içeriyor. 
Sonuçta bir hücre, bir yatak, bir tuvalet ve doğum gününde kendisi, ailesi ve ülkesi için utanç.

Prens Andrew görevi kötüye kullanma şüphesiyle gözaltına alındı
 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok