Arama

Lenin ne demiş?

Uzun süredir şirketlerin gündeminde “güven” başlığı altında bir sürü konu var. Özellikle psikolojik güvenlik şirketlerin üzerinde en çok durduğu konu haline geldi. Arkadaşlar bu bir davranış sorunu olmaktan önce bir yapısal durum bir kere, önce orada anlaşalım.

01 Mart 2025, 00:05

İşte size bir tuzak başlık! Rivayete göre Vladimir Ilyich yoldaş bir gün çok güvendiği bazı dağlara kar yağdığını görünce “Доверяй, но проверяй” demiş. Yani Türkçesi “Güven iyidir ama kontrol daha iyidir” demiş. Bu aralar nereye baksam her yerde gördüğüm Musksist pratikler de Lenin’e atfedilen bu sözü ilerletip “boşver güveni, sen kontrol et” kıvamına gelince dayanamadım böyle başlık attım. Rabbim “Arbeit macht frei” (çalışmak özgür kılar) başlığı attırmasın diyerek söze başlayayım.

Uzun süredir “güven” başlığı altında bir sürü konu var şirketlerin gündeminde. Özellikle psikolojik güvenlik neredeyse şirketlerin üzerinde en çok durduğu konu haline geldi ve sanki bu sadece davranışsal bir sorun gibi görüldü. Yani sanki şu insanlar biraz daha medeni olsalar bu iş çözülür, eh o zaman bir “Adab-ı muaşeret kitabı mı neşretsek mirim” durumuna geldik. Arkadaşlar bu bir davranış sorunu olmaktan önce bir yapısal durum bir kere, önce orada anlaşalım. 

Geçtiğimiz 30 yıl içinde her şey o kadar hızlanıp karmaşıklaştı ve bulanıklaştı ki şirketler için esneklik ve hız vazgeçilmez özellikler haline geldi. Böyle bir durumda çalışanların esnekliği de önem kazandı; yani hem nitelik hem nicelik açısından “insan kaynağı” esnek olmalıydı. Gerekli becerilerin raf ömrü giderek kısalıyor, ağ örgüt yapılarıyla kurumların çeperinde bir prekarya oluşuyordu. Esnek çalışma yakışıklı bir terim ama açıp içine baktığınızda kurumlar ve bireyler arasındaki uzlaşmaz demeyelim hadi ama uzlaşması zor çelişkiyi saklıyordu. Bu maskeli baloya “yetenek” kostümüyle katılan  bireyler kendi fikir ve emeklerini, üzerinde anlaşılmış şartlarla kuruma sunacakları bir modele hazırlanıyordu. Söz konusu olan ticari bir işlemdi ve pazar şartlarında gerçekleşiyordu. Bu işlemsel ilişkinin yumuşatıcısı olarak da kurumlar çalışanlarla ilişkilerine bir “anlam” yüklemeye çalışıyordu. Di’li geçmiş kipinin sebebi balonun sonuna yaklaşılmış olması, orkestra belki bir bis yapar ama yavaştan toparlanıyor herkes.

Daha önce de yazdığımız Musksist yaklaşım, maskeleri sıyırıyor, yapay zekanın da desteğiyle bir performans fetişi koyuyor sahneye. Sen performansınsın. Herkesin çok yüksek performans göstermesi beklenen, vasatlığa (bu kelimeye yine geleceğiz) yer olmadığı söylenen, iletişimin eldivensiz olduğu, malum ÇEK (Çeşitlilik, Eşitlik, Kapsayıcılık) uygulamalarını reddeden ve kimsenin kimseye güvenmesinin beklenmediği bir kültür bu. Günümüzün verimlilik, hız ve mukavemet üzerine kurulu yapılarına da çok uygun. Peki problem nerede? İşte burada yine karşımıza o kelime çıkıyor: Vasat. Her şeyin tanımlı olduğu bir dünyada “vasat” ideal bir durum aslında. Ancak etrafımızda pek tanımlı bir şey kalmıyor, her şey sürekli değişiyor. O zaman vasatın kuruma katacağı verimlilik onu aynı zamanda rakiplerine benzetmeye başlıyor. Çok uzatmayalım ve soralım: Hem verimli hem yaratıcı olmak için nasıl bir kültür lazım? Güven olmasa da olur mu? Kontrol her şeyi çözer mi Altan?

Gelin 2023 yılında Baltaş Grubu tarafından yapılan bir araştırmadan alıntı yapalım*: “İş yerinde psikolojik güvenlik yüksek olduğunda; iş terkinde yüzde 27 ve streste yüzde 74 azalma, bağlılıkta yüzde 76, verimlilikte yüzde 50 ve yaşam memnuniyetinde yüzde 29 artış olduğunu göstermiştir. Ayrıca öğrenme daha hızlı gerçekleştiği için becerilere yönelik hazırlık yüzde 26 ve öğrenilen yeni bir beceriyi uygulama ihtimali yüzde 67 daha yüksektir. Çalışanların yüzde 57’sinin iş birliği yapma ihtimali artar. Performans artışı olasılığı beş kat daha fazla olur ve yüksek performansı inovasyon izler.”

Evet, inovasyon için psikolojik güvenlik önemli gözüküyor. Ama arkadan başka bir soru çıkıyor: Acaba herkesin yaratıcı olmasını beklemeli miyiz? Rutin işlerin yapay zekaya delege edildiği bir dünyada organizasyonların çekirdeğinde yer alan stratejik ekipler dışında neredeyse herkes “makinede bir dişliye” dönüşüyor, bir de üstelik makine zaten o dişlilerden kurtulmaya çalışıyor. 

Öyle bir ara dönemdeyiz ki şirketler ne insansızlaşabiliyor ne de insanların fark yaratabilmesi için gereken iklimi oluşturabiliyor. Çare yine ağ organizasyonlarda görünüyor sanki, çekirdekte yaratıcılığı destekleyecek anlam ve amaç odaklı bir kültür ve çemberin dışına doğru işlemsel “para/çokomel” dünyası. Siz de bir düşünün derim, kendi organizasyonunuzda bu gözlemi yapabiliyor musunuz? Yok mu? Bir daha bakın derim. 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok