;
Arama

Mezhep kavgaları ülkeleri geri bıraktırıyor: Dün Avrupa’da, bugün Orta Doğu ve Körfez’de

Tarih bize şunu söylüyor: Mezhep kimliği devletin merkezine yerleştiğinde siyaset sertleşiyor, ekonomi yavaşlıyor, toplum bölünüyor.

28 Şubat 2026, 13:04

İnanç insanın en mahrem alanıdır; korunmalı, saygı görmelidir. O yüzden tartıştığımız din değil, dinin devlet aklının yerine geçmesi.

Çünkü tarih bize şunu söylüyor: Mezhep kimliği devletin merkezine yerleştiğinde siyaset sertleşiyor, ekonomi yavaşlıyor, toplum bölünüyor.

Bu bir teori değil. Avrupa bunu yaşadı. Başka coğrafyalar hala yaşıyor.

Avrupa’nın kanlı laboratuvarı

16.⁠ ⁠ve 17. yüzyıl Avrupa’sı bir kıta değil, bir laboratuvardı. Katolik–Protestan çatışmaları yalnızca teolojik ayrışma değildi; güç savaşıydı. Otuz Yıl Savaşı Almanya’yı demografik olarak çökertti. Fransa iç savaşlarla sarsıldı. İngiltere’de kral idam edildi. İspanya dini homojenlik uğruna Yahudileri sürgün etti; ticaret ağları dağıldı.

Sonra ne oldu?

Avrupa bir tercih yaptı. Mezhep kimliğini devletin kurucu unsuru olmaktan çıkardı. Fransa’da laiklik sancılı bir süreç sonunda kurumsallaştı. Wesfalya Barışı ile devlet ile din işleri ayrıldı. Bu inancın bastırılması değil; siyasetin mezhep rekabetinden arındırılmasıydı.

Bugün Avrupa Birliği içinde tarihsel olarak birbirleriyle savaşmış Katolik ve Protestan ülkeler birlikte karar alabiliyor. Farklılıklar sürüyor, kültürel tartışmalar bitmiş değil. Ama mezhep artık siyasi sistemin ana ekseni değil.

Avrupa mükemmel değil. Ama mezhep savaşı artık kurumsal sistemin merkezinde değil.

Bu bir zihniyet dönüşümüdür.

Orta Doğu’da kimlik hâlâ güç aracı

Orta Doğu ve Körfez’de tablo daha kırılgan. Sünni–Şii ayrımı yalnızca teolojik değil; jeopolitik bir fay hattı. Bunun yanında Aleviler, Dürziler, Yahudiler ve farklı inanç grupları karmaşık bir siyasi dokunun parçası.

Sorun inanç değil. Sorun, inancın siyasi mobilizasyon aracı hâline gelmesi.

Irak’ta devlet yapısının zayıflaması mezhep siyasetini güçlendirdi. Suriye’de iç savaş bölgesel rekabetin sahasına dönüştü. Yemen vekâlet mücadelesinin alanı oldu. İsrail–Filistin hattı din, kimlik ve güvenlik ekseninde kırılganlığını sürdürüyor.

Bu gerilim zaman zaman sınır kapatıyor. Diplomatik ilişkileri koparıyor. Enerji hatlarını riske atıyor. Sigorta maliyetlerini artırıyor. Tedarik zincirlerini bozuyor.

Bu yalnızca siyaset değil; doğrudan ekonomi demektir.

Laiklik: İdeolojik değil, kurumsal bir araç

Laiklik çoğu zaman kültür savaşı gibi tartışılıyor. Oysa mesele teknik.

Devlet mezhepler üstü tarafsız bir hakem olduğunda:
    •    Hukuk daha öngörülebilir olur.
    •    Yatırımcı kimlik temelli riskleri daha az fiyatlar.
    •    Toplumsal gerilimlerin siyasi krize dönüşme ihtimali azalır.

Bu inancı bastırmak değildir. Devleti tarafsız kılmaktır.

Devlet tarafsız olduğunda inanç daha güvenli hale geliyor.

Sermayenin soğuk mantığı

Sermaye romantik değildir. Üç şeye bakar: Hukukun öngörülebilirliği, güvenli sınırlar ve kurumsal istikrar

Mezhep siyasetinin yükseldiği yerde bu üç unsur zayıflar.

Orta Doğu ve Körfez bugün ekonomik çeşitlenme arayışında. Enerji gelirlerini teknolojiye, finansa, turizme dönüştürmek istiyorlar. Genç nüfus dinamizm taşıyor.

Ama uzun vadeli yatırım istikrar ister. Bölünmüş toplumlar genellikle kısa vadeli, fırsatçı sermayeyi çeker. Kaliteli yatırım temkinlidir.

Bu ekonomik bir gerçekliktir.

Sorumluluk kimin?

Mezhep üzerinden siyaset mobilizasyon sağlar ama uzun vadede yatırım kaçırır. Eşit vatandaşlık ve tarafsız kurumlar devletin zayıflığı değil, gücüdür.

Jeopolitik risk artık dipnot değil, ana kalemdir. Yatırım yapılan ülkede toplumsal denge, hukuki güven ve kurumsal kapasite birlikte analiz edilmelidir.

İnanç barışın kaynağı olabilir. Ama siyasetin aracı hâline geldiğinde ayrışma üretir. Genç kuşaklara kimlik değil, ortak gelecek vizyonu anlatılmalıdır.

Asıl soru

“Avrupa’daki mezhep savaşları mı daha beterdi, bugünkü gerilim mi?”

Bu soru bizi ileri götürmez.

Asıl soru şudur: Devlet mezhebin tarafı mı olacak, yoksa tüm vatandaşların güvencesi mi?

Avrupa ağır bedel ödeyerek kurumsal bir model geliştirdi. Orta Doğu ve Körfez hâlâ arayışta.

Tarih ders verir. Ama ders almak bilinçli bir tercihtir.

İnancı korurken devleti tarafsız tutabilirsek, istikrar ve refah gelir.
Devlet tarafsız olduğunda ekonomi nefes alır. Ekonomi nefes aldığında toplum daha huzurlu olur.

Tartışmayı yanlış yapmayalım. Mesele inanç değil. Mesele, devlet aklının hangi zemine oturduğudur.
Mezhep kavgalarını, bölünmelerini geride bırakmış ülkeler daha hızı kalkınıyor, insanlarına eşir ve adil bir düzen getirmede daha başarılı. Tarih, aslında geleceğe ışık tutuyor.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok