Arama

Filyos: Türkiye’nin sessiz başarı hikayesi

Türkiye’nin Karadeniz’de doğal gaz üretiminde attığı adımlar, yalnızca enerji arzını artırmaktan ibaret değil. Filyos’taki altyapı ve Sakarya Gaz Sahası, Türkiye’nin derin deniz üretim kapasitesini geliştirirken, projenin maliyeti, üretim verimliliği ve altyapının güvenliği konusunda daha fazla şeffaflık ihtiyacını da gündeme getiriyor.

05 Ekim 2026, 11:18 Güncelleme: 05 Ekim 2026, 11:25

Geçenlerde Filyos’taydım.

Karadeniz kıyısında yükselen tesisleri, limanı ve özellikle Osman Gazi yüzer üretim platformunu yerinde görünce düşündüm: Bütün eksiklerine ve cevap bekleyen sorulara rağmen Filyos, Türkiye’nin son yıllardaki önemli başarı hikâyelerinden biri.

Çünkü mesele yalnızca gaz bulmak değil. O gazı Karadeniz’in 2 bin metreyi aşan derinliklerinden çıkarmak, işlemek, yüzlerce kilometrelik denizaltı sistemiyle karaya ulaştırmak ve bunu giderek kendi teknik kapasitenizi geliştirerek yapmak.

Zohr’dan Filyos’a

Filyos bana ister istemez Mısır’ın Zohr sahasını hatırlatıyor.

Eni, Zohr’u 2015’te keşfetti; saha 2017 sonunda üretime geçti. Yani keşiften üretime olağanüstü kısa sürede geçildi. BP ve Rus Rosneft de daha sonra projeye ortak oldular.

Türkiye ise Sakarya Gaz Sahası’ndaki büyük keşfi 2020’de açıkladı ve ilk gazı 2023’te sisteme verdi.

İki model birbirinden farklı. Zohr uluslararası enerji devlerinin sermaye, teknoloji ve risk paylaşımıyla geliştirildi. Türkiye ise Sakarya projesini TPAO öncülüğünde kendi bilançosu ve kamu kaynaklarıyla yürüttü.

Elbette “tamamen yerli” demek doğru olmaz.

Schlumberger — bugünkü adıyla SLB — başta olmak üzere uluslararası petrol servis, mühendislik, denizaltı ekipmanı ve teknoloji şirketlerinden önemli ölçüde hizmet ve ekipman satın alındı. Subsea 7 ve Saipem gibi uluslararası şirketler de Sakarya geliştirmesinin çeşitli aşamalarında yer aldı.

Bunlar ucuz hizmetler değil. Derin deniz petrol ve gaz endüstrisinin faturası ağırdır.

Ama faturanın karşılığında yalnızca gaz satın alınmadı; know-how ve kapasite de kazanıldı.

Türkiye artık denize başka türlü bakıyor

Türkiye bugün kendi sismik araştırma ve derin deniz sondaj filosuna sahip.

Barbaros Hayreddin Paşa ve Oruç Reis gibi sismik araştırma gemilerinin ardından Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamid Han sondaj gemileri geldi. Oruç Reis Somali açıklarında da görev yaptı. Filoya yeni gemiler de ekleniyor.

Şimdi Osman Gazi ile başka bir aşamaya geçiyoruz: yalnızca arayan ve sondaj yapan değil, denizde üretip işleyebilen bir Türkiye.

Sakarya’da bugün yaklaşık 9,5 milyon metreküp/gün üretim var. İkinci fazla bunun yaklaşık 20 milyon metreküpe, 2028 civarında üçüncü fazla 40–45 milyon metreküpe yükselmesi hedefleniyor.

Bu son rakam yılda yaklaşık 16 milyar metreküp gaz demek.

Türkiye ölçeğinde artık küçük bir miktar değil.

Peki kaça mal oldu?

Bence Filyos hikâyesinin eksik tarafı burada başlıyor.

Bu büyük yatırımın toplam maliyeti nedir? Sondaj gemilerinin, sismik gemilerin, Filyos tesislerinin, denizaltı altyapısının ve Osman Gazi’nin toplam faturası ne oldu? Uluslararası servis şirketlerine ne kadar ödendi? Bir metreküp Karadeniz gazının gerçek üretim maliyeti nedir?

Daha ucuza yapılabilir miydi?

Bunları sormak projeyi küçümsemek değildir.

Tam tersine, böylesine önemli bir milli yatırımın başarısını daha inandırıcı hale getirir.

Ortada yanlış harcama olduğuna dair peşin hüküm kurmak için neden görmüyorum. Fakat kamu kaynaklarıyla gerçekleştirilen milyarlarca dolarlık yatırımlarda mümkün olan en yüksek mali şeffaflığın sağlanması gerekir.

Bunlar milli güvenlik sırrı olmak zorunda değil.

Gabar ve Diyarbakır da eklenirse

Aynı yaklaşım karadaki petrol ve gaz aramalarında da geçerli.

Gabar’daki üretim sürdürülebilir biçimde büyür, Diyarbakır ve diğer yeni arama alanlarında açıklanan potansiyel ticari rezerve dönüşürse Türkiye’nin enerji denkleminde önemli bir değişim ortaya çıkabilir.

Türkiye hâlâ büyük bir enerji ithalatçısı olacaktır. Fakat kendi petrol ve gazının yüzde 10’unu, 20’sini, hatta daha fazlasını üretmenin ekonomik olduğu kadar jeopolitik değeri vardır.

Özellikle bugün enerji yollarının savaşlar, yaptırımlar ve büyük güç rekabetiyle iç içe geçtiği bir dünyada.

Bir de güvenlik meselesi var

Filyos’un bundan sonraki sınavlarından biri de fiziksel ve siber güvenlik olacak.

Ukrayna savaşından Kızıldeniz’e kadar gördük: enerji altyapısı artık savaşların arka cephesi değil, doğrudan hedefi.

Dronlar, deniz araçları, sabotaj ve siber saldırılar milyarlarca dolarlık tesisleri kısa sürede devre dışı bırakabiliyor.

Bu nedenle kuyuların, boru hatlarının, platformların, Filyos tesislerinin ve dijital kontrol sistemlerinin korunması yatırımın ayrılmaz parçası olmak zorunda.

Filyos’u gezerken vardığım sonuç şu oldu:

Bu gerçekten bir başarı hikâyesi.

Ama başarıyı daha güçlü kılmanın yolu yalnızca yeni üretim rekorları açıklamak değil; ne kadar yatırım yaptığımızı, gazı hangi maliyetle ürettiğimizi ve bu dev altyapıyı nasıl koruyacağımızı da kamuoyuyla mümkün olduğunca açık paylaşmaktır.

Çünkü şeffaflık başarıyı küçültmez.

Tam tersine, ona güven kazandırır.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok