Ülkeler, karbon emisyonlarını sıfırlamak için önemli adımlar atıyor. Küresel karbon salınımında önemli bir paya sahip lojistik sektörü ise bu dönüşümde kilit rol oynuyor. Birleşmiş Milletler’in 2023 raporuna göre küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 30’u ulaşım sektöründen kaynaklı. Bu oranın büyük bir bölümü ise lojistik sektörüne ait. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin 2030 yılına kadar karbon salımını yüzde 50 azaltmayı ve 2050’ye kadar da karbon nötr olmayı hedeflediği “Yeşil Mutabakat” stratejisi doğrultusunda lojistik sektörüne büyük iş düşüyor. 2025’te sektörün atacağı adımlar sayesinde sıfır karbon emisyonuna ulaşan lojistik operasyonları sadece çevreyi korumakla kalmayacak, aynı zamanda sektördeki maliyetleri optimize ederek daha verimli ve sürdürülebilir bir ekonomi yaratılmasına da yardımcı olacak.
Türkiye lojistik sektörü, AB’nin Yeşil Mutabakat süreci başta olmak üzere global ölçekte çevrenin korunması amaçlı yeni düzenlemelere ve kurallara uyum için gerekli altyapı hazırlık çalışmaları ve yatırımlarını sürdürüyor. Bu bağlamda UND (Uluslararası Nakliyeciler Derneği), INSPECCO-TESTMER ile geliştirilen iş birliği kapsamında üyelerine, emisyon ölçüm standartlarına adapte olmaları için rehberlik ediyor. Ancak UND’nin dikkat çektiği önemli noktalar var:
Öncelikle ticari araçların dünya çapında sera gazı emisyonlarında yüzde 25 oranında payı var. Ancak yük taşımacılığı, bu yüzde 25’lik payın sadece yüzde 30’unu oluşturuyor. Yani ulaştırmanın çevreye verdiği zararın büyük bölümünün kaynağı otomobiller ve yolcu araçları. Öte yandan Avrupa ülkelerine taşıma yapan filolar 30 yıllık Gümrük Birliği ilişkisine karşın hâlâ yoğun şekilde transit kısıtlamalarına, kotalara ve sınırlardan geçişlerini zorlaştıran çeşitli engellemelere maruz kalıyor. Oysa AB içinde bu engellere maruz kalmadan serbestçe dolaşan 7 milyona yakın araç var. Üstelik bu araçların çevre standartlarına uyumu, son derece sınırlı sayıda araçla bu bölgeye giren Türk filosuna göre daha düşük seviyelerde. Bu da bize gösteriyor ki Türkiye lojistik sektörünün AB standartlarına uyumunu hızlandırmak için çevre dostu araçlara geçiş kolaylığı sağlanması büyük önem taşıyor.
Araştırmalar, sınırlarda yaşanan uzun beklemeler ve zorunlu güzergah sapmaları nedeniyle de sera gazı emisyonlarının yükseldiğini net bir şekilde gösteriyor. Örneğin KPMG’nin yayınladığı raporda Romanya ve Bulgaristan’ın Schengen bölgesine kabul edilmesinden önceki ve sonraki dönemlerde saldığı emisyonlar hesaplanmış. Ağır taşıtlar için beklenen her 1 dakikada 68,6 gram karbondioksit salınımı oluştuğu, ortalama sınır bekleme süresi 195 dakika alındığında ise her ay ilave 3 bin 800 ton salınım gerçekleştiği gösterilmiş. Yıllık analizde bu 46 bin ton karbondioksit salınımı anlamına geliyor.
Atlantik Konseyi tarafından yayınlanan bir başka araştırmada ABD - Meksika sınırındaki beklemeler, sadece her iki tarafta yapılan mükerrer fiziksel kontroller tek noktada birleştirilerek azaltıldığında, emisyonlarda yüzde 10 düşüş sağlandığı; bunun yıllık olarak karbondioksit salınımını yüzde 85 azalttığı tespit edilmiş. Ayrıca bekleme sürelerindeki 10 dakikalık azalmanın ekonomik getirisi 26 milyon dolar olarak hesaplanmış.
Türkiye lojistik sektörünün, emisyon salınımını azaltmak için uluslararası kanun düzenleyicilerden bazı beklentileri var. “UND olarak, iklim değişikliği hedeflerinin arzu edilen sonuçları verebilmesi için karayolu taşımacılığı üzerine düşen gayreti gösteriyoruz” diyen dernek başkanı Şerafettin Aras sektörün taleplerini “Sınırlar arasındaki geçişinin dijitalleştirilmesi, bürokratik uygulamaların ve korumacı tedbirlerin minimize edilmesi, Ortak Kapı, Tek Duraktan Hizmet Noktası, Tek Pencere gibi sistemlerin ve e-TIR, e-CMR, e-geçiş belgesi gibi uygulamaların yaygınlaştırılması konularında da somut adımların atılması...” şeklinde sıralıyor.
Bu adımların gerçekleşmesi yalnızca sektöre ivme kazandırmakla kalmayıp Türkiye’nin küresel lojistik pazarındaki etkinliğini de güçlendirmiş olacak.
Sıfır karbona ulaşmanın yolu
Yenilenebilir Enerji Kullanımı: Lojistik merkezlerinin güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarıyla çalışması teşvik ediliyor. Türkiye’de bu alanda yatırımlar artarken dünya genelinde yenilikçi teknolojilerle enerji verimliliği sağlanıyor.
Elektrikli Araçlar ve Akıllı Filolar: Karayolu taşımacılığında elektrikli ve hibrit araçların yaygınlaşması bekleniyor. Akıllı filo yönetimi sayesinde taşımacılık süreçlerinde enerji optimizasyonu sağlanacak.
Dijitalleşme ve Emisyon Takibi: Blok zinciri ve yapay zeka tabanlı izleme sistemleri, karbon emisyonlarının her aşamada takip edilmesini mümkün kılıyor. Avrupa Birliği düzenlemeleri, tüm lojistik şirketlerinin emisyon raporlamasını zorunlu hale getirecek.
Biyoyakıt ve Alternatif Enerji Kullanımı: Denizcilik ve havacılık sektörlerinde biyoyakıtlar ve hidrojen enerjisi, karbon emisyonlarının en büyük düşürücüsü olarak görülüyor.
Yeşil Mutabakat nedir?
Yeşil Mutabakat (Green Deal), AB tarafından 2019 yılında açıklanan ve çevresel sürdürülebilirliği teşvik etmeyi amaçlayan kapsamlı bir stratejidir. AB Yeşil Mutabakatı’nın temel hedefi, 2030 yılına kadar karbon salımını yüzde 50 azaltmak ve 2050 yılına kadar karbon nötr hale gelmek olarak belirlenmiştir. Bu hedefleri gerçekleştirmek için AB, tüm ekonomi politikasını yeşil dönüşüm perspektifiyle yeniden şekillendirerek ilave tedbirler geliştiriyor. Ayrıca AB’nin sürdürülebilir ekonomi oluşturma ve çevreye duyarlı bir toplum amacını taşıyan Yeşil Mütabakatı’nın temel hedefleri ise şöyle:
Karbon Nötr Avrupa: 2050 yılı itibarıyla AB’nin karbon salınımını sıfırlama (karbon nötr olma) hedefi belirlenmiş olup bu, AB’nin tüm sektörlerinde yeşil enerji, yenilenebilir kaynaklar, elektrikli araçlar, yeşil sanayi ve diğer çevre dostu teknolojilerin kullanımını yaygınlaştırmayı gerektirir.
İklim Değişikliğiyle Mücadele: AB, küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlamayı hedefleyerek karbon emisyonlarını ciddi şekilde azaltmayı amaçlıyor. Bu çerçevede, fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji kullanımını artırmak, enerji verimliliğini yükseltmek ve düşük emisyonlu ulaşım sistemleri geliştirmek hedefleniyor.
Döngüsel Ekonomi: Mutabakat; atıkların azaltılması, geri dönüşüm oranlarının artırılması, doğal kaynakların daha verimli kullanılması ve ürünlerin daha uzun ömürlü olması gibi döngüsel ekonomi ilkelerini teşvik ediyor. Bu yaklaşım, “kullan-at” kültürünü ortadan kaldırarak sürdürülebilir üretimi ve tüketimi amaçlıyor.
Doğal Kaynakların Korunması: Tarım, ormanlar, su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik gibi doğal kaynakların korunmasına yönelik stratejiler geliştirilmiş olup AB, bu kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasını ve doğanın iyileştirilmesini hedefliyor.
Yeşil Finansman ve Yatırımlar: Yeşil Mutabakat, çevre dostu projelere finansman sağlamak amacıyla özel fonlar ve teşvikler oluşturur. Örneğin, yeşil tahviller ve sürdürülebilir yatırım araçları gibi çözümlerle çevre dostu projelere yatırım yapılması teşvik edilir.
Sosyal Boyut: Yeşil Mutabakat, çevreyi koruma hedefi ile birlikte sosyal adaletin sağlanmasını da göz önünde bulundurur. Bu, düşük gelirli bölgelerde yeşil geçişin desteklenmesi, iş gücü kayıplarına karşı önlemler alınması ve sosyal eşitsizliklerin azaltılması anlamına gelir.
Türkiye için Önemi: Yeşil Mutabakat yalnızca Avrupa Birliği’ni değil Türkiye gibi AB ile ticaret yapan ve Gümrük Birliği anlaşmasına sahip ülkeleri de doğrudan etkiliyor. Çünkü AB, Yeşil Mutabakat çerçevesinde, çevre dostu üretim ve ticaret yapan şirketlere ayrıcalık tanırken karbon emisyonu yüksek ürünlerin ticaretine çeşitli engeller getirebiliyor. Bu nedenle Türkiye’nin de karbon emisyonlarını azaltan sürdürülebilir ve çevre dostu üretim yöntemlerine geçiş yapması, küresel ticarette rekabet avantajı elde etmesi için de büyük önem taşıyor.