Daha önce teknoloji şirketlerini yönetmiş ve yapay zeka politikası üzerine çalışan Amodei, piyasaların açık tutulmasına yönelik ticari baskıyı da, teknolojik liderliği korumanın stratejik zorunluluğunu da yakından bildiğini vurguladı. Tartışmanın ideolojik bir çerçeveye sıkıştırılamayacağını belirten Amodei’ye göre asıl mesele, Amerikan avantajını uzun vadede neyin koruyacağı.
Satarsak güç kazandırıyoruz, satmazsak kopuş hızlanıyor
Amodei, gelişmiş çip satışlarının jeopolitik bir rakibi zaman içinde ABD’ye denk bir hesaplama kapasitesiyle donatma riski taşıdığına dikkat çekti. Öte yandan, ihracatın tamamen engellenmesinin de Çin’i, Amerikan şirketlerinin ve teknoloji standartlarının etkisiz kaldığı ayrı bir ekosistem kurmaya ittiğini söyledi. Ona göre tablo net bir paradoks içeriyor: Yapay zeka alanındaki liderlik farkı aylar seviyesine inerken, uygulanan her kısıtlama Çin’i ABD standartlarından uzaklaştırıyor.
Nvidia cephesi: Riskler abartılıyor
Nvidia CEO’su Jensen Huang ise ABD’li politika yapıcıların Çin’e çip satışına dair güvenlik risklerini abarttığını savunuyor. Huang, ulusal güvenlik kaygılarını anladığını belirtmekle birlikte, Çin’in halihazırda önemli ölçekte yapay zeka çipi ürettiğini ve teknoloji ticaretinde iş birliğinin herkesin çıkarına olabileceğini dile getiriyor. Ona göre Amerikan altyapısının küresel yapay zeka modellerini çalıştırması, ABD için dünya çapında bir avantaj yaratıyor.
İhracat kısıtlamalarının Nvidia’ya maliyeti
Bu yaklaşım yalnızca söylem düzeyinde değil. Nvidia, Çin’i dünyanın ikinci büyük potansiyel pazarı olarak görüyor. Ancak ihracat kısıtlamaları şirketin bu pazardaki payını neredeyse sıfıra indirirken, bir dönem baskın olduğu bir bölgede rekabet gücünü de zayıflattı. Uzmanlara göre Çin’in kendi yapay zeka altyapısını büyük ölçekte geliştirmesi, ABD etkisinin marjinalleştiği paralel teknoloji alanları yaratabilir.
Ulusal güvenlik kaygıları neden ağır basıyor?
Amodei’nin itirazı tam da bu noktada öne çıkıyor. Ona göre yapay zeka çipleri sıradan ihracat ürünleri değil; askeri, ekonomik ve teknolojik güç dengelerini doğrudan etkileyen stratejik girdiler. Gelişmiş çipler, en güçlü yapay zeka modellerinin eğitimi ve çalıştırılmasının temelini oluşturuyor. Çin’in bu kapasiteye erişmesi, ABD’nin belirleyici rekabet üstünlüğünü ciddi biçimde daraltabilir.
İhracat kontrolleri Çin’i hızlandırıyor mu?
Buna karşın bazı ulusal güvenlik uzmanları, aşırı ihracat kısıtlamalarının ters etki yarattığını savunuyor. Beyaz Saray’ın yapay zeka ve kripto sorumlusu David Sacks, bu politikaların Çin’de yerli inovasyonu teşvik ettiğini ve ABD’nin küresel teknoloji standartlarını şekillendirme gücünü zayıflattığını belirtiyor.
H200 tartışması ve mevcut denge arayışı
Dış İlişkiler Konseyi ise H200 gibi çiplerin bile Çin pazarına girmesinin, ABD’nin teknoloji politikasında kritik bir kırılma anlamına geldiği görüşünde. Her ne kadar bu çipler Nvidia’nın en ileri Vera Rubin serisi kadar güçlü olmasa da, büyük ölçekli yapay zeka modellerini besleyebilecek kapasiteye sahipler. Mevcut politika, tam da bu gri alanda bir denge kurmaya çalışıyor.
İdeoloji değil, incelikli strateji
Amodei’ye göre çözüm, “evet ya da hayır” ikilemine sıkışmak değil. Yapay zeka liderliği yalnızca çip satışlarıyla belirlenmiyor; yetenek havuzu, veri, araştırma ağları ve küresel iş birliği çekim gücü de bu denklemde kritik rol oynuyor. ABD’nin bu alanlarda hâlâ güçlü avantajları bulunuyor.
Asıl mesele: Yerli üretim ve kapasite
Uzun vadeli liderliğin anahtarı ise ülke içinde üretim kapasitesinin güçlendirilmesi. Amodei, gelişmiş yarı iletken üretiminin ABD’de ölçeklenmesi, süreç mühendisliği uzmanlığının artırılması ve nitelikli iş gücünün genişletilmesi gerektiğini vurguluyor. Sadece çip tasarlamanın yeterli olmadığını, üretim ve yetenek tarafının da eş zamanlı güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Sonuç: Korku değil denge
Üretken yapay zekanın ekonomiyi, savunmayı ve toplumsal yapıları dönüştürdüğü bir dönemde, politikanın korku ya da ideolojiyle değil; stratejik dengeyle şekillenmesi gerektiği görüşü öne çıkıyor. Amodei’ye göre ABD’nin yapay zeka çağındaki liderliğini sürdürebilmesinin yolu, mutlak yasaklardan değil, güvenliği koruyan ama küresel etkiyi de aşındırmayan titiz ve nüanslı bir politikadan geçiyor.