İstanbul’da bir laboratuvardan Karayipler’e uzanan bir hikâye: Vertigo hastalarına kişiye özel tedaviyi otomatikleştiren yapay zeka (YZ) destekli sistemlerden, fırtına çıkar çıkmaz şemsiye gibi kapanıp ayakta kalmayı başaran türbinlere… 67 uluslararası patentiyle Türkiye’de derin teknolojiye rota çizen isim, akademiyi sahaya indiren bir mühendis: Prof. Dr. Tarık Özkul.
Karayipler’in St. Kitts & Nevis adasında bir liman binasının çatısında, rüzgar aniden yön değiştiriyor. Klasik türbinler ağır gövdesiyle rüzgarı “göğüslerken”, AeroFOLD anında hacmini küçültüp kanatlarını adeta içe katlıyor; fırtınayı bir yıkım değil, enerjiye dönüştürme fırsatına çeviriyor. Bu görüntü, Özkul’un teknoloji anlayışının özeti: “Gürültüsüz devrim.” Aynı pragmatik zihniyet, hastane koridorlarında sık tekrarlanan bir teşhis hatasını da hedefe kilitlenen bir “füze” gibi çözüyor: Kulak kristallerinin kayması diye bilinen vertigo.
Vertigo, çoğu zaman iyi huylu bir iç kulak sorunu olan Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo’dan (BPPV) kaynaklanıyor; literatürde yanlış/eksik teşhisin yüzde 74’lere çıkabildiği rapor ediliyor. Özkul’un kurduğu SYG Medical, bu zorluğu iki bileşenli bir sistemle ele alıyor: YZ destekli video-okülografi gözlükleri hastanın göz hareketlerini milisaniye hassasiyetinde analiz ediyor; ardından robotik bir manevra koltuğu, kişiye özel yeniden konumlandırma (repozisyon) manevralarını hatasız ve otomatik uyguluyor. Sonuç: Hekimin kararını zenginleştiren, standartı yükselten, hastanın defalarca hastaneye gitmesini azaltan bir akış. Amerikan merkezli MedHealth Review, SYG Medical’ı “2024’ün En İyi 10 KBB Teknoloji Şirketi” arasına aldı; bu yalnızca teknik bir başarı değil, erişilebilir sağlık hizmeti açısından da ölçülebilir bir fark.
Tarık Özkul’un sağlık alanındaki başarısı, onun teknolojideki tek atılımı değil. Kendisinin deyimiyle “sessiz ama oyun değiştirici” bir diğer projesi, “AeroFOLD” adını verdiği katlanabilir dikey eksenli rüzgar türbini. Klasik rüzgar türbinleri, yüksek rüzgar hızlarına dayanabilmek için ağır yapılarla inşa edilir. Ancak AeroFOLD, fırtına anında kanatlarını tıpkı bir şemsiye gibi kapatarak, kendi hacmini küçültebiliyor. Böylece hem daha hafif hale geliyor hem de minimum temelle çok daha kolay bir şekilde kurulabiliyor. AeroFOLD, düşey eksenli oluşu sayesinde rüzgar yönünden bağımsız çalışabiliyor ve gürültüsüz yapısı sayesinde yerleşim alanlarında da kullanılabiliyor. 2024’te Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO – International Maritime Organisation) Maritime Decarbonization Challenge’ında dünya çapında seçilen üç projeden biri olan AeroFOLD, St. Kitts & Nevis’te pilot uygulama için fonlandı.
Türbinler, St. Kitts & Nevis’in başkenti Basseterre’deki liman binalarının karbon salımını azaltmak için kullanılacak. Başarılı olması hâlinde IMO, bu teknolojiyi yaymayı planlıyor. Karayiplerdeki bu küçük ada devleti İstanbul’dan 8 bin 894 km uzakta ve uçakla tek aktarma ile 18 saatte ulaşılabiliyor. Özkul için mesafenin pek önemi yok. Üstelik projesi yalnızca liman uygulamaları değil; mikrogrid altyapıları, deniz üstü enerji üretimi ve hatta gemi itki sistemlerinde de AeroFOLD’un uygulanabilirliği test edilecek. Bu seçim sürecinde rol alan kurumlar arasında Royal Institution of Naval Architects (Kraliyet Gemi Mimarları Kurumu), World Maritime University (Dünya Denizcilik Üniversitesi) ve International Windship Association (Uluslararası Yelkenli Gemi Derneği) gibi denizcilik dünyasının önde gelen otoriteleri yer alıyor. Özkul, bu gelişmeyi “Dünyanın her yerinde bizim teknolojimizi göreceksiniz” diyerek değerlendiriyor. “Bu yalnızca ekonomik bir kazanım değil, aynı zamanda Türkiye’nin özgüvenini güçlendiren bir gelişme” diyor. Özkul, bu tür uluslararası tanınırlığın, teknolojik etkiden daha fazla “ülke özgüveni” açısından değerli olduğunu düşünüyor: “Dünyanın dört bir yanında bizim teknolojimiz görülecek. Bu yalnızca benim değil, ülkenin gururu.”
AeroFOLD yalnızca sabit kurulumları hedeflemiyor. Özkul’un radarında WAP (Wind-Assisted Ship Propulsion – rüzgar destekli gemi itkisi) var: Kanatları kontrol edilebilir ve kapanabilir bir türbin, gemilerde yelken/itki elemanı gibi kullanılabilir mi? Konsept işlerse 200 kW’lık üretimin 3 – 4 MW ölçeğine taşınması hedefleniyor. Bu da mikro-şebekelerden (microgrid), deniz üstü (offshore) üretime ve hatta hibrit gemi tahrik sistemlerine uzanan geniş bir uygulama alanı demek.
“Patent bir sonuç değil, kültürdür” diyen Özkul, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra yüksek lisans ve doktorasını Florida Institute of Technology’de tamamladı. ABD’de kalmak yerine Türkiye’ye dönüp 1990’ların başında bir tıbbi cihaz şirketi kurarak endoskopik kamera üretmeye başladı. Girişimcilik hikayesinin tıp alanında başlaması, abisinin kulak burun boğaz uzmanı olması ile de ilişkili. “Ne estetikten ne de patentten anlardık ama sıfırdan 60 değişik cihaz tasarlayıp sattık” diyor. O günden bugüne biriken 67 uluslararası patent; tıp ve enerjide iki ayrı kulvarda, ama aynı yöntemle - problemi yeniden formüle ederek, basit ama çarpan etkili bir mekanik/algoritmik çözüm bularak - toplandı.
Ticarileşme cephesinde tablo net: SYG Medical’ın klinik pratikle iç içe çözümleri, hastaya temas eden sahici bir kullanım senaryosu yaratıyor; AeroFOLD’un “fırtınada kapanma” zekası ise sertifikasyon ve denizcilik sınıflandırma süreçleri açısından inşa edilebilirlik vadediyor. Özkul’un ifadesiyle bu yolculuğun en kritik yakıtı, uzun vadeli fonlama: “Kimse beş – altı yıllık sertifikasyon süreci olan deep tech’lere kolay kolay yatırım yapmak istemiyor. Geri dönüş süresi uzun ama oyunu gerçekten değiştiren teknolojiler böyle gelişiyor.” Bu yüzden Avrupa Yenilik Konseyi (EIC – European Innovation Council) ve benzeri AB programlarını “stratejik kaldıraç” olarak görüyor. Türkiye’deki mekanizmalar - örneğin TÜBİTAK - içinse tonunu düşüren ama net bir öneri getiriyor: “Jüri kalitesini artırmadığımız sürece potansiyeli heba etmeye devam ederiz.”
Özkul, Türkiye’deki inovasyon ekosistemini Picasso’nun Dora Maar tablosuna benzetiyor: “Gözünüz var ama yanlış yere bakıyor; eliniz var ama yanlış tarafta… Uyumsuzluk problemi var. Oysa her şeyimiz var; uyumu kurduğumuz gün potansiyel muazzam.” Onun için Karayipler bir son durak değil, “daha büyük hedeflere açılan bir liman”. “Dünyanın dört bir yanında bizim teknolojimiz görülecek. Bu yalnızca ekonomik bir kazanç değil, ülkenin özgüvenini güçlendiren bir gelişme” diyor.
AeroFOLD fırtınayı katlarken, SYG Medical vertigoyu yerçekiminin diline çeviriyor. İkisinin ortak noktası ise Özkul’un mottosunda gizli: “Başkalarının yaptığını yaparak onlardan daha iyi olamazsınız.” Bu cümle, onun hem mühendislik yaklaşımını hem de farklı alanlarda geliştirdiği çözümlerin çıkış noktasını anlatıyor.
Laboratuvardan start-up’a: Mucit patronlar / Haber Detay - Tıkla Oku