Arama

İklim değişikliği ve Türkiye’ye etkisi

İklim değişikliği, günümüzün en önemli küresel sorunlarından biri. Artan sera gazı emisyonları, yerkürede sıcaklıkların yükselmesine ve hava koşullarında şiddetli değişikliklerin yaşanmasına neden oluyor. Bu değişim, kuraklık, sel ve fırtına gibi doğal afetlerin daha sık ve şiddetli hale gelmesine yol açıyor. 

03 Ocak 2025, 08:01

2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması’nın hedefleri doğrultusunda, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlamak için ülkeler ve sektörler arasında ortak eylem gerekiyor. 26’ncı BM İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26), Net-Sıfır Bankacılık İttifakı tarafından 2050’ye kadar sera gazı emisyonlarının sıfıra indirilmesi taahhüt edildi. Bu hedef, finansal sistemin bu süreçteki kritik rolünü gözler önüne seriyor. Bakü’de yapılan COP29 toplantısında ise özellikle az gelişmiş ülkelere yönelik finansman konusu ele alındı. Türkiye de bu kapsamda çeşitli düzenlemeler yaparak iklim hedeflerine katkıda bulunmak durumunda.

Alınması beklenen önlemler

İklim değişikliğiyle mücadelede alınması gereken önlemler arasında, sanayi ve ulaşım sektörlerinde karbon salımını azaltacak teknolojilerin teşvik edilmesi öncelikli. Bunun yanı sıra yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim, enerji verimliliğinin artırılması ve sürdürülebilir tarım ile su yönetimi uygulamalarının hayata geçirilmesi kritik önem taşıyor.

Paris anlaşması ve diğer düzenlemeler

Paris Anlaşması, taraf ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltma taahhütlerini belirlediği küresel bir sözleşme. Türkiye, anlaşma kapsamında 2053 net-sıfır emisyon hedefini benimsedi. Bu hedef, ekonomik politikaların karbon nötr bir şekilde yeniden yapılandırılmasını gerektiriyor. Anlaşmanın doğrudan yaptırımları bulunmamakla birlikte, Avrupa Birliği (AB) gibi kurumlar, ithal edilen ürünlere karbon vergisi koyarak iklim değişikliğine yönelik önlemleri daha etkili hale getirmeye çalışıyor. Örneğin, AB’nin geliştirdiği “Karbon Sınır Ayarlama Mekanizması” (CBAM), karbon yoğun sektörlerden yapılan ithalatın çevresel maliyetini dengelemek amacıyla tasarlandı.

Kaynak: BBC

 

Türkiye’nin iklim değişikliğine hazırlanması

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’nin 2021 yılı toplam sera gazı emisyonu 564,4 milyon ton karbondioksit (CO₂) eşdeğeri, kişi başı toplam sera gazı emisyonu ise 6,7 ton CO₂ eşdeğeri olarak hesaplandı. Bu emisyonun büyük bir kısmının sanayi üretiminden kaynaklandığı görülüyor. Bu seviye, küresel anlamda çok yüksek olmasa da, gelecek dönemdeki gelişmelerden etkilenebilecek bir düzeyde. Ülkemizin özellikle AB ile yakın ilişkileri ve ihracat potansiyeli düşünüldüğünde daha detaylı bir analiz gerekli. Örneğin, sınırda karbon vergisinin potansiyel maliyetinin hesaplanabilmesi için yalnızca sektörel emisyon rakamları değil, aynı zamanda her sektörün AB özelindeki ihracat hacminin de dikkate alınması gerekiyor.

TÜİK girdi-çıktı tabloları kullanılarak yapılan analizlere göre ihracatçı sektörlerimizin CO₂ salım verileri grafikte görülüyor.

Analizimize göre mineral ürünler (çimento sektörü) başta olmak üzere, taşıt ve tekstil sektörleri, yoğun CO₂ salımı yaratan ihracatçı sektörler arasında yer alıyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin çimento, otomotiv ve demir-çelik gibi büyük ihracatçı sektörleri, iklim politikalarından doğrudan etkilenebilir. Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre çimento sektörü, global ölçekte endüstriyel faaliyetler sonucunda açığa çıkan emisyonların yüzde 25’inden, tüm sera gazı emisyonlarının ise yaklaşık yüzde 7’sinden sorumlu.

Avrupa Birliği’nin (AB) uygulamaya koyduğu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon ayak izi yüksek ürünlerin rekabet avantajını kaybetmesine neden olabilir. İhracatta karbon nötr dönüşümün sağlanması, Türkiye’nin büyümeye devam etmesi ve ticaret ortakları ile uyumlu hale  gelmesi açısından çok önemli.

Türkiye, 2023 yılı itibarıyla dünyanın en büyük sekizinci ve Avrupa’nın en büyük ikinci çelik üreticisi. Türkiye’nin çelik üretimi, 2001 yılındaki 15 milyon ton seviyesinden 2023 yılında 34 milyon tona yükseldi. Dünya üzerindeki emisyonların yaklaşık yüzde 7’sinden sorumlu olan demir-çelik sektörü, imalat sanayi alt sektörleri içinde en yüksek karbon yoğunluğuna sahip sektörlerden biri olarak dikkat çekiyor.

Şirketlerimiz ve sanayi tesislerimiz, bu alanlarda çeşitli önleyici mühendislik ve Ar-Ge çalışmaları yürütüyor. Ancak bu çalışmaların hangi aşamada olduğu, eş güdümlü bir şekilde ve ölçülebilir hedeflerle kamuoyuyla düzenli olarak paylaşılırsa çok daha etkili sonuçlar elde edilebilir. Ayrıca şeffaflık ve iş birliği bu çalışmaların başarıya ulaşmasında kritik bir rol oynuyor. Bu nedenle özel sektör ile kamu kurumları arasında kurulacak güçlü bir iletişim ağı, iklim değişikliği ile mücadelede ulusal hedeflere ulaşmayı kolaylaştırır.

Kaynak: Ateşağaoğlu, Kuzubaş, Saltoğlu (2023)

 

İklim riski ve bankacılık

Bankalar, iklimle bağlantılı risk faktörlerinin bankanın faaliyetleri üzerindeki potansiyel etkisini anlamak ve değerlendirmek amacıyla yoğun çaba sarf ediyor. Bankacılık sektöründe müşteri edinimi, kredi başvurusu, kredi tahsisi, yeni ürün veya iş onayı gibi kritik süreçlerde iklimle bağlantılı risk değerlendirmeleri yapılması esastır. Bankalar, iklimle bağlantılı finansal risklerin ortaya çıkma ihtimalini tespit edebilmek için yeterli farkındalığa ve bilgiye sahip olmalı.

Özellikle bankaların kredi tahsisinde ve fiyatlamasında iklim riskinin dikkate alınması zorunlu hale gelmeli. Kredi riski dışında, bankalar konunun piyasa ve likidite riskine yansımalarını da analizlerine katmak durumunda kalacak. BDDK’nın da bu konuda bir rehber hazırlığı içinde bulunduğu biliniyor.

Özet

İklim değişikliğiyle ilgili dönüşüm süreci, Türkiye ekonomisinin rekabet gücünü koruması ve geliştirmesi açısından kritik önem taşıyor. Bu kapsamda, bankalar risk yönetimi ve sermaye planlaması çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor. Sanayi firmalarının da bu gelişmelere etkin bir şekilde hazırlanması zorunlu. Özellikle AB pazarına ihracatımızın sürdürülebilirliği için önerilen adımların kararlılıkla ve hızla hayata geçirilmesi gerekiyor. Umuyoruz ki tüm paydaşlar, gelecek nesilleri derinden etkileyecek bu önemli konuya azami çaba gösterir. Zira zamanında atılacak adımlar, hem ekonomik maliyetleri azaltacak hem de gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmamıza olanak tanıyacak. 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok