Enerji dünyasında 40 yılı aşkın zaman geçirdim. Diplomaside, Uluslararası Enerji Ajansı’nda, büyük enerji şirketlerinde ve hükümetlerin karar masalarında pek çok kriz gördüm. Bu tecrübenin bana öğrettiği en önemli şey şudur: Enerji krizleri sanıldığı gibi kaynağın bir gecede tükenmesiyle başlamaz. Asıl kriz; sistemdeki küçük aksaklıkların yayılması, bir rafinerinin kapanması, sigorta veya kredi maliyetlerinin yükselmesi ve kağıt üzerinde bol görünen enerjinin piyasaya ulaşamamasıyla başlar. Günümüzde risk çok daha karmaşıktır. Artık sadece petrol ve gazın varlığını değil bunları işleyecek rafinerileri, taşıyacak boru hatlarını, yenilenebilir enerji için gereken sermayeyi, lityum ve nikel gibi kritik minerallerin kaynağını ve büyüyen yapay zeka merkezlerinin elektrik ihtiyacını sorgulamak zorundayız. Enerji krizinin ikinci perdesi tam olarak burada, yani zincirin tüm halkalarının aynı anda gerilmesiyle başlıyor.
Dünyada yer altında ham petrol bulunması tek başına yetmez. Ekonomi rafine edilmiş dizel, benzin ve jet yakıtıyla döner. Son yıllarda Batı’da kapanan rafineriler, Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları ve uzayan navlun rotaları, doğru ürünün yanlış coğrafyada kalmasına yol açıyor. Üstelik Hürmüz, Süveyş ve Türk Boğazları gibi dar koridorlar ile limanlar ve elektrik kabloları, geleceğin yeni stratejik cephe hatları haline geliyor. Diğer yandan finansman boyutu da giderek zorlaşıyor. Dünya şu an hem mevcut fosil altyapısını ayakta tutmak hem de yenilenebilir enerji dönüşümünü finanse etmek zorunda. Yüksek faizler, artan ekipman maliyetleri ve karbon baskısı nedeniyle ne eski sisteme yeterince yatırım yapılabiliyor ne de yeni sistem hızlıca kurulabiliyor. Ortada oluşan bu tehlikeli boşluk elektrik kesintilerine, yüksek faturalara ve sanayide rekabet kaybına davetiye çıkarıyor.