Finansal piyasaların en büyüleyici ve bir o kadar da aldatıcı yanı, sahnede sergilenen büyük vaatlerin ve politik gösterilerin çıplak ekonomik gerçekleri gölgeleyebileceğine duyulan o naif inanç. Dışarıdan baktığınızda manzara ilk bakışta fazlasıyla parlak görünebilir: Beyaz Saray koridorlarından yükselen “tarihi” kripto zirveleri, devletin kayda değer miktarlarda Bitcoin ve diğer dijital varlıkları stratejik rezerv olarak satın alacağı iddiaları, düzenleyici savaşların “sonsuza dek bittiği” yönündeki iddialı beyanatlar...
Ekonomiyle derinlemesine ilgilenmeyen birine bu tablo, finansal sisteme nihayet baharın geldiği izlenimini verebilir. Ancak bu gürültülü alkışların ve zafer naralarının hemen altında siyasetçilerin kendi kişisel servet hesapları, tıkanan kongre koridorları, etik krizler ve Hazine’nin tahvil piyasasında yürüttüğü teknik makyaj operasyonlarının gizlediği bambaşka bir gerçeklik yatıyor. Görünen o ki piyasa, finans tarihinin en kadim refleksini bir kez daha sergiliyor: Beklentiyi büyük bir iştahla satın alırken arka planda hızla büyüyen yapısal çatlakları görmezden gelmeyi seçiyor.