Fransa Merkez Bankası Başkanı François Villeroy de Galhau’nun geçen hafta duyurulan istifası, yerine kimin geçeceğini seçme yetkisini otomatik olarak Emmanuel Macron’a bıraktı. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde gibi Villeroy’un da görev süresi Ekim 2027’de sona erecekti. Bu da muhtemelen halefini seçme yetkisini, gelecek yılın ilk yarısındaki seçimlerin ardından göreve gelecek yeni devlet başkanına bırakacaktı. Aynı seçim galibi, Avrupa’nın liderleri karar alma sürecini hızlandırmadığı takdirde, ECB başkanının seçimine de etki edecek.
Frankfurt School of Finance’te profesör ve eski Bundesbank yetkilisi Emanuel Moench, “Fransız seçimlerinden önce karar almak için iyi nedenler var. Lagarde’ın rolü konusunda çok farklı fikirleri olduğunu zaten açıkça ortaya koymuş olan Marine Le Pen ya da Jordan Bardella yerine Macron’la ilerlemek kesinlikle daha kolay olur” diye konuştu. Hükümetlerin merkez bankasını korumak için hızlı hareket etme gereği görüp görmeyecekleri ve Fransa’daki aşırı sağcı Ulusal Birlik’in yükselişinin Avrupa Birliği’nin işleyişine yönelik oluşturduğu tehdidi nasıl algıladıkları, bölgenin karşı karşıya olduğu en önemli personel kararlarından birinin nasıl şekilleneceği açısından kritik önemde.
Belirlenmiş bir takvim yok
ABD Başkanı Donald Trump’ın mevcut yönetimine saldırdığı bir dönemde, Fed’e de bir halefiyet sürecinin yaşanması yatırımcı tedirginliğini artırıyor. Bu tablo, Avrupa’daki karar vericileri daha erken bir karara yönlendirebilir. Öte yandan, AB içinde üst düzey görevler konusundaki kronik çekişmeler bunun tersine işleyebilir. ECB başkanlarının atanması için belirlenmiş bir takvim yok. Lagarde üzerindeki uzlaşma, görev süresi başlamadan dört ay önce AB görevleri için yapılan kapsamlı bir pazarlık paketinin parçasıydı. Ondan önceki başkan Mario Draghi için de zamanlama benzerdi.
Avrupa başkentlerindeki yetkililer şimdilik kartlarını göğüslerine yakın tutuyor ve konuyu ele almak için henüz erken olduğunu savunuyor. Ancak bu durum, euro bölgesi politika çevrelerinde hükümetlerin ECB yetkililerini tek tek seçme uygulamasını bir kenara bırakarak daha düzenli ve hızlı bir sonuç için birleşik bir seçim sürecine gidebileceği yönündeki spekülasyonların artmasını engellemedi.
Başkanlığın yanı sıra, Mayıs 2027’de görev süresi dolacak Baş Ekonomist Philip Lane’in koltuğu dahil iki boşluk daha geliyor. Avrupa Parlamentosu’ndaki müzakereler ve Fransız seçim yılına sarkmama isteği, Aralık ayına kadar bir karar alınmasını mümkün kılabilir. Liderler ayrıca 2027 sonunda görevden ayrılacak Yönetim Kurulu üyesi Isabel Schnabel’in yerine geçecek isim konusunda da anlaşabilir.
Almanya Dış İlişkiler Konseyi’nde kıdemli araştırmacı olan ve Macron ekonomi bakanıyken ona danışmanlık yapan Shahin Vallee, “Bunun açıkça Macron’un tercihi olacağını düşünüyorum. Diğer liderlerin buna uyup uymayacağı net değil ama Macron istediğini elde ederse, Lane’in atamasını daha geniş kapsamlı bir anlaşma için fırsat haline getirecektir" dedi.
Tüm bu atamaları aynı anda yapmak, ECB’nin üst yönetiminin yarısının belirlenmesini sağlayabilir. Fransa’nın muhtemelen Lane’in koltuğunu hedefleyeceği ve bunun da Lagarde’ın görev süresi sonuna kadar iki yönetim kurulu koltuğunu elinde tutması anlamına gelebileceği düşünüldüğünde, paket anlaşma Almanya ve İspanya gibi büyük ülkeleri de kendi koltuklarını alabilecekleri konusunda rahatlatabilir.
Yetkilileri endişelendiren açıklamalar
Ancak bir diğer cazip yön, anketlerde Le Pen ya da Bardella’nın önde göründüğü bir cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde anlaşmayı sonuçlandırmak olabilir. Brüksel’den bakıldığında, AB’nin kurucu üyelerinden birinde böylesine euro şüphecisi bir gücün iktidara bu kadar yaklaşmış olması endişe verici.
Le Pen daha önce euro'dan çıkışı savunmuş ancak daha sonra bu tutumunu değiştirmişti. Bardella ise kasım ayında, Fransa’nın şişkin borç yüküyle mücadele etmek için ECB’yi niceliksel gevşemeyi yeniden başlatmaya zorlayacaklarını söylemişti. Bu tür söylemler yetkilileri endişelendiriyor. Örneğin geçen hafta Bundesbank Başkanı Joachim Nagel, merkez bankalarının mali hedefleri önceliklendirmesinin tehlikelerine dikkat çekti, Trump’ın Fed’e yönelik saldırılarına işaret etti ve bunun başarılı olması halinde “diğer ülkelerdeki siyasetçiler için bir örnek teşkil edebileceği” uyarısında bulundu.
Lagarde’ın yerine geçebilecek isimlerden biri Nagel olarak görülüyor. Ancak Bloomberg’in ekonomistlerle yaptığı ankete göre Hollandalı rakibi Klaas Knot şu anda daha olası aday sayılıyor. İspanya’dan Uluslararası Ödemeler Bankası Başkanı Pablo Hernandez de Cos da yarışta. Avusturya, olası bir aşırı sağ zaferi öncesinde atamaları erkene çekmenin yakın tarihli bir örneğini sunuyor. Mart 2024’te, seçimlerden altı ay önce, o dönem merkez sağın liderliğindeki hükümet merkez bankasındaki tüm yönetim kurulu boşlukları için başvuruları, bazıları henüz boşalmamış olmasına rağmen açtı. Ekonomi Bakanı Martin Kocher Ağustos ayında başkanlığa aday gösterildi ve 13 ay sonra göreve başladı.
Erken hareket etmek bir seçenek olsa da Fransa’da sorunlu gençler için bir yardım kuruluşu kurmak üzere istifa eden Villeroy örneğinde olduğu gibi, gelişmeler liderleri beklenmedik şekilde harekete zorlayabilir. Ya Lagarde da erken ayrılmaya karar verirse? Lagarde, Uluslararası Para Fonu’ndaki önceki görevini de süresi dolmadan sonlandırmıştı.
Geçen yıl Dünya Ekonomik Forumu’nun başına geçmek üzere ayrılabileceğine dair çıkan haberler, kendisinin “pes eden biri olmadığını” söylemesine rağmen bu ihtimale dair spekülasyonların tamamen ortadan kalkmamasına yol açtı.
Lagarde geçen haziran ayında bu konuda sorulan bir soruya, “Görevimi yerine getirme ve görev süremi tamamlama konusunda tamamen kararlıyım" dedi. Macron yeni bir Fransa Merkez Bankası başkanı seçerken, bu tür tercihleri Ulusal Birlik’e bırakmamanın bir bedeli olduğunu da biliyor. Bu durum, Trump’ın ABD’de kullandığına benzer şekilde, yerleşik düzenin atamalarının demokrasiyi zayıflattığı yönündeki popülist söylemi besleyebilir.