Arama

Dijital dünya hukukun merceği altında

Son dönemde rekabet hukukunun adını dijital ekonomiyle birlikte sıklıkla duyuyoruz. Sahibinden, Trendyol ve Google gibi dijital platformlar aleyhine açılan rekabet soruşturmaları ve verilen yüksek para cezaları rekabet hukuku dünyasının yanı sıra popüler gündemi de meşgul ediyor. Üstelik bu durum, sadece Türkiye’ye özgü değil.

Prof. Dr. Kerem Cem Sanlı ve Doç. Dr. Zeynep Ayata Forbes Türkiye için yazdı.
29 Kasım 2024, 14:52 Güncelleme: 03 Ekim 2025, 15:38
Dijital dünya hukukun merceği altında
Depophotos

Apple, Amazon ve Booking gibi global dijital platformların davranışları Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve başka birçok ülkede rekabet otoritelerinin merceği altında. Bu müdahaleler, dijital ekonomide bazı rekabet politikası sorunları olduğuna işaret ediyor. Hatta caydırıcı yaptırımlara rağmen bu sorunların geleneksel rekabet hukuku kurallarıyla çözümlenmesinin güç olduğu fikri gitgide benimseniyor.

Nitekim bu nedenle, Avrupa Birliği ve Almanya, Birleşik Krallık, Kore Cumhuriyeti gibi ülkelerde, tekelleşme sorununa yönelik özel rekabet düzenlemeleri yürürlüğe girdi. ABD ve Brezilya gibi ülkelerin bu ‘regülasyon’ akımını tercih edeceğine dair işaretler var.

Türkiye’deyse 2022 yılında E-Ticaret Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle -finansal büyüklüklerine göre- çevrimiçi pazaryerleri için bazı yeni yükümlülükler belirlendi. Amacın rekabeti tesis etmek olduğu açıkça belirtiliyor. Diğer yandan Rekabet Kanunu’nda da bu yönde bir değişiklik çalışması olduğu kamuoyu ile paylaşıldı.

Dijital ekonomide yaşanan bu gelişmeleri anlamak için sorunları doğru tespit etmek gerekiyor. Dijital platformların faaliyet gösterdiği piyasalarda, iş modelinin ve piyasanın ağ dışsallığı, büyük veri avantajı, ölçek ve kapsam ekonomisi, tüketici kayıtsızlığı gibi piyasa özellikleri nedeniyle tekelleşme eğiliminin yüksek ve kalıcı olduğu kabul ediliyor. İktisat literatürü, bu piyasalara ilk giren ve büyüyen şirketin, önemli bir karşı inovasyon yaratılmadığı sürece rekabet baskısına pek muhatap olmayacağını öngörüyor.

Günümüzde inovasyona en yüksek yatırımı bu kuruluşlar yapıyor olsa dahi uzun bir süredir büyük bir inovasyon ortaya koymadıkları yönünde eleştiriler artıyor. Ayrıca bu şirketlerin, yaptıkları devralmalar ile özellikle startup’ların inovasyon ortaya koyma ihtimalini azalttığı da yaygın şekilde kabul ediliyor. Bu durum, sorunu ağırlaştırıyor ve piyasanın kendi kendini düzeltme kabiliyetini zayıflatıp tekelleşmeyi besliyor. Tüm bunlar, yukarıda belirttiğimiz çok sayıdaki rekabet hukuku soruşturmasını izah ediyor.

Peki neden yeni düzenlemelere ihtiyaç duyuluyor? Rekabet hukuku yeterli değil mi? Bu soruların yanıtları, birçok farklı parametreden etkileniyor. Rekabet hukukunun ardıl uygulama alanı bulması ve incelemelerin çok uzun sürmesi ciddi bir problem. Bu durum, özellikle hızlı bir şekilde değişen ve evrilen dijital piyasalarda ‘müdahalede gecikme’ tartışmalarını beraberinde getiriyor. Farklı ve özgün iş modelleri, dijital ekonomilerde tekel gücünün piyasadaki olumsuz etkilerinin belirlenmesini zorlaştırıyor.

Rekabet hukukunun etkin çözüm sunma konusundaki sınırlı kapasitesi de bir başka tartışma alanı. Rekabet hukukunu ihlal eden bir şirketin karşılaşacağı temel yaptırım, caydırıcı olacağı varsayılan idari para cezaları. Oysa dijital ekonomide bozulan rekabetin yeniden tesis edilmesi için bazı şirketlere, para cezası ötesinde, iş modellerinde değişiklik gibi davranışsal yükümlülükler uygulanması gerekebilir. Ancak rekabet hukukunun bunu nasıl sağlayacağı belli değil. Son olarak rekabet hukukunun dijital ekonomideki tüm rekabet karşıtı davranışları kapsamadığı, yeni bazı ihlal tiplerinin tanımlanması gerekliliği bir başka tartışma konusu.

Rekabet hukuku yasaklarının yorum yoluyla esnetilmesi mümkün ancak ‘geniş yorumlama’, hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik bakımından riskler içeriyor. Bu gerekçeler, dijital ekonomide yeni rekabet kuralları yapılması yönündeki politika tercihinin temellerini oluşturuyor. Yeni rekabet kuralları, belirli bir ekonomik büyüklüğü aşan platformların, piyasadaki etkisinden bağımsız olarak çerçevesi net bir şekilde çizilmiş, öncül yükümlülüklere tabi olmasını öngörüyor.

Bu düzenlemeler, platformların iş modelini esaslı şekilde değiştirme potansiyeline sahip. Bu sayede yukarıda sayılan geç müdahale, yaptırımın yetersizliği, belirsizlik gibi rekabet hukuku risklerinin bertaraf edileceği düşünülüyor. Ancak bu politika tercihinin bazı olumsuz yönleri olabilir. Yükümlülüklerin kapsamının belirsiz olması, platformların maliyet ve yüklerinin artması ve en önemlisi inovasyon güdüsünün azalması gibi olumsuz etkiler tartışılıyor. Özellikle platformların inovasyon konusundaki sürükleyici rolleri dikkate alınırsa inovasyonu yavaşlatacak katı hukuki düzenlemeler ciddi anlamda refah kaybına neden olabilir.

İşte bu nedenle düzenlemelerin inovasyonu kolaylaştıracak şekilde esnek olması, katı kurallar yerine standart oluşturulması ve yasama süreçlerinin inovasyonu gerçekleştiren piyasa aktörlerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiği sıkça dile getiriliyor. Bu tartışmalar, düzenleme ve inovasyon arasında sınırlayıcı bir etki olduğunu varsayan görüşlerin, rekabet hukuku kapsamında yeniden değerlendirilmesine neden oluyor. Dolayısıyla yeni rekabet kurallarının ne ölçüde yaygınlaşacağı ve şekilleneceği belirsizliğini koruyor. Kesin olan, rekabet hukukunun dijital ekonomide artık daha etkin olmaya başlayacağı ve daha çok tartışılacağı.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok