Bir süredir medya ve eğlence dünyasına dair en kolay cümle şu: Televizyon bitiyor, dijital geliyor. İlk bakışta ikna edici duran bu cümle, Türkiye’ye biraz daha dikkatli bakınca hızla yetersizleşiyor. Evet, ekranla kurduğumuz ilişki değişiyor. Evet, dijital platformlar, sosyal medya akışları ve mobil ekranlar gündelik hayatın merkezine daha fazla yerleşiyor. Ama bütün bu dönüşümün ortasında televizyonun önemini kaybettiğini söylemek, meseleyi eksik okumak olur.
Çünkü bugün Türkiye’de ekran düzeni tek bir merkezden yönetilmiyor olabilir ama hâlâ çok güçlü bir ana sahnesi var. Haber söz konusu olduğunda da, dizi söz konusu olduğunda da televizyonun etkisi azalmış olsa bile ortadan kalkmış değil. Hatta bazı alanlarda, özellikle ortak zaman duygusu yaratma kapasitesi bakımından, hâlâ belirleyici bir ağırlığı var. İnsanlar günün sonunda neyi konuşacaklarını, hangi karaktere kızacaklarını, hangi sahneye üzüleceklerini ya da ertesi gün iş yerinde hangi bölümün konuşulacağını çoğu zaman yine televizyonun kurduğu ortak ritim üzerinden belirliyor.