Peki bana göre bugün saatçiliğin zirvesi Patek Philippe değilse nedir? Sakın hiç kimse aklından “Richard Mille”i falan geçirmesin. Ben onu görgüsüz ve zevksiz sporcuların saati olarak görüyorum ve gelip geçici bir hevesin ürünü olarak addediyorum. En sevdiğim ya da saygı duyduğum saatin ne olduğunu aslında benim saatler üzerine yıllar önce yazdığım bir yazıyı hatırlayanlar bilecektir.
Bana göre bugün saatçiliğin zirvesi F.P. Journe’dir. 2000’lerin başında bunu yazdığım zaman pek çok kişi gülmüş ve “O da kim, kimin promosyonunu yapmaya çalışıyorsun?” demişti. Tabii gerçek saatçiler hariç. Tüm dostlarıma “Bir Journe alın, çocuklarınız bana dua eder” diyordum ama pek kimseyi ikna edemiyordum.
F.P Journe bugün saat dünyasın zirvesi
Saat dizaynında 2011 yılında kaybettiğimiz Gerald Genta nasıl bir efsane ise saat mekanizmasında da François Paul Journe de bir efsanedir ve çok şükür ki hâlâ yaşıyor. Journe zannedildiğinin aksine İsviçreli değil, 1957 yılında Marsilya’da doğmuş bir Fransız. Adam olan çocuğun nesinin belli olduğunu hepiniz biliyorsunuzdur muhtemelen. Ancak Journe’nin saatçi olacağı biraz daha büyüdüğünde 14 - 15 yaşlarında belli olmaya başlamış. 14 yaşında teknik liseye giderken eş zamanlı olarak Paris Saatçilik Okulu’na devam etmeye başlamış ve 19 yaşında mezun olduktan sonra amcasının saat tamir atölyesinde işe girmiş. Burada bir yandan saat tamir ederken bu yandan da bir müşteride gördüğü efsanevi George Daniel marka torubillon bir saatten etkilenerek atölyede tourbillon mekanizmalı bir cep saati yapmaya girişmiş.
Yeteneği ile sivrilmeye başlamasıyla birlikte kendisine yeni kapılar açmış ve özel yapım saatler üreten P.G. Brun’un atölyesinde Londralı kuyumcu Asprey için üretilecek “Planeteryum” mekanizması üzerinde çalışmak üzere işe başlatılmış. Amcasının atölyesinde yapmaya başladığı tourbillon mekanizmalı cep saatini, tüm parçalarını tek tek kendi eliyle yapmış. Kasasını da altın ve gümüşten yine kendi imal ederek yedi yıl sonra 1983’te 26 yaşında tamamlamış. Bu saat, kısa süre sonra dünyanın en iyi saatlerini üreterek iyiden iyiye nam salacak olan Journe’nin ilk saat olmuş.
François Paul’ün bir girişimci olarak saatçilik endüstrisine girişi ise bundan tam iki yıl sonra 28 yaşında gerçekleşmiş. 1985’te koleksiyonerler için özel saatler ve mekanizmalar üreteceği ilk atölyesini açmış. Journe’nin burada ürettiği ‘retrograde perpetual’ ve ‘equation du temps’ mekanizmalar efsanevidir. 1987’de tamamladığı ikinci astronomik cep saati ileride kola takılacak olan ‘kalibre 1619’un da öncüsü gibidir. Bu atölyesinde peş peşe farklı mekanizmalar üreten ve pek çok yeni buluşa imza atarak lisanslayan Journe bu yıllar içinde saatçilik alanında alınabilecek en büyük ödüllerin tamamını almayı başardı. Zannederim saatçilik Nobel’i olsa onu da alırdı.
Büyük usta iki yıl sonra İsviçre’de ilk fabrikasını kurdu.
Fabrika dediysek gözünüzde büyütmeyin, atölyeden hallice bir yerdi. 1991’de tüm mekanizması 18 ayar altından ilk cep saatini üretti. Endüstrinin çok bilmişleri ona alaycı gözle bakıyor, 18 ayar bir mekanizmanın hassasiyetini ne kadar sürdüreceği konusunu tartışıyorlardı. Artık bir Genevois’dı ve saatçiliğin başkentini fethetmeye hazırdı. 1996’de “Montres Journe SA”yı kurdu. Artık kendi markası ile saat üretmeye ve pazarlamaya hazırlanıyordu. O yapmayacaksa kim yapabilirdi ki! Ve F.P. Journe markası ile dünya 1999’da tanıştı.
Ünlü ve eşsiz Souverain Tourbillon 1999 yılında F.P Journe markasını ve hemen altında yazan “Invenit et Fecit” yani “İcat edildi ve yapıldı” mottosunu taşıyan ilk saat olarak piyasaya çıktı ve büyük sükse yaptı. Motto saatin benzersiz olduğunu ve olabilecek en iyi işçilikle yapıldığını anlatıyordu. Şirket 2000 yılında bir çalışandan 50 çalışana çıkmış ve günde üç – dört saat yapabilir hale gelmişti. Yani yılda bin kadar saat imal edip satabileceklerdi. 2001’de yine muhteşem bir saat olan Octo Calibre’i geliştirdi. Arada boş durmuyordu. Aynı dönemde ünlü mücevherci Harry Winston için bence bir mücevherci için yapılmış en iyi saatler olan Opus One’ın da aralarında olduğu Opus serisini geliştirdi. Bundan sonrası “business”tı.
İlginçtir, ilk butiğini ne Cenevre’de, ne Paris’de açtı. İlk F.P. Journe butiği Tokyo’da açıldı. İkinci butik saat konusunda çok iyi pazar olan Hong Kong’a nasip oldu. Onu 2007’de Cenevre ve 2009’da New York’ta, Madison Avenue’da John Lobb’un ya da Türklerin çok sevdiği Nello’s restoranını hemen hemen karşısına açıldı. Ancak muhteşem saatler üretmek her zaman ticari başarı anlamına gelmiyordu. 2000’lerin ilk 10 yılının sonlarında mali krize girmişti ve 2010’ların ilk yarısında New York’taki mağazasını ziyaret ettiğimde sıkıntılıydı. Sanki büyüdüğünü pişman olmuş gibiydi. Bir süre sonra da sunduğu bir teklif ulaştı elime. Dört muhteşem saati, deri bir çantaya koymuş ve bugün için komik denecek bir bedelle satıyordu. Param olsa hiç düşünmez alırdım. Birkaç arkadaşıma sordum. Kimse anlamadı. İçine düştüğü ama kimselere çaktırmadığı mali krizi ise 2018 yılında hisselerinin yüzde 20’sini Chanel’e satarak aştı. Bugün hâlâ 150 kişinin çalıştığı küçük fabrikasında yılda bin adet saat üretiyor ve satıyor. Artık kapısında kuyruk var ve o gün bana dört saati için önerdiği fiyatın birkaç katına tek bir saati kapışılıyor. F.P. Journe bugünün saatçiliğinin Everest’idir. İşte bu yüzden tarihte üç kez “Aiguille d’Or” ödülü alan tek saat ustası ünvanına sahiptir.