Bugünün gençleri üzerine çok şey söyleniyor: sabırsızlar, konfor düşkünleri, kolaycılar…
Anne-babalar ise çoğu zaman şu cümleyi kuruyor:
“Bizim zamanımızda böyle değildi.”
Peki gerçekten öyle mi?
Yoksa mesele, aynı evin içinde iki farklı dünyanın yaşanması mı?
Gerçek şu ki, bugünün gençleri daha az zorlanmıyor. Sadece zorlukların doğası değişmiş durumda. Bizim kuşak daha çok somut yokluklarla mücadele etti: sınırlı imkânlar, daha dar rekabet alanı, daha net kariyer yolları… Bugünün gençleri ise görünmeyen ama çok daha yoğun bir baskı altında.
Sürekli karşılaştırılıyorlar.
Sürekli kendilerini kanıtlamak zorundalar.
Sürekli “yeterince iyi miyim?” sorusuyla yaşıyorlar.
Sosyal medya, hayatı bir performans sahnesine çevirmiş durumda. Herkesin en iyi anlarını gördüğünüz bir dünyada, kendi hayatınızı yetersiz hissetmeniz çok kolay. Üstelik seçeneklerin çokluğu da bir avantaj değil, çoğu zaman bir yük. Eskiden yol belliydi; bugün yol çok ama yön yok.
Bu yüzden bugünün gençlerini “zayıf” olarak tanımlamak büyük bir haksızlık. Onlar farklı bir savaşın içinde. Ama bu savaşın dili değiştiği için eski kuşak bunu okumakta zorlanıyor.
Aynı evde iki farklı gerçeklik
Kuşaklar arasındaki gerilim, karakter farkından çok gerçeklik farkından kaynaklanıyor.
Anne-baba kendi gençliğini referans alıyor.
Ama o dünya artık yok.
Eskiden bir diploma bir hayat kurardı.
Bugün ise sadece başlangıç noktası.
Meslekler hızla dönüşüyor.
Güvenceler azalıyor.
Belirsizlik artıyor.
Bu yüzden anne-baba “çalışmıyor” diyor,
genç ise “neye çalışacağımı bilmiyorum” diyor.
İkisi de haklı. Ama birbirlerini anlamıyorlar.
Başarıyı yeniden tanımlamak
Bugün en büyük kavram karmaşası başarı tanımında yaşanıyor.
Para, unvan, güç, görünürlük… Bunlar hâlâ önemli. Ama artık yeterli değil.
Hayatım boyunca çok zengin ama mutsuz, çok güçlü ama huzursuz, çok meşhur ama yalnız insanlar gördüm. Bu yüzden başarıyı dışarıdan değil, içeriden tanımlamak zorundayız.
Başarı, vitrine koyduğunuz şey değildir.
Aynaya baktığınızda gördüğünüz insandır.
Eğer bir noktaya gelirken değerlerinizi kaybediyorsanız, bu bir kazanç değil, kayıptır.
Eğer kendiniz olarak kalabiliyorsanız, işte o zaman gerçekten başarılısınız.
Girişimcilik: Parlak değil, zorlu bir yol
Bugün gençler arasında girişimcilik çok cazip görünüyor. Ama gerçek girişimcilik, sunum yapmak ya da yatırım almak değildir.
Girişimcilik;
belirsizliktir,
yalnızlıktır,
sorumluluktur.
Bir fikri anlatmak kolaydır.
Onu hayata geçirmek zordur.
Ayakta tutmak ise en zorudur.
Gençlerin en büyük hatası, sonucu başarı sanmaları. Oysa girişimcilikte asıl değer süreçtir. Dayanıklılıktır.
Bir iş batabilir.
Bir proje tutmayabilir.
Bir ortaklık bozulabilir.
Bunlar başarısızlık değildir.
Asıl başarısızlık, ilk darbede vazgeçmektir.
Sabırsızlık mı, hız çağının gerçeği mi?
Gençlere yöneltilen en yaygın eleştirilerden biri sabırsızlık. Ama bu eleştiriyi doğru okumak gerekir.
Bu gençler hızın içinde büyüdü.
Her şey anında gerçekleşiyor.
Bu ortamda sabır kasının zayıf olması doğal.
Ama mesele sabır değil, derinlik.
Eğer bu kuşak hızın içinde derinlik kurabilirse, çok güçlü olur.
Ama sadece hızla hareket ederse, yüzeyde kalır.
Hayatı geriden okumak
Gençlere verebileceğim en güçlü tavsiyelerden biri şu:
Kendinizi 60 yaşında hayal edin.
Bugünden geriye bakıyorsunuz.
Ve şu soruyu soruyorsunuz:
“Ne yapmak isterdim de yapamadım?”
Bu sorunun cevabı insanı sarsar.
Çünkü en büyük pişmanlıklar, yapılanlardan değil; yapılmayanlardan gelir.
Denemediğiniz yollar,
ertelediğiniz hayaller,
cesaret edemediğiniz kararlar…
Bu egzersiz size şunu öğretir:
Ertelemeyin.
Risk almaktan korkmayın.
“Bir gün” demeyin.
Çünkü o “bir gün” çoğu zaman gelmez.
Para: araç mı, amaç mı?
Para önemlidir. Bağımsızlık sağlar, seçim hakkı verir.
Ama tehlike, para amaç haline geldiğinde başlar.
Bir noktadan sonra mesele ne kadar kazandığınız değil, nasıl kazandığınızdır.
Gerçek başarı, satın alabildikleriniz değil;
satın alınamayan tarafınızı koruyabilmenizdir.
Hayatı kazanmak
Bugünün gençlerine dürüst bir şey söylemek gerekir:
Hayatta en büyük risk yanlış karar vermek değildir.
Kendi hayatını yaşamamaktır.
Başkalarının beklentileriyle şekillenmiş bir hayat, en büyük kayıptır.
Başarı ise çok daha sade:
Kendiniz olarak kalabilmek.
Zor zamanlarda bile yönünüzü kaybetmemek.
Ve en önemlisi, bir yere gelirken insan kalabilmek.
Çünkü günün sonunda size şunu sormayacaklar:
“Ne oldun?”
Asıl soru şu olacak:
“Nasıl bir insan oldun?”