Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasının ardından pek çok yorum okuyoruz. Türkiye ve İsrail kazananlar arasında gösterilmesine rağmen tedirginliğin de yüksek olduğunu görüyoruz. Oysa Huntington, Brzezinski, Friedman, Zeihan gibi eski, yeni pek çok analist Türkiye’nin yeni bir düzende çok büyük rol oynayacağını yıllardır yazıyor.
Hamas saldırısı ve ardından İsrail’in orantısız cevabı sırasında pek çok kişi ABD’nin neden Çin’e odaklanmak yerine yeniden Ortadoğu’ya ‘bulaştığını’ tartışmaya başladı. Çin, Arabistan ve İran’ı bir araya getirmesi ayrıca Filistinli grupları ağırlaması dolayısıyla Rusya ile beraber bölgede ciddi bir oyuncu olduğunu gösterdi. Ancak Esad’ın düşmesine Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) değil de 1948, 1967 ve 1973 savaşları üzerinden baktığımızda ABD bölgede İsrail’i kullanarak artık hedefine ulaşmış görünüyor. Bu savaşlara katılmış olan tüm ülkelerde rejim değişti ve İsrail’e yönelik tehdit azaldığı gibi SSCB ve ardından Rusya’nın etkinliği tamamen kırıldı. İran’ın iddia edildiği gibi bölgenin en güçlü ülkesi olmadığı ortaya çıktı. 2025 yılında İsrail’in bir İran operasyonuna girişmesi artış şaşırtıcı olmayacak. ABD’nin şimdi Çin’e odaklanması çok daha kolay olacak.
Ancak önce Rusya’nın rolüne bakalım; Stefan Heeb, “Batı Nedir” başlıklı makalesinde bu kavramı Roma ve Alman medeniyetlerine dayanan, referanslarını antik Yunandan alan ve Hristiyanlaşmış bir medeniyet olarak tanımlıyordu. Bu kavram coğrafi bir kavram değil. Çok farklı bir kültüre sahip olan Japonya da bir Batı medeniyeti. Zira modernleşmesini Batı değerleri üzerinden gerçekleştirmiş bir devlet. Ve bu Batı üç savaş içinde; İlki Batı ülkelerinin kendi içindeki savaşı, bugün Batı’da seçimleri kazanan partiler aşırı sağ olarak nitelendirilirken aslında yaptıkları vurguların hep yukarıda bahsedilen köklere olduğunu görüyoruz. Batı elitleri 1917 öncesi Rus elitlerinin ruh halini paylaşıyor. UnitedHealthcare’in CEO’sunun öldürülmesini haklı olarak kınarken Kennedy’nin nasıl bakan olduğunun dinamiklerini görmezden geliyor. Kennedy’i hurafelere dayanarak aşı ve bilim karşıtlığı ile suçlarken toplumun önüne 72 cinsiyet olabileceği tezi ile çıkıyor…
İkinci olarak, Rusya ve Ukrayna savaşını görüyoruz. Rusya tarihi itibarı ile Batılılaşmış bir ülke. Tıpkı Japonya gibi Rusya’da da Çarlar Batı modelini önlerine koyarak modernleşme hamlelerine girişti. Ve daha önceki savaşların yani Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nın da Batı’nın kendi savaşları olduğunu söyleyebiliriz. Batı tipi modernleşmiş ülkelerin sistemde daha fazla hak sahibi olmaya yönelik savaşlarını aile içi kavga gibi görmek gerek. Ve savaş sonrasında oluşturulan tüm kurumlar Batı’nın değerleri ve kurumları (ABD’nin kurumları). Şimdi Batı bu kurum ve değerleri kendisi hırpalarken başka bir şey daha oluyor: Üçüncü bir savaş. Bu savaş yüzyıllardır görülmeyen bir savaş. Batı’ya ekonomik ve kültürel olarak en son meydan okuma ne zaman gerçekleşti? SSCB’yi sayamayız zira kökenleri Batılı. Endülüslerin İspanya’yı işgal etmesi örnek olarak verilebilir. Veya bir İslam medeniyeti olarak Osmanlı’nın Viyana’ya dayanması benzer bir örnek. Bu medeniyetler yukarıdaki dinamiklere sahip olmayan ve kendi değerlerini yaratmış medeniyetler olarak Batı ile mücadele halindeydi. Ancak asırlardır böyle bir mücadele söz konusu değil.
Ta ki bugüne geldiğimizde, Viktor Orban bir konuşmasında Çin’in Batı tipi modernleşmesinden farklı, kendine has dinamikleri ile modernleşebildiğine değindi. Özellikle İkinci Dünya Savaşı ve SSCB’nin çöküşü sonrası Batı dünyasının kendi kültürü ile yaşaması yerine Batı modernizasyonu ile yaşaması gerektiğine karar verdi. Ancak köklü medeniyetler aynı fikirde değil. Peru toplantıları sonrasında Çin bu konuya net bir vurgu yapmıştı. Tayvan konusu, Batı’nın anladığı tarzda demokrasi ve insan hakları, Çin’in sistemi ve yolu ile ekonomik yükselişi tartışma konusu edilemez.
ABD ve Çin fiziki bir kavgaya girişmese bile birkaç yüzyıldır görmediğimiz bir kültürel, ekonomik model kavgasına girişecek. Bu kavga Schrodinger’in para sistemleri, borsaları, ödeme sistemleri, global kurumlarını ortaya çıkartacak. Yani bir kutup için var olan ancak diğerleri için olmayan yapılar. Rus şirketlerinin Rusya’da değeri var Batı borsalarında ise yok.
Tüm okuyucularımıza mutlu bir yeni yıl diliyorum.