Mayıs ayının ilk günü vizyona giren Şeytan Marka Giyer 2, ilk hafta sonunda dünya çapında 233 milyon dolar hasılatla gişeyi sarstı. Filmde Miranda Priestly bir dönüşümün içinde dergisini kurtarmaya çalışıyor. Perdenin dışında ise moda endüstrisinin gerçek dönüşümü çoktan başladı. Filmin vizyona girdiği hafta, 5 Mayıs'ta, Polonya'nın başkenti Varşova'da, tarihi Fort Mokotów alanı içindeki çağdaş etkinlik mekânı B'fort'ta bir kalabalık toplandı. İsveçli moda devi H&M'in "Threads of Change" etkinliğinin konukları arasında dünyanın çeşitli yerlerinden moda profesyonelleri ve sektör isimleri vardı. Bir tarafta Stella McCartney x H&M Archive (2005) kreasyonu sergileniyordu. Hayvansal materyal kullanmayan tasarımlarıyla bilinen McCartney bu koleksiyonla, 20 yıl sonra ikinci kez H&M ile iş birliği yapmış oldu. Diğer tarafta gün ışığında başlayan ve moda endüstrisinin sürdürülebilirlik sorularını ele alan bir konferans vardı. Fast fashion'ın en büyük oyuncusu "yeşil dönüşüm" diyor ve bu dönüşümün bir faturası var. Fatura şirketin kendi bilançosundan çok, Türkiye'den Bangladeş'e uzanan tedarik zincirinde kesiliyor.
Şeytan Marka Giyer 2 ile lüks tüketimde deneyim dönemi
"Sürdürülebilirlik Hedefleri 2030" başlıklı ilk panelde, Avrupa İklim Paktı Elçisi ve Łazarski Üniversitesi Sürdürülebilirlik Enstitüsü Direktörü Agnieszka Oleksyn-Wajda ile H&M Doğu Avrupa Bölgesi Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İlişkiler Müdürü Piotr Oksza- Łapicki yan yana oturdu.
Şirketin 2030 hedeflerine giden yolda nerede durduğu, neyin eksik kaldığı ve neyin hâlâ havada asılı olduğu konuşuldu. Ardından sahne "Malzemeler ve İnovasyon" paneline geçti. H&M Grup Döngüsel İnovasyon Laboratuvarı Başkanı Martin Ekenbark, koleksiyondan bir ceketi sahneye getirdiğinde somut bir rakam verdi: "Bu ceketin astarı yüzde 100 tarımsal atıktan üretilen BioFleax'ten yapılmış. Kaplama malzemesi pişirme yağından elde edilen bir deri alternatifi. Geleneksel yöntemle üretseniz, ham petrol bağımlılığını yüzde 80 azaltmış oluyorsunuz." Etkinlikte BioFleax'in yanı sıra Ecowell ve hidroponik pamuk gibi malzemeler de sergilendi. Bunların bir kısmı mevcut Stella McCartney H&M koleksiyonunda da kullanılıyor.
Aynı panele, H&M'in inovasyon finansmanından beslenen Myco Renew'un kurucusu ve CEO'su Tomasz Mierzwa da çıktı. Mierzwa'nın mantar bazlı malzeme teknolojisi geliştiren girişimi, bu yılki H&M Foundation Global Change Awards'ta ilk 20 finalist arasına girmişti. H&M Foundation'ın bu programı, şirketin sürdürülebilirlik bütçesinin bir kısmını erken aşama girişimlere yönlendirdiği kanallardan biri.
Koleksiyon, geri dönüştürülmüş içerik, organik pamuk, Responsible Wool Standard sertifikalı yün ve endüstriyel mısır ile geri dönüştürülmüş bitkisel yağdan üretilen kaplama malzemeleri kullanıyor. Koleksiyondaki bilekliklerin tamamı yüzde 100 geri dönüştürülmüş metalden üretilmiş. 2004'te Karl Lagerfeld ile başlayan H&M tasarımcı iş birlikleri geleneğinin ikinci halkası, 2005'te Stella McCartney olmuştu. Yirmi yıl sonra aynı ikili yeniden bir araya geldi. Bu kez sürdürülebilirlik gündemin merkezinde.
Bilanço yeşile dönüyor
H&M'in açıklanan 2025 yılı rakamları, sürdürülebilirliğin en azından kâğıt üzerinde kârlılıkla yan yana yürüyebildiğini gösteriyor. Yerel para birimlerinde satışlar yüzde 2 büyüdü ve İsveç kronu bazında net satışlar 228,3 milyar SEK'e (yaklaşık 21,7 milyar euroya) ulaştı. Faaliyet marjı yüzde 7,4'ten yüzde 8,1'e yükseldi. Dördüncü çeyrekte faaliyet kârı yüzde 38 artışla yaklaşık 600 milyon euroya çıktı, faaliyet marjı yüzde 10,7'ye ulaştı. Böylece şirket, uzun süredir hedeflediği yüzde 10 eşiği ilk kez aşmış oldu. Daha az üretip daha kârlı satma stratejisi, en azından bilanço düzeyinde, çalışıyor görünüyor. Sürdürülebilirlik cephesinde de rakamlar iddialı.

Kapsam 3 CO2 emisyonları (tedarik zincirinden kaynaklanan ve toplam karbon ayak izinin aslan payını oluşturan emisyonlar) 2019'a göre yüzde 34,6 azaltılmış. Bir yıl önce bu rakam yüzde 24,4'tü. Artık kullanılan malzemelerin yüzde 91'i geri dönüştürülmüş veya sürdürülebilir kaynaklı. Geri dönüştürülmüş materyal oranı tek başına yüzde 32'ye ulaşarak şirketin 2025 hedefi olan yüzde 30'u aştı. Şirketin kendi operasyonlarında kullanılan elektriğin yüzde 95'i yenilenebilir enerjiden. Karbon salınımını azaltma ve malzeme inovasyonu alanlarında 2,8 milyar SEK (yaklaşık 298 milyon dolar) yatırım yapılmış. Łapicki bu tabloyu sahnede şöyle özetledi: "2019'da belirlediğimiz hedeflere ulaşırken aynı zamanda kârlılığı artırdığımızı gösterebildik. Sürdürülebilir olabilen ve iyi bir iş yapabilen bir şirketin yaşayan örneğiyiz."
2030 hedefleri
H&M'in 2030 taahhüt listesi iddialı. Sera gazı emisyonlarını yüzde 56 azaltmak, malzemelerin tamamını sürdürülebilir kaynaklı yapmak, geri dönüştürülmüş malzeme oranını yüzde 50'ye çıkarmak. Hedeflerin tamamı Bilim Temelli Hedefler İnisiyatifi onaylı. Bazı kalemlerde şirket hedefe yakın. Örneğin malzemelerin yüzde 91'i zaten sürdürülebilir kaynaklı, yenilenebilir elektrik kullanımı yüzde 95'te. Ama asıl ağır kalem olan kapsam 3 emisyonlarında. Şu ana kadar yüzde 34,6 azalma sağlanmış, hedefe ulaşmak için dört yılda yaklaşık 21 puanlık ek düşüş gerekiyor. Bu hedeflerin faturası ne kadar, sorusu Varşova'da biraz havada kaldı. Łapicki'ye doğrudan sorulduğunda "Neyin yatırım olduğunu tanımlamak bile zor" dedi. Resmi rapora bakıldığında, 2025'te değer zincirinin karbonsuzlaştırılması ve malzeme inovasyonuna yaklaşık 2,8 milyar SEK (yaklaşık 298 milyon dolar) ayrılmış. Bu da 21,7 milyar euroluk bir operasyonda cironun yüzde 1,5'inden az demek.
Statista’nın verilerine göre Çin ve Bangladeş'in ardından Türkiye, H&M'in ürün tedarik ettiği üçüncü büyük ülke. Şirket, kamuya açık tedarikçi listesi üzerinden yapılan bağımsız analizlere göre Türkiye'deki yaklaşık 115 fabrikadan özellikle jarse, denim ve triko kategorilerinde üretim yaptırıyor. Ama Türkiye'nin H&M için anlamı bir tedarik havuzundan ibaret değil. Şirketin aynı anda üç farklı rolü üstlendiği coğrafyalardan biri Türkiye. Onlarca mağazayla bir perakende pazarı, 100’den fazla fabrikayla bir üretim üssü ve Avrupa üretim ofisiyle bir bölgesel yönetim merkezi… Bangladeş sadece üretim yapıyor, Almanya sadece satıyor. Türkiye her iki tarafta da ağırlıklı. Bu ağırlık artmak üzere. H&M, artan gümrük tarifeleri ve jeopolitik belirsizliklerin etkisiyle üretimini yakın coğrafyalara kaydırma planını hızlandırdı. CEO Daniel Ervér, son 18 ayda tedarikçi ağını yeniden yapılandırdıklarını açıkladı. Avrupa pazarı için Türkiye, Mısır, Ürdün ve Fas öne çıkan ülkeler. Trende duyarlı koleksiyonların Türkiye ve Doğu Avrupa'ya kaydırılması, teslimat sürelerini haftalar düzeyinde kısaltıyor. Uzakdoğu'dan gemiyle 4–6 hafta süren teslimat, Türkiye'den karayoluyla günlere iniyor. Nearshoring denilen bu strateji, Türkiye'deki sipariş hacmini artırma potansiyeli taşıyor. Ama bu fırsatın bir bedeli var. H&M, tedarikçilerine sürdürülebilirlik standartları da dayatıyor. Kapsam 3 emisyonlarının yüzde 34,6 azaltılması, fabrikalardaki enerji dönüşümü olmadan mümkün değil. H&M'in küresel raporuna göre tedarik zincirindeki yerinde kömürlü kazan sayısı 2022'deki 118'den 2025 üçüncü çeyrek itibarıyla 10'a düşmüş. Bu, Türkiye dahil tüm tedarik ülkelerinde önemli bir dönüşümün başladığını gösteriyor. Ama dönüşümün maliyeti büyük ölçüde tedarikçilerin omuzlarında. Yenilenebilir enerjiye geçiş yatırımı, sertifikasyon süreçleri, altyapı yenileme...
H&M'in rakamları tek başına anlamlı olmayabilir. Resmin tamamını görmek için sektörün diğer devlerine bakmak gerekiyor. En büyük rakip Inditex (Zara'nın ana şirketi), 2025 mali yılı raporunda Kapsam 3 emisyonlarını 2018 baz yılına göre yalnızca yüzde 7 azalttığını açıkladı. Inditex'in 2030 hedefi ise yüzde 51 azaltma. Öte yandan Inditex malzeme dönüşümünde de agresif bir yol izliyor. Liflerinin yüzde 88'i düşük etkili kaynaklardan, yüzde 47'si geri dönüştürülmüş. Yelpazenin diğer ucunda ise Shein duruyor. Şirketin toplam emisyonları 2022–2023 arasında yüzde 81 arttı, 2024'te de yüzde 23'lük bir artış daha geldi. Shein'in 2030 hedefi yalnızca yüzde 25 azaltma. Kısacası H&M, Inditex ile Shein arasındaki bu geniş spektrumda emisyon azaltımında görece ileri bir noktada duruyor.
Türkiye'deki tablo da bu büyük resimden bağımsız değil. Global Fashion Agenda (GFA), 2025 sonunda Türkiye'de döngüsel tekstil sisteminin geliştirilmesini desteklemek için Circular Fashion Partnership: Türkiye girişimini duyurdu. Sektörün yerel oyuncuları da harekete geçiyor. İpekyol sürdürülebilir hammadde dönüşümüne odaklanırken Damat Tween geri dönüştürülmüş lif kullanımını operasyonlarına dahil ediyor. Lüks segmentte Beymen, Reborn projesiyle 2025 yılında 10 binden fazla ürünü yeni sahipleriyle buluşturdu. Döngüsel moda platformu Nivo ise Gebze'deki 5 bin metrekareden büyük Yenileme Merkezi'nde ayda 150 bin ürünü yeniden dolaşıma sokuyor. Girişim, 2021'den bu yana 40'tan fazla marka partneriyle birlikte 3 milyondan fazla ürünü döngüsel ekonomiye kazandırdı.
"Eskiden sizden nefret ederdik"
Łapicki, panelde bu denklemi somutlaştıran bir anekdot aktardı. 2005'te Türkiye'deki bir üretim ortağını ziyaret ettiğini, fabrika sahibinin "Eskiden sizden nefret ederdik" dediğini anlattı. "Bizden karşılamamızı istediğiniz standartlar vardı, yaşanabilir ücretler, etik çalışma koşulları, yeşil enerji... Endişeliydik, karşılayamayacağımızdan korkuyorduk. Ama sizinle çalışmaya başladık, daha fazla sipariş almaya başladık. Ve bir noktada fark ettik ki diğer markalar da sırf H&M tedarikçisi olduğumuz için bize geliyordu."
Łapicki bu hikayeyi 2005'te duyduğunu ve aynı yılın Stella McCartney ile ilk iş birliğinin yapıldığı yıl olduğunu ekledi. Hikaye, hem H&M'in tedarikçi standartlarını yukarı çekme gücüne hem de Türk üreticilerin uyum kapasitesine işaret ediyor. Şirketin tedarikçileriyle ortalama ilişki süresi dokuz yıl, 800 fabrikasının yüzde 40'ıyla on yılı aşkın süredir çalışıyor. Bu uzun süreli ortaklıklar birlikte evrilme sürecine işaret ediyor ama maliyet paylaşımının dengesine dair soru işaretleri hala duruyor.