Galataport’ta Boğaz ve tarihi yarımada manzarasıyla İstanbul’un en iyi teraslarından birine sahip olan Frankie’nin yaz menüsünü hazırlayan Çabuk’un mutfak dilinde ağır soslar, karmaşık tabaklar, zorlama karışımlar yok. Bunun yerine iyi ürün, iyi pişirme, gösterişten uzak ve saf lezzete odaklı zarif tabaklar var.
Akdeniz ve Asya mutfaklarından ilham alan yeni menü, mevsimselliği merkeze alan yaklaşımı, yerel üreticiye sadık ürünleri ile iyi yemeğin ana omurgasını zaten oluşturuyor. Ne var ki esas hamle bu ürünleri bir orkestra şefi gibi yüksek uyumla bir araya getirmek ve en iyi sonucu verecek şekilde pişirmek -Hakan Çabuk bunu son derece iyi yapan bir şef.
Urla enginarının, zeytinyağı, baharatlar ve çok az parmesan ile ‘sous vide’ yöntemiyle 93 derecede iki buçuk saat piştiğinde aldığı hal, tabağın önünde şapka çıkaracak türden mesela. Türk mutfağında pek kullanılmayan, bu yüzden balıkçıların tutmaktan imtina ettiği aslan balığının bu menüde yer almasının getirdiği açılım ise sadece yeni bir lezzet değil, deniz canlılarının korunması için de önemli.
Zira son derece yırtıcı bu balık, diğerlerine rahat vermeyen bir tür. Onun mutfağa girmesi ise denizlerdeki popülasyonun dengesi için önemli sonuçlar doğurabilir. Rezene, kavun, çiğ badem ve zarif aquachile sos ile tatlandırılan “aslan balığı ceviche” başlangıç için es geçilmeyecek bir lezzette...
Şef Hakan Çabuk’un Frankie için hazırladığı “MediterrAssian” mutfağı deniz ürünleriyle sınırlı kalmıyor. Kuzu pirzoladan dana kaburgaya, Çabuk’un yorumuyla kırmızı etlere de yer verilmiş. Bodrum – Akdeniz rafineliğini, Frankie’nin çağdaş kimliğiyle ve kontrollü Asya dokunuşlarıyla birleştiren, gösterişten çok lezzete odaklanan Hakan Çabuk’un rakibi ise mekanın kendisi olabilir. Çünkü Frankie’nin terası başrolü yemeklerden kapabilecek güçte. Yemek sonrası müziğin artan ritmi, imza kokteyller ve manzarasıyla uzun yaz geceleri için iyi bir alternatif burası.