Altın piyasasında gözler ABD'den gelecek enflasyon verilerine çevrildi. Veriler öncesinde spot altının ons fiyatı, 13 Ekim'de yüzde 0,3 gerileyerek 4 bin 158 dolara indi. ABD dolarındaki değer kazancı ve Hazine tahvillerinin getirilerindeki yükseliş, değerli metalin fiyatı üzerinde baskı yarattı.
Buna karşılık merkez bankalarının altın rezervlerini artırmaya devam etmesi, piyasadaki uzun vadeli talebi destekleyen başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
Merkez bankalarının altın talebi sürüyor
Merkez bankalarının 2026 yılında toplam 720 ton altın satın alacağı öngörülüyor. Bu rakam, geçen yıla göre yüzde 15'lik bir düşüşe karşılık geliyor. Ancak tahmin edilen miktar, 2022 öncesindeki yıllarda görülen seviyelerin üzerinde bulunuyor.
Dünya Altın Konseyinin (WGC) verilerine göre merkez bankaları, yılın ilk yarısında tahminen 345 ton altın alımı gerçekleştirdi. Bunun 289 tonu ikinci çeyrekte kaydedildi. Böylece ikinci çeyrekteki alımlar, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 62 arttı.
Veriler, yıllık bazda toplam alımların yavaşlaması beklense de merkez bankalarının altına olan ilgisinin güçlü kaldığına işaret ediyor.
Çin ve Polonya altın rezervlerini artırıyor
Merkez bankalarının altın alımlarında Çin ve Polonya öne çıkıyor. Çin Merkez Bankası, eylül ayında da altın rezervlerine ekleme yaparak kesintisiz alım dönemini 23 aya taşıdı.
Polonya'nın altın rezervleri ise temmuz itibarıyla yaklaşık 640 tona ulaştı. Ülke, uzun vadede bu miktarı 700 tona çıkarmayı hedefliyor.
Merkez bankalarının altın talebinde rezerv çeşitlendirme stratejileri, döviz varlıklarına bağlı riskleri azaltma çabası ve jeopolitik belirsizliklere karşı korunma isteği etkili oluyor. Altın, bu yaklaşım doğrultusunda ülkelerin rezervlerinde daha fazla yer tutuyor.
Dünya Altın Konseyinin haziran ayında gerçekleştirdiği ankete katılan rezerv yöneticilerinin yüzde 89'u da önümüzdeki 12 ay içinde küresel merkez bankalarının altın rezervlerinin artacağını düşünüyor.
Altının 4 bin dolar üzerindeki seyri neye bağlı?
Merkez bankalarından gelen talep, altın fiyatları açısından önemli bir destek oluşturuyor. Ancak bu alımlar, fiyatların her koşulda yükseleceği anlamına gelmiyor. Özellikle ABD tahvil getirilerindeki artış ve doların güçlenmesi, altının kısa vadeli performansını sınırlayabiliyor.
Faiz getirisi sağlamayan altın, tahvil getirilerinin yükseldiği dönemlerde yatırımcılar açısından görece daha az cazip hale gelebiliyor. Doların değer kazanması da diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar için altını daha pahalı hale getirerek talebi baskılayabiliyor.
Merkez bankalarının yaklaşımı ise kısa vadeli fiyat hareketlerinden çok rezervlerin güvenliğine ve uzun vadeli çeşitlendirmeye dayanıyor. Bu nedenle resmi kurumların alımlarının, altın fiyatlarının 4 bin doların üzerinde kalmasına katkı sağlayabilecek faktörlerden biri olduğu değerlendiriliyor.
Önümüzdeki dönemde altının yönü üzerinde ABD enflasyon verileri, Fed'in faiz politikasına ilişkin beklentiler ve doların seyri belirleyici olacak. Merkez bankalarının alımları piyasaya destek sunsa da fiyatların kalıcı yönü, bu gelişmelerin birlikte değerlendirilmesiyle şekillenecek.