Ayvalık’ın taş sokaklarında, sarmaşıkların serin gölgesine sığınmış bir kapı… İçeri adım attığınızda sizi adeta bir kültür atlası karşılıyor; koleksiyonluk kitaplar, tablolar… Ayvalıkzade’nin yaratıcısı Serkan Aziz Ceyhan’ın evininin her köşesi keşfedilmeyi bekleyen hikayelerle dolu. İlber Ortaylı’nın yengesi Sevil Ortaylı’nın kahve telvesiyle boyadığı 1930’ların Ayvalık’ını betimleyen bir tabloyla Prof. Dr. Metin And’ın kızı Esra And’ın nakışla işlediği meşhur “Ayvalık kapıları” ilk göze çarpanlar arasında. Hepsi, kente duyulan vefanın sessiz tanıkları. Kendisine armağan edilen bu çalışmaların öykülerini heyecanla paylaşırken topraklara duyulan bir tutku olduğu aşikar. Ayvalıklı mısınız sorusuna verdiği “Ayvalıklı diye bir şey yok bence, mübadil diyelim. Gerçek Ayvalıklılar, yüzlerce yıldır burada olan zeytin ağaçlarıdır.” Yanıtı gibi… İlyada destanını anımsamadan geçemiyorsunuz Homeros’un kulağına fısıldayan zeytin ağacını. “Herkese aitim ve kimseye ait değilim. Sen gelmeden önce buradaydım ve sen gittikten sonra da burada olacağım”.
Ayvalık’a ve zeytin ağaçlarına duyulan bu saygı, hem hayata geçirilen mekan projelerinde hem de yürütülen kitap çalışmalarında somut bir hale gelmiş. Amaç, kentin kültürel belleğini yaşatmak, geçmişle bugünü buluşturmak ve yerel değerleri gelecek kuşaklara aktarmak. 2021’de Serkan Aziz Ceyhan ve Serdar Asaf Ceyhan kardeşler tarafından kurulan Ayvalıkzade, kahve, çikolata ve yerel lezzet düşkünlerinin müdavimi olduğu bir markaya dönüşmüş artık. Kapıdan giren her misafirin, zeytin çiçeği kolonyası ve çikolata ya da badem ezmesi ikramıyla karşılandığı işletme “Biz burayı sadece bir kafe olarak değil, Ayvalık’ın kültürünü yaşatan bir mekan olarak düşündük” diyen Ceylan’ın sözlerini haklı çıkaran detaylarla örülü. Duvarlarda İstanbul’daki tarihi Markiz pastanesini andıran süslemeler, kağıt bardaklardaki 480 yıllık Türk kahvesi kültürüne dair maniler, sandalyeden seramiğe kadar her ayrıntıda bu yerel sahiplenme dikkat çekici.
Atatürk Caddesi’ndeki ilk şubelerinin ardından Ayvalık Setur Marina’da ikinci mekanlarını açan işletmede Ayvalık’ın geçmişiyle bugününün el sıkıştığı bu atmosferde, kentin kültürel mirasını yaşatmak için titizlikle emek harcanıyor. Heykeltıraş Muhittin Karakuş’un imzalı demir sactan 1000 derece ateşin ve çekiç darbelerinin eşliğinde sıcak dövme tekniğiyle üç ayda tamamlanan ‘Zeytin Kadın’ heykeli bunun güçlü yansımalarından biri. Kurabiye ve çikolata kutularını süsleyen tabloların özenle seçilmiş detaylarından, mekanın dekorasyonundaki inceliklere kadar her noktada aynı ruh hissediliyor. Menüdeki ayrıntılar da bu bütünlüğü tamamlar nitelikte. Mutfak ekibi, Michelin yıldızlı mutfaklardaki tecrübesini yerel lezzetlerle buluşturan İzzet Sertay’a emanet edilmiş. İmza kokteyller bile Ayvalık esintileriyle dolu; Cunda, patriça, mosko, lodos, imbat… Marina’da tek yerel işletme olma özelliğini taşıdıkları belirten Ceyhan “Ayvalıkzade’de ürünlerimizin yüzde 70’ini biz üretiyoruz, kalanını ise yerel üreticilerden alıyoruz. Mesela bira ya da rakı yok bizde. Ama şaraplarımız Urla’dan geliyor; yağlar, peynirler ise buram buram Ege ruhunu taşıyor.” diyor.
Mirası yaşatmak
Ayvalıkzade’nin doğuş hikayesi de en az mekanın kendisi kadar ilham verici. Ceyhan kardeşler, zeka oyunu Mangala’yı yeniden gün yüzüne çıkaran ve uluslararası bir kültür mirasına dönüştüren yolculuğun ardındaki kişiler. Her şey, karşılarına çıkan şu cümleyle başlamış: “Dünyanın ilk kahvehanesi, 1554 yılında İstanbul’da Şems ve Hakem tarafından açılmıştır.” Bu cümle, meraklarını ateşlemiş; ilk kahvehanenin açıldığı yerde cafe açma hayaliyle kütüphanelerde, sahaflarda, binlerce kitap arasında kahve, kahvehane kültürünün izini sürmüşler. Araştırmalarını özellikle 16’ncı yüzyıl Osmanlı minyatürlerine yoğunlaştırmışlar. Bir minyatürde tesadüfen karşılarına çıkan mangala ise onları bambaşka bir keşfe yönlendirmiş. “O zaman Türkiye’de bilen yoktu, kuralları unutulmuştu. Araştırdık, yeniden yazdık, kitapçık bastık, çocuklara anlattık. Sonra uluslararası turnuvalar düzenledik” diyor Serkan Aziz Ceyhan.

Bugün mangala, milyonlarca insanın bildiği bir zeka oyunu. UNESCO’nun ‘İnsanlığın Korunması Gereken Somut Olmayan Kültürel Miras’ listesinde ve okullarda seçmeli ders müfredatında. “Dünyanın ilk kahvesinin izini sürerken, orada kafe açmayı hayaliyle yola çıktık. Onu başaramadık ama mangalayı yaşattık, Ayvalıkzade’yi kurduk,” diye enerjik bir şekilde süreci anlatıyor Ceyhan. Bu araştırma merakı, kültürel hafızayı yeniden canlandıran bir yolculuğa ardından Ayvalık’ta kök salan bir markaya dönüşmüş kısacası. “Mutluluk inşa edilir. Biz burada sadece kendi mutluluğumuzu değil bu kentin geleceğini inşa ediyoruz” diyen Ceyhan için özellikle Ayvalık’ın “gerçek hazinesi” saydığı zeytin ağaçlarının kalbindeki yeri bambaşka. Öyle ki bu tutkusunu, kent kültürünü ve doğayı buluşturan, oldukça emek harcanan kıymetli bir kitap projesiyle hayata geçirmiş.
“Zeytin Hasadı” serisi, Ayvalık’ın ve Cumhuriyetimizin yüz yıllık belleğini kolektif bir emeğe dönüştürerek edebiyat, tarih, sanat ve bilimi aynı çatı altında buluşturan bir çalışma. İlk kitap, “Zeytin Hasadı 100”, Cumhuriyetin yüzüncü yılına denk gelen, 65 yazarın katkısıyla hazırlanan bir eser. Kitabın yansımaları ve gördüğü ilgi ikinci cilt olan Zeytin Hasadı 101’e vesile olmuş ve 111 farklı kalem, Ayvalık’a dair gözlemlerini, anılarını, araştırmalarını ve tutkularını bu sayfalarda paylaşmış. “Zeytin Hasadı 101”, Ayvalık’ın doğasına, insanına, kültürel mirasa ve beldenin geleceğine dair kolektif bir söz verme hali gibi.
İş dünyasından Halis Komili, Güler Sabancı, Ümit Boyner; edebiyattan Feyza Hepçilingirler, Gültekin Emre; müzikten Filiz Ali, Nejat Yavaşoğulları; tiyatrodan Levent Üzümcü; gazetecilikten Murat Yetkin, Nedim Atilla gibi isimlerin katkılarıyla ortaya çıkan eser, adeta Ayvalık için ortak bir hafıza atlası. Basılı kitaba ulaşamayan okuyucular, bu kültürel çalışmaya diledikleri zaman www.zeytinhasadi.org adresi üzerinden ücretsiz olarak erişebilirler. Kurtuluş Savaşı yıllarından Mübadele’ye, yerel mutfakların saklı tatlarından Rebetiko’nun nağmelerine; zeytinyağının geleceğinden Ayvalık evlerinin mimari ruhuna uzanan bu yazılar hem tarihsel hem de kültürel bir keşfe daveti.