Arama

Diva'nın son perdesi: Maria

1970’lerin Paris’inde, Maria Callas’ın sanatçı kimliği ve kişisel trajedisi arasında yaşadığı derin çatışma ve sorgulamalar, sıra dışı yönetmen Pablo Larrain’in derinlikli sinematografisiyle beyazperdede.

07 Ocak 2025, 13:15 Güncelleme: 07 Ocak 2025, 13:19

Operayı incelikli bir ustalıkla teatral unsurlarla bütünleştiren Maria Callas’ın müzik tarihine damga vuran Puccini’nin Tosca performansının ardından perdeler bir türlü kapanmamış, 40 dakika boyunca ayakta alkışlanan Diva, tam 27 kez bis yapmıştı. Ancak 1977 sonbaharında perdeler bir daha açılmamak üzere kapandı. Kaybettiği sesinin ve aşkının hüznüne daha fazla dayanamayarak Maria Callas, henüz 53 yaşındayken kalp krizi geçirerek 18 Eylül’de yaşama veda etti.

Modern operanın şekillenmesinde büyük rol oynayan sanatçı Paris’teki son günlerini, derin bir yalnızlık ve hesaplaşma içinde geçirmişti. Opera tarihçisi Ellen L. Turner’a göre Callas, sanat dünyasına adım attığı andan itibaren her şeyin zirvesindeydi ancak son yıllarında yaşadığı yalnızlık, onun trajedisini derinleştirmişti.

Pablo Larrain’in yönetmen koltuğunda olduğu “Maria”, tam da bu dönemi, Diva’nın son günlerini yakın plana alıyor. “Müzik hakkında filmlerden daha fazla şey biliyorum” diyen Larrain tam bir müzik tutkunu. Haliyle de bu yapım, filmografisinde özel bir yere sahip.

Kadraja aldığı portreleri Stefan Zweig misali olabildiğine derin ve katmanlı olarak beyazperdeye yansıtan bir yaklaşıma sahip Şilili yönetmen. Özellikle 20’nci yüzyılın önemli kadın figürlerinden ilham alarak çektiği yapımlarla tanınıyor. ABD’nin eski First Lady’si Jacqueline Kennedy’nin, Başkan John F. Kennedy’nin suikasta uğramasının ardından yaşadığı travmayı ve sonrasında gerçekleşenleri anlattığı Jackie (2016) adlı filmiyle büyük ses getirmişti.

Angelina Jolie, hayranlık duyduğu Maria Callas’ı  canlandırabilmek için aylar süren zorlu bir hazırlık dönemi geçirdi.

 

Aynı şekilde Prenses Diana’nın hayatının bir dönemine odaklanan, kocasından ve kraliyet ailesinden ayrılma kararı almak üzere olduğu karanlık dönemi anlatan “Spencer” (2021) ise vizyona girdiği dönemde çok tartışılmıştı. Geçmişte yaptığı projeleri ve güçlü, ikonik kadınların derin psikolojik dönüşümlerini, içsel dünyalarındaki fırtınaları yansıtmadaki ustalığı düşünülürse Larrain bu proje için kesinlikle biçilmiş kaftan. 

Callas’ın yaşamı, bir yanda La Scala’daki “Norma” ve “Traviata” gibi başyapıtlarda sergilediği büyüleyici sahne performansları ve eşsiz stüdyo kayıtlarıyla milyonları hayran bırakan bir Diva’nın görkemli ışıltısını, öte yanda sevdiği adamın başkasıyla evlenip onu yalnızlığa terk etmesiyle yıkılan ve kariyerinin sonuna yaklaşan bir kadının kederini taşıyordu. Londra’daki Covent Garden’da sahnelenen “Tosca” ile 1965’te 42 yaşındayken son opera performansını sergileyen gittikçe hastalanan ve yalnızlaşan bir kadındı artık o.

Üstelik o dönemde, sesinin neden bu kadar erken kaybolduğuna dair çeşitli spekülasyonlar yapılıyor, bu haberler Callas’ı ruhen daha da güçsüz bırakıyordu. Ancak ölümünden sonra yapılan araştırmalara göre Callas, dermatomiyozit hastalığına yakalanmış, bu hastalık ses tellerini etkileyip kas zayıflığına yol açmıştı. Üstelik hastalığın semptomları nedeniyle güneş ışığından uzak durması gerekiyordu. Böylece son günlerini inzivada geçirmesinin, tekleyen kalbinin nedeni de açıklanmış oluyordu. İşin özü yalnızca Aristotle Onassis değil yorulan bedeni de onu yarı yolda bırakmıştı.

Ünlü orkestra şefi Nicola Rescigno, Callas için “Bir şarkıcı değil enstrümanı ses olan bir müzisyendi” diyordu.

 

Biyografi yazarı Peter Kemp tarafından kaleme alınan “Maria Callas: The Woman Behind the Voice” adlı kitapta opera sanatını yeniden şekillendiren sanatçının, ünlü Yunanlı armatör Onassis ile yaşadığı ilişkinin de onun tüm hayatını kökten değiştirdiği anlatılıyordu. Kemp’e göre bu ilişki, Callas’ın kariyerinde bir dönüm noktası olmuştu ancak onu kariyerinde yükseliş değil sert bir düşüş bekliyordu.

Uğruna kocasından ayrıldığı Onassis, Callas’ı terk ederek Jacqueline Kennedy ile evlenmiş tüm dünyayı şaşırtmayı başarmıştı. Öldüğünde serveti 500 milyon doları aşan jet sosyetenin en renkli isimlerinden Aristotle Onassis’in filmde Haluk Bilginer tarafından canlandırıldığını ve performansının film festivallerinde büyük beğeni topladığını da not düşelim.

Aristotle Onassis’in şoförünün yıllar sonra yaptığı açıklamaya göre Callas, patronunun tek gerçek aşkıydı ve ikili, Onassis’in ölümüne dek her ay görüştüler.

Sofistike tarz

Diva’nın Jackie ile tek ortak noktası, aynı adama aşık olmaları değildi elbette. Filmlerinde görsel anlamda bir estetik şöleni yaşatan Larrain’in çizmek istediği kompozisyonlar için eşsiz portrelerdi. Her ikisi de stil ve kültür ikonu olarak zarafetleri ve güçlü duruşlarıyla dönemin en etkileyici figürleri arasındaydı. Maria Callas, yalnızca ihtişamlı dekorların içinde opera sahnelerinde değil günlük yaşamında da göz kamaştırıyordu. Yaşamı boyunca sade ama şık giyim tarzıyla dikkatleri üzerine çeken Valentino, Pierre Balmain ve Giorgio di Sant’ Angelo gibi ünlü tasarımcılardan ilham alan Callas’ın zarif şıklığı ve minimal tarzı, moda dünyasında derin izler bırakmıştı.

Öyle ki zamanla ünlü tasarımcılar tarzını koleksiyonlarında yansıtmaya başlamış, Milano ve Paris moda haftalarında kendisine özel etkinlikler düzenlenmeye başlanmıştı. Günümüzde “kırmızı elbise” denildiğinde Callas’ın “Tosca” performansında giydiği ünlü kostüm, bugünün moda dünyasında klasikleşen ikonik tasarımları arasında yer alıyor.

Maria Callas, Paris’teki dairesinde son günlerini sahneye dönüş umuduyla ve geçmişteki ihtişamlı günlerini anımsayarak geçirmişti.

İmajdan ötesi

Callas’ın çalkantılı ruh halini beyazperdeye taşımak gibi zorlu bir görevi üstlenen Angelina Jolie, sanatçının güçlü duruşundan ve zarif stilinden ilham alanlar arasında başı çekiyor. Yer yer kırılgan ama cesur bir yansımayla Callas’ı kendine özgü bir şekilde yorumlayarak karakteri derinlemesine keşfetmeye çalışmış ünlü oyuncu. Aylar süren sıkı bir ses eğitimi ve dans dersleri alarak işe koyulmuş. Callas’ın ses aralığı taklit edilemeyecek bir perdede olduğu için dudak hareketleri ve ses senkronizasyonu için bile stüdyoda uzun zaman geçirmiş.

İlgi çekici olan Callas’ı yalnızca bir diva olarak değil aynı zamanda kişisel dramalarla yoğrulmuş bir insan olarak göstermeyi amaçlayan Jolie için bu hazırlık süreci salt dışsal bir benzerlik kurmanın çok ötesinde. Yani sanatçının dünyasını keşfetmek için de oldukça ciddi bir araştırma süreci geçirmiş. “Callas’ın hayatındaki dramayı anlamak, onun hayatına sadece bir sanatçı değil bir insan olarak yaklaşabilmek çok önemliydi” diyor hayatının en önemli rollerinden biri için.

Kılı kırk yaran sinema eleştirmenlerinden Peter Bradshaw, “Jolie, Maria Callas’ı sadece bir opera yıldızı değil aynı zamanda duygusal bir fırtına içinde kaybolmuş bir insan olarak gösteriyor” dediğine göre bu çabasına değmiş. O duygusal fırtınalar içinde neler yoktu ki… Callas yalnızca operaların librettolarıyla değil, mükemmeliyetçilik takıntısı nedeniyle seyircilerin önünde birkaç kez kontrolünü kaybetmiş hatta İtalyan Cumhurbaşkanı’nın huzurunda sinir krizleri geçirtecek kadar medcezirli bir kişilik yapısıyla da mücadele ediyordu.

Geçmişte J. Kennedy’nin ve  Prenses Diana’nın biyografilerini başarıyla beyazperdeye uyarlayan Yönetmen Pablo Larrain, filmlerinde içsel çatışmaları başarıyla yansıtıyor.

 

Güç bir hayatı olduğu kadar zor kişiliğiyle de tanınıyordu Callas. Öyle ki ünlü soprano Victoria de los Angeles, Callas’ın ölüm haberini duyduğunda gözyaşlarına boğularak “Müzik dünyası, sanat dünyası için çok, çok önemli biri gitti” demiş ancak şu cümleyi de eklemeden geçememiştir: “Hakkında söylenen her şeye rağmen...” 

Opera sanatçılarının revaçta olmadığını düşünenler için klasik müzik tarihçileri arasında meşhur bir söz vardır: “Marilyn Monroe için 30 kitap yazıldığı dönemde Maria Callas hakkında 300 kitaptan fazlası yazılmıştı!” Bu da operayı dramatik unsurlarla yeniden şekillendiren Callas’ın başarısının bir başka yansıması.

Bu başarının içsel dünyasındaki yansımasına şahitlik etmek Diva’nın çarpıcı hayat öyküsüne Larrain’in gözünden şahitlik etmek isterseniz filmin şubat ayında vizyona girmesi bekleniyor. Callas, yeniden müziğe dönmek istediğini söylemesinden kısa süre sonra kalp krizine yenik düşmüştü. Hüzünlü vedası tam da şairin seslendiği gibi oldu... “Bir bitmeyecek şevk verirken beste, bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir.’’  


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok