Hayatım boyunca farklı ülkelerde yaşadım. Üniversitelerde eğitim gördüm; diplomaside, uluslararası kuruluşlarda ve özel sektörde çalıştım. Devlet başkanlarıyla, bakanlarla, yatırımcılarla, akademisyenlerle ve şirket yöneticileriyle aynı masalarda bulundum. Küresel krizlerin, ekonomik dönüşümlerin ve jeopolitik kırılmaların tam ortasında görev yaptım.
Bu yolculuk bana çok şey öğretti.
Ama geriye dönüp baktığımda görüyorum ki, hayatın en sağlam ilkelerinin önemli bir kısmını ne üniversitelerde ne de yönetim programlarında öğrendim.
Onlar hayatın içinde öğrenildi.
Bugün 85 yaşındaki annemle yaptığımız sohbetlerde, farkında olmadan hayatın en önemli liderlik derslerini dinlediğimi yıllar sonra anladım.
Aslında eminim sizin anneniz, babanız, dedeniz ya da nineniz de benzer cümleler kurmuştur.
Çünkü bunlar tek bir aileye ait sözler değildir. Bunlar, kuşakların acıyla, emekle, sabırla ve umutla damıttığı ortak hayat aklıdır.
Değişen dünya, değişmeyen ilkeler
Bugün şirketler yapay zekâyı konuşuyor.
Ülkeler teknoloji yarışına giriyor.
Yöneticiler strateji, inovasyon ve verimlilik üzerine sayısız kitap okuyor.
Bunların hepsi gerekli.
Ancak hiçbir teknoloji karakterin, güvenin, çalışkanlığın, sabrın, vicdanın ve sağduyunun yerini alamıyor.
İçinde yaşadığımız çağın en büyük çelişkisi belki de burada yatıyor.
Bilgimiz artıyor. Ama muhakememiz aynı hızla gelişmiyor.
Verimiz çoğalıyor. Ama güven azalıyor.
Şirketler büyüyor. Ama liderlik aynı ölçüde derinleşmiyor.
Harvard finansı öğretebilir. INSEAD stratejiyi. MIT teknolojiyi…
Fakat hangi kararın doğru, hangi davranışın adil, hangi liderliğin insanı büyüttüğünü sonunda yine hayat öğretiyor.
İlk bakışta bunlar bir annenin evladına söylediği sıradan öğütler gibi görünebilir.
Oysa yıllar sonra diplomasi masalarında, şirket yönetim kurullarında ve uluslararası krizlerde aynı ilkelerin farklı kelimelerle tekrarlandığını gördüm.
Değişen sadece kelimelerdi. Hakikat aynıydı.
Hayatı değiştiren 10 ders
1. Kurtarıcı bekleme.
Annem hep, “Önce kendi işini kendin görmeyi öğren,” derdi.
Yıllar sonra bunun bireyler kadar şirketler ve devletler için de geçerli olduğunu gördüm.
Başkalarının desteğine göre plan yapanlar, sonunda kendi kaderlerini de başkalarının eline bırakırlar.
2. Kapanan kapıya değil, açılacak yola bak.
Kaybedilen bir ihale, başarısız bir yatırım ya da biten bir ortaklık hayatın sonu değildir.
Başarılı insanları farklı kılan, hiç düşmemeleri değil; her düştüklerinde yeniden yürüyebilmeleridir.
3. Finansal bağımsızlığını koru.
“Borç alırsan, özgürlüğünü de hesaba kat,” derdi.
Gerçekten de kontrol edilemeyen borç yalnızca bilançoyu değil, karar verme özgürlüğünü de ipotek altına alır.
Bu ilke aileler kadar şirketler ve devletler için de geçerlidir.
4. Güçlü insanlar yetiştir.
Gerçek liderlik vazgeçilmez olmak değildir.
Siz olmadığınızda da ayakta kalabilecek insanlar yetiştirebilmektir.
En değerli miras, makam değil; insandır.
5. Kin yerine geleceğe yatırım yap.
Annem kırgınlıkların insanı içeriden tükettiğine inanırdı.
Geçmişe saplanıp kalanlar geleceği inşa edemez.
Enerjiyi öfkeye değil, üretmeye harcamak gerekir.
6. Emekten vazgeçme.
Kısa yollar bazen hızlı sonuç verir.
Ama kalıcı başarı disiplin, emek ve güven üzerine kurulur.
İtibarın da en sağlam temeli budur.
7. Krizler karakteri ortaya çıkarır.
İyi günlerde herkes başarılı görünür.
Asıl karakter, asıl liderlik ve asıl kurum kültürü zor zamanlarda ortaya çıkar.
Fırtınalar sadece yıkmaz.
Kimin sağlam temeller üzerine kurulduğunu da gösterir.
8. Ölçüyü kaybetme.
Hayatta da ekonomide de ölçüsüzlük risk üretir.
Ölçüsüz büyüme…
Ölçüsüz tüketim…
Ölçüsüz hırs…
Bunların hiçbiri sürdürülebilir değildir.
9. Güven en büyük sermayedir.
Annem, “İnsan güvenini kaybederse yeniden kazanması yıllar sürer,” derdi.
Bugün aynı ilkenin şirketler için de geçerli olduğunu görüyorum.
En büyük sermaye fabrika, bina ya da nakit değil; insanların size duyduğu güvendir.
10. Umudunu kaybetme.
Belki de bana bıraktığı en büyük miras buydu.
Hayat bazen çok ağır sınavlar çıkarabilir.
Ama dayanıklılık, hiç düşmemek değil; her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmektir.
Görünmeyen sermaye
İş dünyasında sürekli entelektüel sermayeyi, insan kaynağını, marka değerini ve kurumsal hafızayı konuşuyoruz.
Oysa bunların hepsinden daha eski ve daha değerli bir sermaye daha var. Hayat bilgeliği.
Bilançolarda görünmez. Muhasebe kayıtlarına girmez. Satın alınamaz. Patentlenemez.
Ama doğru zamanda doğru karar verebilen liderlerin en önemli dayanağı çoğu zaman budur.
Belki de bu yüzden bazı insanlar dünyanın en iyi okullarından mezun oldukları hâlde ilk büyük krizde dağılırken, bazıları hiçbir yönetim eğitimi almadan en zor şartlarda bile doğru karar verebilir.
Çünkü biri bilgiyi öğrenmiştir. Diğeri ise hayatı.
Ben annemden öğrendiklerimi kendi hayatımda uygulamaya, fırsat buldukça da özellikle genç kuşaklarla paylaşmaya çalışıyorum.
Çünkü bu bilgelik yalnızca bana ait değil. Kuşaktan kuşağa aktarıldığında değer kazanan ortak bir mirastır.
Bugün 85 yaşındaki annemi dinlerken aslında sadece onu dinlemiyorum. Onun şahsında; annelerimizin, babalarımızın, dedelerimizin ve ninelerimizin yüzyıllar boyunca süzüp bugüne taşıdığı ortak hayat aklını dinliyorum.
Belki de geleceğin en büyük rekabet avantajı, yapay zekâyı en iyi kullananlar değil; bu ortak hayat bilgeliğini kaybetmeden geleceğe taşıyabilen toplumlar olacaktır.