Arama

Dolce far tutto: Her şeyi yapmanın tatlılığı

Modern zamanlarda “sakın ha” denen her şey postmodern zamanlara girdikçe kıymetleniyor mu acaba? Multitasking üzerine yapılan araştırmalar hep bu yaklaşımın ne kadar verimsiz olduğunu gösteriyor ama acaba lineer ve sıralı akan işlerin yapay zekaya delege edildiği günümüzde insanı farklı kılan unsur tam da bu maharet olabilir mi?

04 Eylül 2025, 08:00 Güncelleme: 04 Eylül 2025, 12:03

Efendim, ben de biliyorum bu terimin aslı “dolce far niente” (hiçbir şey yapmamanın tatlılığı). Vurmadan bir durun lütfen. Aslında tatilin öneminden falan bahsedecektim ve çok sevdiğim bu cümleyi kullanacaktım başlık olarak. 

Ama bir anda gözümün önüne ağustos ortasında, deniz kenarında bir ağaç altında, gölgeye çekilmiş ve bu yazıya oturmuş Ecmel geldi. “Yok arkadaş” dedim ben bu lafı kullanmayı hak etmiyorum, o zaman başka bir laf bulacaktım. Hiç bir şey yapmamanın hazzını bir türlü tam alamayan karınca türdeşlerim için yazıyorum, merak etmeyin siz de insansınız sadece her şeyi yapmayı hiçbir şey yapmamaya tercih ediyorsunuz, o zaman gelsin size benden hediye bir laf: Dolce Far Tutto. Her şeyi yapanlar kulübüne hoş geldiniz.

Bilimsel araştırmalar neredeyse ağız birliği etmişçesine “multitasking” denen aynı anda birden fazla iş yapmak  gibi gözüken ama aslında sürekli odak değiştirerek çalışma şeklinin verimsizliğini gösteriyor. Mesela, Washington Üniversitesi Bothell İşletme Fakültesi Dekanı Dr. Sophie Leroy tarafından yapılan bir araştırma sonucunda “attention residue” (dikkat artığı) diye isimlendirilen bir olgudan bahsediliyor. Vazifeler arasında geçiş yapıldığında, bir önceki vazifeye yönelik oluşmuş olan dikkatin bir kısmının yeni görev için oluşturulan odaklanmaya bulaştığını gösteriyor. Tabii neticede her iki görevin de mükemmelen tamamlanmasına yönelik bir risk oluşuyor.

Stanford’da yapılan başka bir araştırma1 sürekli medya (ekran) değiştiren izleyicilerin (multimedia multitaskers) ilgisiz dış faktörlere daha fazla maruz kaldıkları ve enformasyon değerlendirme süreçlerinin negatif etkilendiğini gösteriyor. Elimiz değmişken bir darbe daha indirelim. Aşağıda referansını göreceğiniz başka bir araştırma2 bunu destekleyip el arttırıyor. Görevler arasında geçişin kaybettirdiği zaman/odak kaybının tüm iş süreçlerini verimsizleştirdiğini kanıtlıyor.

Haydi bir de Transaksiyonel Analiz sopası indirelim bizimkilere. TA modelinde yer alan ve benim “gayretkeş” diye çevirdiğim “try hard” profili de tipik bir avare kasnak. Gösterdiği aşırı çaba ve yüklendiği çoklu görevlerin altında ezilen bir kardeşimiz. Onun da derdi her şeyi yapmak. 

Evet, artık yolda görsek kafasına bir şey indirecek hale geldik bu ‘multitasker’ tayfasının. Ama bir dakika, bütün bu araştırmaların ve modellerin bir ortak noktasına dokunacağım şimdi ve ses gelecek. Bunların hepsi 20’nci yüzyılın “Fordist” iş süreçleri ve organizasyonlarında geçerli olan yaklaşımlar olabilir mi diye sormak istiyorum. Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar filminde anlattığı sıralı iş süreçleri bütün bir yüzyıla damgasını vurdu ama şimdi işler değişti. Lineer akması beklenen rutin işleri hızlı ve mükemmel yapmak için insana hacet kalmayan bir dünyada yaşıyoruz farkındaysanız.

Zekanın yapay olanı bütün rutin işleri bizden iyi yapıyor, hatta kapasite kullanım optimizasyonu sayesinde görevler arasında sıçrayarak multitasker bile olabiliyor kerata. İş bölümüne dayalı kurumsal siloların yükünü (ya da gücünü mü desek?) üzerlerinden/ellerinden alıyor. Bizim organik zekamızın farkını ve verimliliğini göstereceği yaratıcı alanlar haritasız sularda seyretmemizi sağlayan geniş bir algı ve ilgi yelpazesine dayanıyor. Tasarım odaklı düşünce ve sistem yaklaşımının yükselmesinin ve tipik endüstriyel iş bölümünün yerini çevik ekiplere bırakmasının altında da bu durum yatıyor.

İnsanoğulları ve kızlarının yeni dünyada fark yaratmaları rutin işleri hızlı ve mükemmel yapmalarıyla ilgili değil artık. O işler hakkında kendisine çeşitli yerlerden hatta bazen ilgisiz gözüken alanlardan akan malumatı sezgisiyle, tutkusuyla, içine üflediği anlamla kıymetli iç görülerle dönüştürebildikçe değeri artacak insanın. Öğrendiğimiz becerilerin raf ömrü çok kısa ve öğrenme sürecinin kendisi öğrendiklerimizden kıymetli aslında. Uzun süredir profesyonellerin eğitimine kafa yormuş bir öğrenme meraklısı olarak sanat, felsefe, tarih gibi disiplinlerin bu alanda giderek daha fazla önem kazanması gerektiğini söylüyorum.

Evet, sonucunu ölçmesi zor bir iddia ve evet biliyorum, büyük Drucker demiş ki “Ölçemediğini yönetemezsin”, ama Mintzberg usta da “Yönetmen gereken şey tam da ölçemediklerindir” diyor. Eh ben de karanlıkta kaybettiği anahtarı aydınlıkta bulamayan bir Nasrettin Hoca torunu olarak Mintzberg’e katılıyorum. Ölçemediğini yönetebilme mahareti de kaosla yaşamayı beceren “dolce far tutto” ustalarında daha çok bulunur diyorum. Yine referansını aşağıda göreceğiniz bir diğer araştırmaya3 göre bu kıymetli kardeşlerimizin toplam içindeki oranı da yüzde 2 civarında. Sizce hangi grupta olmak daha çekici? 

Çoklu kalın…

1. Cognitive control in media multitaskers, 2009, Eyal Ophira, Clifford Nass, Anthony D. Wagner
2. Executive Control of Cognitive Processes in Task Switching, Joshua S. Rubinstein, Journal of Experimental Psychology: Human Perception and Performance, 2001, Vol. 27, No. 4, 763-797 
3. Maria Konnikova, Multitask Masters, NY Times


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok