Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tutarak üst üste beşinci toplantıda faiz değişikliğine gitmedi. Kararın ardından gözler yılın kalan iki toplantısına çevrilirken, ekonomistler Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine yeniden başlama ihtimalinin yüksek olduğu görüşünde.
Ekonomistlerin beklentileri, yıl sonuna kadar en az bir faiz indirimi beklentisiyle toplam 200-300 baz puanlık düşüşe uzanıyor. Ancak brent petrol ve gıda fiyatlarında yaşanabilecek sert yükselişler ile döviz talebinin yeniden güçlenmesi, bu senaryonun önündeki temel riskler olarak öne çıkıyor.
Başlevent: Faizi yüzde 30’a yaklaştırmaya çalışacaklar
Prof. Dr. Cem Başlevent, Merkez Bankası’nın geçtiğimiz haftalarda haftalık repo kararını yeniden aktif hale getirmesinin piyasalar açısından sürpriz olduğunu belirtti. Bu adımın pratikte 300 baz puanlık bir indirime yol açtığını söyleyen Başlevent, bugünkü faiz kararının ise piyasa beklentileriyle uyumlu olduğunu ifade etti.
Başlevent, bundan sonraki süreçte Merkez Bankası’nın özellikle enflasyon verilerini izleyeceğini belirterek, “Herhalde bir iki enflasyon verisini, özellikle önümüzdeki enflasyon oranını gördükten sonra olumlu bir gidişat olduğunu hissederlerse, yılın geri kalan toplantılarında küçük indirimler söz konusu olabilir” dedi.
Bununla birlikte Başlevent, faizlerde yapılacak sınırlı indirimlerin mevcut para politikası duruşunu kısa vadede kökten değiştirmesini beklemiyor. Faizlerin halen yüzde 30’ların üzerinde bulunduğuna dikkat çeken Başlevent, “200-300 baz puanlık indirimlerle ülkedeki faiz ortamının ve para politikasındaki sıkılığın değişmesini çok beklememek gerek” dedi.
Başlevent’e göre asıl önemli olan, indirim sürecinin kademeli biçimde başlaması.
“Bunlar hâlâ 30’lu rakamlar ve gerçekten çok yüksek seviyeler. Ancak yavaş yavaş da olsa bir yerden başlamak gerekiyor” diyen Başlevent, seçim takviminin yaklaşmasıyla birlikte Merkez Bankası üzerindeki faiz indirimi baskısının da artabileceğini düşünüyor.
Merkez Bankası’nın yılın geri kalanındaki ekim ve aralık toplantılarında nasıl bir yol izleyeceğine ilişkin beklentisini de paylaşan Başlevent, küresel ve yurtiçi koşullarda büyük bir bozulma yaşanmaması halinde faizlerin yüzde 30 seviyesine yaklaştırılabileceğini söyledi.
“Ekim ve Aralık’ta dünyadaki savaşlarda bir kötüleşme olmazsa, küresel ekonomide bir tatsızlık yaşanmazsa ve Türkiye’de kendine has bir sorun ortaya çıkmazsa, mümkün mertebe faizi yüzde 30’a yaklaştırmaya çalışacaklarını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Başlevent, daha güçlü faiz indirimlerinin ise gelecek yıl gündeme gelebileceğini belirtti. Özellikle seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte para politikasında indirim yönündeki baskının artabileceğini kaydeden Başlevent, savaş ve petrol fiyatlarındaki yükselişin ise Türkiye açısından süreci zorlaştırdığını söyledi.
“Petrol fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerinde bir etkisi olacak” diyen Başlevent, yüksek faizin enflasyon üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığının görülmesi halinde Merkez Bankası’nın dış kaynaklı gelişmeleri gerekçe göstererek faiz indirimlerine devam edebileceğini belirtti.
Alkin: Sene bitmeden en az bir faiz indirimi yapar
Prof. Dr. Emre Alkin ise Merkez Bankası’nın faiz indirimine yönelik eğiliminin değişmediği görüşünde.
Alkin, “Merkez Bankası’nın her zaman faiz indirmekle alakalı bir hevesi olduğunu, 2023 yılında başlattığı temkinli ama çok da isteksiz olmayan faiz artış patikasından gayet iyi biliyoruz” dedi.
Merkez Bankası’nın uygun koşulu bulduğu anda faiz indirimine yöneleceğini savunan Alkin, "Merkez Bankası, fırsatını bulduğu anda faiz indirmekle alakalı bir takıntı taşıdığı için, sene bitmeden şartların iyi ya da kötü olduğuna bakmaksızın en az bir tane faiz indirimi yapar” dedi.
Alkin’e göre bu beklentiyi bozabilecek temel unsur ise enflasyon üzerinde yeni ve güçlü bir maliyet baskısının ortaya çıkması.
“Öyle bir petrol fiyatı artışı olur, gıda fiyatlarında, özellikle tarımsal ürünlerde, o kadar yüksek fiyat artışı yaşanır ki Merkez Bankası artık ‘mızrak çuvala sığmıyor, bu sene pas geçsek iyi olur’ der” diyen Alkin, böyle bir zorlayıcı gelişme yaşanmadığı sürece faiz indiriminin masada kalacağını ifade etti.
Yılmaz: Her iki toplantıda da indirim gelebilir
Ekonomist Mert Yılmaz ise yıl sonuna ilişkin en güçlü faiz indirimi beklentisini ortaya koydu. Yılmaz, savaşta daha kötü bir senaryo yaşanmadığı takdirde TCMB’nin hem ekim hem de aralık toplantısında faiz indirimine gidebileceğini düşünüyor.
“Ben, savaşla ilgili çok daha kötü bir senaryo ortaya çıkmazsa, Merkez Bankası’nın yıl sonuna kadar faiz indirimine gideceğini düşünüyorum. Hatta bunu her iki toplantıda da kullanacağını düşünüyorum” diyen Yılmaz, iki toplantıda toplam 200 ila 300 baz puanlık bir indirim ihtimaline işaret etti.
Bu beklentinin arkasında ise önümüzdeki döneme ilişkin enflasyon görünümü bulunuyor. Yılmaz, Merkez Bankası’nın Piyasa Katılımcıları Anketi’nde yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 22’ler seviyesinde olduğuna dikkat çekerek, “Önümüzdeki dönemde Merkez Bankası’nın önünde faiz indirecek bir alan zaten var” dedi.
Yılmaz, bu yıl sonuna kadar alanın sınırlı olduğunu ancak önümüzdeki 14-15 aylık dönem dikkate alındığında faiz indirimi için daha geniş bir alan bulunduğunu belirtti.
OVP, faiz indirimlerinin hızlanabileceğine işaret ediyor
Yılmaz’a göre Orta Vadeli Program’da ortaya çıkan tablo da faiz indirimlerinin önümüzdeki dönemde hızlanabileceğine ilişkin sinyal veriyor.
“Bu yıl yüzde 3,3 büyümesi öngörülen ekonominin hızlı bir büyüme ritmine girmesi, yani potansiyel büyümeyi yakalaması ve hatta bunun üzerine çıkması 2029 itibarıyla öngörülüyor” diyen Yılmaz, büyümenin ihracattan güçlü bir destek almamasının ise dikkat çekici olduğunu belirtti.
“Faiz indirilirken reel getiri korunmalı”
Yılmaz’a göre faiz indirimi sürecinin önündeki en önemli başlıklardan biri ise TL’nin yatırımcı açısından cazibesinin korunması.
TL ile döviz arasındaki getiri farkının geçmiş dönemlerdeki kadar yüksek olmadığını belirten Yılmaz, bu nedenle Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinde daha hassas davranması gerektiğini ifade etti.
“Artık geldiğimiz noktada TL’deki getiri ile dövizdeki getiri, aylık bazda ya da belirli bir dönemde bakıldığında birbirine oldukça yakın” diyen Yılmaz, buna karşın OVP’nin en az iki yıl daha TL tarafında kalınacağını gösterdiğini söyledi.
Ancak bunun sürdürülebilmesi için yatırımcıya enflasyonun üzerinde reel getiri sağlanması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, “Faiz indirimleri gelirken önceliğimiz, yatırımcıya enflasyonun üzerinde bir faiz vermek ve bu makası çok fazla daraltmamak olmalı” dedi.
Yılmaz, aksi durumda yatırımcının TL yerine dövize yönelme riskinin artabileceği uyarısında bulundu.
“Yatırımcıyı, ‘Bunca zaman TL’den fena para kazanmadım’ noktasından ‘Artık dövizde durayım’ noktasına getirmemek lazım” ifadelerini kullanan Yılmaz, faiz indirim sürecinin acele edilmeden ve hassas bir denge gözetilerek yürütülmesi gerektiğini belirtti.