Yeni nesil oteller, gezginlere iki farklı deneyimi aynı anda sunuyor: butik otellerin mahremiyeti ve kişiselleştirilmiş hizmeti ile büyük tatil köylerinin geniş olanakları.
Karayipler'in gözde tatil destinasyonlarından Aruba'nın Palm Beach bölgesinde bunun dikkat çekici bir örneği ortaya çıktı. Hilton Aruba Caribbean Resort & Casino bünyesinde açılan 161 odalı The Westerly, büyük bir tatil köyünün parçası olmasına rağmen daha sakin, özel ve kişiselleştirilmiş bir konaklama deneyimi sunuyor.
Misafirler ayrı check-in işlemi, özel konsiyerj hizmeti, spa ve havuz olanaklarında öncelik, geniş balkonlar ve yalnızca yetişkinlere açık havuza doğrudan erişim gibi ayrıcalıklardan yararlanabiliyor. Otelin en üst katında ise sağlıklı yaşam, yemek, kokteyl ve gün batımı deneyimlerini bir araya getiren, yalnızca yetişkinlere açık Terrace on 10 bulunuyor.
Otel içinde otel modeli büyüyor
The Westerly, lüks konaklama sektöründe giderek yaygınlaşan "otel içinde otel" anlayışının yeni örneklerinden biri.
Aslında fikir tamamen yeni değil. Oteller uzun yıllardır kulüp katları ve yönetici salonları sunuyor. Las Vegas'taki büyük tatil ve kumarhane kompleksleri de yüksek gelir grubundaki müşterilere özel alanlar oluşturuyor. Kruvaziyer şirketleri ise benzer bir yaklaşımı "gemi içinde gemi" konseptiyle uyguluyor.
Ancak yeni nesil uygulamalar bu modeli daha ileri taşıyor. Artık yalnızca özel bir kat veya VIP süit sunmak yerine, büyük bir tesisin içinde kendi tasarımı, hizmet anlayışı ve olanakları bulunan bağımsız bir otel deneyimi yaratılıyor.
Konuklar özel giriş, ayrı personel, özel havuz ve restoranlardan yararlanırken aynı zamanda ana tesisin sunduğu restoran, spa, plaj ve eğlence olanaklarına da erişebiliyor.
Skift'in kıdemli otelcilik editörü Sean O'Neill, bu değişimin lüks anlayışındaki dönüşümle bağlantılı olduğunu belirtiyor. O'Neill'e göre modern lüks, giderek daha fazla kişinin zamanı ve bulunduğu ortam üzerindeki kontrolüyle ilişkilendiriliyor.
Lüks seyahat danışmanı Cara Steinel de müşterilerinin bu tür deneyimlere ilgisinin arttığını söylüyor. Steinel'e göre günümüzün lüks gezginleri yalnızca gösterişli mekanlar değil, kendilerine özel ve kişisel hissettiren deneyimler arıyor.
Aynı modelin farklı uygulamaları
"Otel içinde otel" konsepti her tesiste aynı biçimde uygulanmıyor. Bazı örneklerde ayrı bir kule, bazılarına villa veya bungalov grubu olarak karşımıza çıkıyor.
Dominik Cumhuriyeti'ndeki Zemi Miches Punta Cana All-Inclusive Resort da bu modelin farklı bir örneğini sunuyor. Tesiste yer alan Club Azure Bungalows, okyanus kıyısında konumlanan 16 özel bungalovdan oluşuyor.
Stüdyo ve iki yatak odalı seçeneklere sahip bungalovlarda iç ve dış yaşam alanlarının yanı sıra özel havuzlar, büyük jakuziler ve doğrudan plaj erişimi bulunuyor.
Bungalovlarda kalan konuklar özel check-in, uşak ve konsiyerj hizmetlerinden yararlanabiliyor. Ayrıca yalnızca yetişkinlere açık Royal Palm salonu ve çatı katındaki sonsuzluk havuzu gibi özel alanlara erişebiliyorlar. Bununla birlikte ana tatil köyünün restoranları, eğlence programları, spa ve diğer olanakları da kullanıma açık.
Zemi Miches Genel Müdürü Manuela Fahringer, bungalovların yalnızca daha üst segment bir oda seçeneği olarak tasarlanmadığını belirtiyor. Amaç, konuklara ana tesisin olanaklarından vazgeçmeden daha sakin, özel ve doğayla iç içe bir konaklama deneyimi sunmak.
Fahringer'e göre model, gezginlerin aynı anda hem tatil köyünün sunduğu hareketliliğe hem de kendi özel alanlarına sahip olma isteğine yanıt veriyor.
"Burada mesele tatil köyünden uzaklaşmak değil, tatil köyünün içinde kendinize ait özel bir alan yaratmak" yaklaşımı öne çıkıyor.
Kaliforniya'daki Hotel del Coronado'da bulunan Shore House ise konsepte daha konut benzeri bir yaklaşım getiriyor. Villa tarzı konaklama birimleri, özel karşılama ve konsiyerj hizmeti, okyanus manzaralı havuz ve kendi bistrosu bulunan bölüm, konuklara daha sakin bir ortam sağlıyor. Buna rağmen ana tesisin restoranlarına, aktivitelerine ve diğer olanaklarına erişim devam ediyor.
Maui'deki Grand Wailea bünyesindeki Ho'olei de benzer şekilde özel villaları ve kişiselleştirilmiş hizmeti, büyük tatil köyünün havuz, restoran, spa ve diğer imkanlarıyla birleştiriyor.
Aruba'da geçmişi koruyarak yeni bir deneyim
The Westerly'nin ortaya çıkışı ise Hilton Aruba'nın kapsamlı dönüşüm projesinin bir parçası.
Tesisin sahibi Milton Berlinski, mevcut otelin zaten yüksek doluluk oranına ve sadık bir müşteri kitlesine sahip olduğunu belirtiyor. Bu nedenle başarılı olan mevcut yapıyı tamamen değiştirmek yerine, daha üst segment bir deneyim için yeni bir alan yaratılması tercih edilmiş.
Hilton'un Amerika kıtası başkanı Danny Hughes da gezginlerin daha fazla kişiselleştirme istediğini söylüyor. Ona göre büyük bir tesisin içine farklı bir kimliğe sahip özel bir konaklama deneyimi yerleştirmek, sıfırdan yeni bir tatil köyü inşa etmekten daha esnek bir seçenek.
Model özellikle farklı yaş gruplarından oluşan aileler için de avantaj sağlıyor. Aile üyeleri aynı tatilde bir arada bulunurken günün her anını birlikte geçirmek zorunda kalmıyor. Çocuklar büyük tesisin olanaklarından yararlanırken yetişkinler daha sakin veya yalnızca yetişkinlere açık alanlarda zaman geçirebiliyor.
The Westerly'nin dahil olduğu dönüşüm projesinin maliyeti 100 milyon doların üzerinde. Ancak proje yalnızca yeni bir lüks otel yaratmayı amaçlamıyor; tesisin geçmişini de korumaya çalışıyor.
Aruba Caribbean Hotel 1959'da açılmıştı. Turizmin adanın ekonomisinde daha önemli bir yer edinmeye başladığı dönemde hizmete giren otel, Miami Beach'in ünlü otellerini tasarlayan Morris Lapidus'un imzasını taşıyordu.
Yıllar içinde Bob Hope, Elizabeth Taylor ve Natalie Wood gibi isimleri ağırlayan tesis, Hollanda kraliyet ailesinin de konakladığı adreslerden biri oldu. Aruba'nın ünlü kokteyllerinden Aruba Ariba da burada ortaya çıktı.
Berlinski, dönüşüm sırasında otelin bu karakterinin korunmasına önem verdiklerini belirtiyor. Amaç, mevcut müşterilerin alıştığı deneyimi tamamen değiştirmek yerine, daha üst düzey bir alternatif yaratmak.
Lüksün merkezinde kişiselleştirme var
Jeffrey Beers International ve 10 Design tarafından tasarlanan The Westerly'nin 161 oda ve süiti, otelin geçmişteki Karayip tarzını çağdaş bir anlayışla yeniden yorumluyor.
Doğal taş, ceviz, sıcak dokular ve güneş tonlarının kullanıldığı tasarımda yerel detaylar da öne çıkıyor. Odaların geniş balkonları bulunurken, banyolarda yağmur duşları ve süitlerde bağımsız küvetler yer alıyor.
Kişiselleştirme anlayışı odalarda da devam ediyor. Konukların uyku düzenine yönelik ürünler sunan Best Rest Bar ve kişisel tercihlere göre atıştırmalık ve içeceklerin hazırlanabildiği Kişiselleştirilmiş Kiler, bu yaklaşımın örnekleri arasında.
The Westerly'nin ana tesisten en belirgin şekilde ayrıldığı bölüm ise çatı katındaki Terrace on 10.
Yalnızca yetişkinlere açık bu alanda sabahları pilates, esneme ve nefes egzersizleri düzenleniyor. Günün ilerleyen saatlerinde kahvaltı, havuz başında dinlenme, kokteyller ve Karayip mutfağından lezzetler sunuluyor. Akşam saatlerinde ise gün batımı eşliğinde atıştırmalıklar, içecekler ve canlı müzik devreye giriyor.
Palm Beach manzarasına hakim teras, özel dinlenme alanları ve kabinlerle The Westerly konuklarına ana tesisin hareketinden uzaklaşabilecekleri başka bir alan sunuyor. Ancak isteyen konuklar restoranlar, havuzlar, plaj, spa, kumarhane ve diğer olanaklar için ana tesise kolayca geçebiliyor.
Yeni lüks anlayışı: İstediğini seçebilmek
Otel içinde otel modelinin asıl cazibesi, konuklara iki farklı deneyim arasında seçim yapma özgürlüğü vermesi.
Sean O'Neill bu modeli havayollarındaki farklı hizmet sınıflarına benzetiyor. Ancak otellerde ayrım yalnızca bir perdeyle değil, fiziksel olarak ayrı tasarlanmış alanlarla yapılıyor.
Bu durum konukların diğer insanlardan tamamen uzaklaşmak istediği anlamına gelmiyor. Asıl beklenti, ne zaman sosyalleşileceğine, ne zaman büyük tatil köyünün olanaklarından yararlanılacağına ve ne zaman daha sakin bir alana çekilineceğine kişinin kendisinin karar verebilmesi.
Modern lüks anlayışının da giderek bu noktaya kaydığı görülüyor. Artık lüks yalnızca daha büyük odalar, daha pahalı restoranlar veya daha gösterişli tasarımlar anlamına gelmiyor.
Asıl ayrıcalık, konuklara kendi tatil deneyimlerini seçme özgürlüğü sunmak haline geliyor.
"Otel içinde otel" modeli de tam olarak bunu vadediyor: Büyük bir tatil köyünün tüm imkanlarına erişirken, ihtiyaç duyulduğunda kendi özel alanına çekilebilmek.