Telekomünikasyon sektöründe Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) iki büyük GSM şirketinin kontrolünü almasından sonra uzunca bir süre yapısal değişiklik anlamında sakin bir dönem yaşandı. Ancak 2025’in ikinci yarısında ortam bir anda hareketlendi: İki radikal değişiklik, sabit imtiyaz sözleşmesinin yenilenmesi ve 5G lisanslarının verilmesi aynı zamana denk geldi.
Buradan hareketle biraz düzenleme çalışalım: Telekomünikasyon alanında düzenleme kültürü çok da eskilere dayanmaz; 1980’lerin başında ABD’nin tekel konumundaki operatörü olan AT&T’nin, bir mahkeme kararıyla bölgesel ve ulusal/uluslararası operatörler (meşhur isimleriyle Baby Bells) olarak bölünmesi bu alandaki düzenlemelerin başlangıcı oldu dersek hata etmiş olmayız. Bu radikal karar, diğer ülkelere de ilham kaynağı oldu. İngiltere’nin düzenleyici kurumu Oftel’in ortaya çıkışı ve bilahare Avrupa Birliği’nin genel düzenleme yaklaşımı ayrı bir yazı olabilecek kadar devasa konular. Ben bu düzenleme alanında daha dar konuya mercek tutmak istiyorum: İzinler ve yetkilendirmeler. Bazı ekonomistlerce kıt kaynak (scarce resource) olarak değerlendirilen sabit ve mobil telekomünikasyon pazarına yeni girişler için lisans verilmesi veya mevcut lisansların yenilenmesi her zaman önemli bir odak alanı oldu. (Burada konuya hâkim dikkatli gözler “hatamı” yakalamadan ben düzelteyim. Başlangıçta sabit altyapı da bir kıt kaynak kabul ediliyordu ancak daha sonraları rekabet artınca imtiyaz yerine “genel izin” diyebileceğimiz bir yapı yaygın hale geldi. Ancak mobilde durum böyle değil, frekans bir kıt kaynak, her zaman böyle olacak, bu nedenle mobilde altyapı operatörü sayısı yani lisans sayısı sınırlı kalmaya devam edecek.)
Bizim telekomünikasyon tarihinde bu alan uzun bir dönem, temelde piyasada Türk Telekom (ya da eski adıyla PTT) dışında operatör olmaması nedeniyle, muğlak bir şekilde kalmıştı, ta ki 2000 yılında esaslı bir reform yasası çıkıncaya kadar. Yeni yasa piyasanın en büyük aktörü Türk Telekom’un özel bir yetkilendirme türü ile operasyonuna yeni kurallar çerçevesinde devam etmesini zorunlu hale getirdi. Bu devrimsel adım ile yasa aktif hale geldikten sonra Türk Telekom’a “görev sözleşmesi” adıyla verilen lisans daha sonra özelleştirme ile imtiyaz sözleşmesine dönüştü. Bu 25 yıllık anlaşmanın bitmesine çok az zaman kala medyada şöyle bir açıklama yer aldı: “Türk Telekom’un imtiyazı 3 milyar dolar ödeme ve lisans süresi boyunca 17 milyar dolar yatırım koşulu ile 25 yıllığına yani 2050 sonuna kadar uzatıldı”. Uzatma yöntemi ve ödeme tutarları konusundaki tartışma ayrı bir yazı konusu olur, şimdilik bu konuya girmeyeceğim.
Türk Telekom konusunda yaşadığımız, dünyada benzersiz olan bir yapıyı içeren ve başa sarması nedeniyle “döngüsel” diyebileceğimiz durumdan bahsetmek istiyorum. Bize özgü durum, öncelikle devletin bir kurumunun başka bir kamu kurumuyla (şirketiyle) görev sözleşmesi yapmasıyla, yani bir kamu kurumunun haklarının, yükümlülüklerinin sözleşmeye bağlanmasıyla başlıyor. Bunun kaynağını 2000 yılında kabul edilen Telekom Yasası oluşturuyor. Bu yeni yasa çıkmadan önce 1924 tarihli 406 sayılı Kanun ve yamalarıyla hem operatör hem düzenleyici rolü verilen PTT’yi artık kuralları başka bir aktör tarafından konulan bir sektör bekliyordu. Bu kanun diğer “yapısal” denen ama esasında radikal değişikliklerin kapısının aralandığı Kemal Derviş döneminde gündeme geldi. Her büyük dönüşümün teknik mimari olan Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) bir mensubu olarak hasbelkader bu yasanın hazırlanmasına liderlik etme fırsatım oldu. O günün şartlarında yüksek sesle söylenmesi bile infiale neden olabilen iki amacı vardı bu yasanın: Piyasanın liberalleşmesi, yani pazara yeni oyuncuların girmesinin önünün açılması ve Türk Telekom’un özelleştirilmesi. Bu ulvi hedeflerin gerçekleşmesi için de piyasa düzenleyicisi olarak Telekomünikasyon Kurumu (şimdiki adıyla BTK) kuruldu. 2005 yılında, elinde görev sözleşmesi olan Türk Telekom, 12 milyar dolar değerleme ile özelleştirildi. İşe bakın ki, 1998’de Özelleştirme İdaresi’nin yaptırdığı değer tespiti çalışmasında çıkan tutar ile birebir eşdeğer bir bedel yakalanmıştı. Ancak Şirketin özel mülkiyet dönemi sadece 13 yıl sürmüş oldu. Ancak yine de, hem öncesindeki uzun yıllara yayılan siyasi ve hukuki ihtilafların büyüklüğüne hem de sektörün bugün yeniden kamunun ağırlığı bakımından geldiği noktaya bakınca bu özelleştirme sürecinin gerçekleşmesini takdire değer büyük bir başarı olarak görmek gerekiyor.
Peki neden “benzersiz” ve “döngüsel” diyoruz, ona da değinelim. Ülkemizdeki görev imtiyaz sözleşmeleri kurulan altyapının lisans süresi sonunda kamuya devredilmesini öngörüyor. Bu koşul liberalleşmenin başında bazı pazarlarda görülse de zaman içerisinde tüm dünyada gündemden kalktı. Yani Türkiye’de hâlâ geçerli olan bu şart, özellikle de sabit şebekeler için başka hiçbir ülkede bulunmuyor. Döngüsel deme sebebimiz de özelleştirmeyi başarıyla yaptıktan sonra bugün yine Türk Telekom’da kamunun hissesinin yüzde 85’e ulaşmış olması. Aynı yere geri döndük diyemeyiz tabii ama idealden uzak olduğumuz da kesin. Bugün geriye dönmemizde benzersiz lisans koşullarının mutlaka önemli bir etkisi oldu. Lisans süresinin sonuna yaklaşan, önemli ölçüde geliştirdiği altyapısını devlete bilabedel iade etmesi gereken bir operatörün kamu sahipliğine geçmesi hiç sürpriz değil. Yatırıma yılda 750 milyon dolar harcayıp bu yatırımın ekonomik ömrünü bilememeyi özel sektördeki en gözü kara yatırımcıya dahi anlatamazsınız.
Nihayetinde Türk Telekom’un imtiyaz süresinin uzatılması büyük bir belirsizliği ortadan kaldırdı. Lisans bedelini ve yapılması zorunlu yatırım tutarını biliyoruz. Ancak bu yatırımın nasıl tanımlandığından başlamak üzere kamuoyunun süresi uzatılan lisans hakkında bilmediği çok şey var. Nitekim hisse fiyatında esaslı bir değişimin olmaması da ortada bir sorun olduğunu gösteriyor. 17 milyar dolarlık yatırımı bir kamu şirketinin kaynaklarıyla değil de, özel sektörden sağlanacak finansman ve stratejik destekle yapmak bana daha makul görünüyor, 2005’te olduğu gibi… Üstelik bugün reform yasası çıkarmamız gerekmiyor ve de yine o günlerden farklı olarak hem olumlu hem olumsuz gelişmelerden edindiğimiz esaslı bir tecrübemiz var.