;
Arama

Davos’un mirası, bugünkü sınırı ve Türkiye için gerçek soru

Davos, küresel karar vericileri hâlâ aynı masada buluşturabilen nadir platformlardan biri olsa da eski belirleyici gücünden uzak. Artık mesele Davos’ta görünmek değil; net dosyalarla gelmek, kapalı kapılar ardında sonuç alabilmek ve sonrasını disiplinle takip edebilmek.

08 Ocak 2026, 11:48

Davos’un kurucusu Dr. Klaus Schwab, Londra’da yaptığımız sohbetlerden birinde bana anlatmıştı.
Berlin Duvarı yıkıldıktan hemen sonra, bunun yalnızca bir siyasi olay değil, küresel sistem açısından tarihî bir kırılma olduğunu sezmiş. Vakit kaybetmeden uçağa atlayıp Washington’dan Moskova’ya, Paris’ten Pekin’e önemli dünya başkentlerini dolaşmış. Soğuk Savaş bitmişti ama yerine ne geleceği belli değildi. Eski düzen çökmüş, yenisi henüz inşa edilmemişti.

İşte tam bu boşlukta; devletleri, şirketleri ve fikir insanlarını aynı masada buluşturacak, resmî diplomasiye alternatif ama onu tamamlayıcı gayriresmî bir küresel diyalog platformuna ihtiyaç olduğunu görmüş ve Davos fikrini ortaya atmıştı.

Hakkını teslim edelim.

Aradan geçen on yıllar boyunca Davos gerçekten önemli bir işlev gördü. Dünya liderlerini ve iş dünyasının karar vericilerini bir araya getirdi. Resmî diplomasi ile reel ekonomi arasındaki boşluğu kapattı. Küreselleşmenin zihinsel altyapısını kurdu; kriz dönemlerinde erken uyarı ve nabız tutma alanı işlevi gördü.

Ancak dünya değişti.
Hem de köklü biçimde.

Yeni dünya, eski formatla yürür mü?

Davos 2026, 19–23 Ocak tarihlerinde İsviçre’de “Diyalog Ruhu” temasıyla toplanıyor. Tema, artan küresel gerilimler karşısında diyalog ve iş birliğinin önemine vurgu yapıyor.

Ancak içinde yaşadığımız dünya son derece sert:
Ticaret ve yatırım savaşları,
teknoloji ve veri egemenliği mücadeleleri,
tedarik zinciri kopuşları,
jeopolitik çatışmalar,
birçok ülkede hızlanan otoriterleşme…

Bu dünyada Davos hâlâ toplanıyor. Ama artık kaçınılmaz bir soru var:
Davos bu gerçeklere gerçekten yanıt mı arıyor, yoksa onları daha yumuşak bir dille mi konuşuyor?

Gerçekçi olmak gerekirse:
Davos artık dünyayı yönetenlerin platformu değil. Eskisi kadar etkili de değil. Ama hâlâ dünyayı okumaya çalışan bir ayna.

Bu başlı başına değersiz değil.
Ama sınırları bilinmeli.

Davos’ta kimler var, asıl ne konuşuluyor?

Davos hâlâ devlet başkanlarını, büyük şirket CEO’larını, finans, enerji ve teknoloji dünyasının ağır toplarını bir araya getirebiliyor. Bu, küçümsenecek bir güç değil.

Ancak asıl oyun kalabalık panellerde değil; kapalı kapılar ardındaki ikili görüşmelerde oynanıyor.

Bu yıl kulislerde konuşulan başlıklar oldukça net:
    •    Tedarik zincirleri kimden kime kayıyor?
    •    Yapay zeka, çipler ve veri egemenliği kimin kontrolünde olacak?
    •    Enerji güvenliği ve kritik mineraller nasıl paylaşılacak?
    •    Jeopolitik riskler yatırımlara nasıl fiyatlanıyor?
    •    Yeni ittifaklar hangi resmî blokların dışında şekilleniyor?

Bunlara ek olarak;
Rusya–Ukrayna savaşı, Venezuela dosyasının Latin Amerika dengelerine etkisi,
AB’nin küresel etkinliğinin zayıflaması,
Gazze, Tayvan ve Güney Çin Denizi,
uzay ve okyanus rekabeti,
enerji–su–gıda denklemindeki bozulma…

Yani Davos’ta kimse “her şey yolunda” demiyor. Ama kimse bunu yüksek sesle, çözüm dayatan bir dille de söylemiyor.

Türkiye Davos’ta: İlgi var, ama yeterli mi?

Türkiye’den iş insanlarının ve siyaset çevrelerinin Davos’a ilgisi sürüyor. Bu anlaşılır. Davos hâlâ küresel karar vericilerin aynı mekânda bulunabildiği nadir platformlardan biri.

Ancak kritik nokta şu:
Davos’ta görünmek artık yetmiyor.

Bugünün Davos’u bir vitrin değil;
bence bir hazırlık, içerik ve ciddiyet testi.

Herkes şu sorulara bakıyor:
    •    Kim hangi dosyayla gelmiş?
    •    Kim hangi konuda net?
    •    Kim Davos’tan sonra dosyayı nereye, hangi başkentte devam ettirecek?

İş dünyası açısından gerçek şu:
Davos’ta iş imzalanmaz; ama işin kaderi orada şekillenir.

Küresel liderlerle gerçekten randevu alabiliyor musunuz? Yoksa kendi çevrenizle zaman geçirip dönüyor musunuz?

Hazırlıklı gelen için Davos hâlâ fırsat.
Hazırlı olmayan içinse sadece kartvizit değişimi.

Erdoğan, “one minute” ve Davos sonrası Türkiye

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Davos’la ilişkisi, herkesin hatırladığı “one minute” çıkışından sonra fiilen koptu. Bu sadece kişisel bir kırılma değildi; Türkiye’nin Davos’a bakışında da bir dönüm noktasıydı.

O tarihten sonra Ankara, Davos’u bir “merkez” olarak değil, çok sayıdaki platformdan biri olarak görmeyi tercih etti. Bakan düzeyinde ve işadamları üzerinden katılımlar sürdü; Türkiye küresel mesajlarını Davos salonlarından ziyade sahada ve ikili ilişkilerde vermeye yöneldi.

Bu bilinçli bir tercihti. Ama bir bedeli oldu: Türkiye’nin Davos’taki anlatı gücü zayıfladı. Masadaydık, ama hikâyeyi çoğu zaman başkaları yazdı.

Önümüzdeki yıllar: Davos ne yapmalı, Türkiye ne yapmalı?

Davos’un önümüzdeki on yıllarda anlamlı kalabilmesi için kendini yenilemesi şart:
    •    Daha az vitrin, daha fazla derinlik
    •    Daha fazla kapalı, sonuç odaklı çalışma
    •    Küresel Güney’i dinleyen değil, gündemi birlikte belirleyen bir yapı
    •    “Olması gereken dünya” değil, olduğu gibi dünya üzerine cesur muhasebe

Türkiye açısından ise mesele net:
Davos ne putlaştırılmalı ne de yok sayılmalı.

Asıl soru şudur:
“Biz Davos’a niye gidiyoruz?”

Görünmek için mi?
Fotoğraf vermek için mi?
Yoksa net dosyalarla, stratejik ortaklıklar kurmak için mi?

Davos bir kapı, ama anahtar sizde

Davos bir kapıdır.
Ama kapıyı açan anahtar; hazırlık, içerik ve disiplinli takiptir.

Türkiye’nin küresel dünyada elbette bir ağırlığı var. Ama bu ağırlık kendiliğinden masaya yansımaz.

Bugünün dünyasında güç;
en yüksek ideali savunanda değil,
en soğukkanlı okuma yapabilen ve harekete geçebilendedir.

Davos artık dünyanın vicdanı değil.
Ama hâlâ dünyanın aynası.

Ve o aynanın söylediği şey nettir:
Nerede göründüğünüz değil,
nerede ve nasıl sonuç aldığınız önemlidir.

Gerçek sınav, Davos’tan önceki titiz hazırlıkla başlar
ve Davos’tan sonraki sonuç odaklı takiple devam eder.
Bizim de İstanbul’da bölgesel bir Davos benzeri zirve platformu yaratmamız şart.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok