Sevgili kültürlü okuyucu, evet biliyoruz, Hannah Arendt bunu kötülük için kullanmıştı. Kendisine saygısızlık etmek istemem ama biliyorsunuz ben yanlış anlaşılan kahramanların üzerine yapışan klişeleri temizleme işindeyim. Bir dinleyin ikna olmazsanız yine klişeye döneriz, söz. “Kötülüğün sıradanlığı” kavramı kötülüğün olağan olduğunu söylemez. Kötülük yaygındır ve sıradandır ama insanlar kötü olduğu için değil. Hatırlayın, Arendt Kudüs’teki salona bir canavar görmeye gitmişti, çok daha rahatsız edici bir şeyle karşılaştı. Eichmann kimseden nefret etmiyordu, o sadece işini yapıyordu. Adamın KPI’ları ve tanımlanmış iş süreçleri vardı. Bir kez olsun hedefleri ve prosedürleri sorgulamamıştı mükemmel bir memurdu. Oradaki kötülük niyetle değil, muhakeme eksikliğiyle ilgiliydi.
Şimdi gelin bunu tersine çevirelim, hedef iyilik olsun. Mekanizma muhakemeyi gereksizleştiriyorsa hedeflenen çıktının toplum tarafından “iyi” olarak nitelendirilmesi pek bir şey değiştirmiyor. O da sıradanlaşıyor, haydi doğru tercümesiyle (bence) söyleyelim; bayağılaşıyor. Bugün yine bir klişeye dönüşmüş olan “şefkatli liderlik” yaklaşımı tam da bu tuzağa çekiyor bizi. İşte zurna tam da burada zırt diyor.