;
Arama

Turist vergileri gerçekten işe yarıyor mu?

Destinasyonlar turist vergileri uygulamaya koyduğunda, tepkiler genellikle öngörülebiliyor. Eleştirenler bunları bir “nakit kapma” yöntemi olarak görür. Destekleyenler ise sürdürülebilirlik aracı olarak tanımlıyor. Hangisinin gerçek olduğu ise destinasyona göre değişiyor.

22 Şubat 2026, 12:00
Turist vergileri gerçekten işe yarıyor mu?
Venedik, İtalya

Turist vergisi uygulayan destinasyonlar hızla yayılıyor. Avrupa şehirlerinden uzak adalara ve alp bölgelerine kadar birçok yer gecelik ek vergiler, giriş ücretleri, kruvaziyer yolcu harçları veya yoğun günlere özel erişim geçişleri uygulamaya başlıyor. Açıklanan amaç genellikle aynı: Aşırı turizmi yönetmek ve hassas çevreleri korumak. Eleştirmenler ise başka bir şeylerin döndüğünü savunuyor. Bu tür ücretlerin ziyaretçileri nadiren caydırdığını ve esas olarak kolay bir gelir kaynağı olduğunu ileri sürüyorlar. Destekleyenler ise turizmin gerçek maliyetleri olduğunu ve ziyaretçilerin bu maliyetlere katkıda bulunması gerektiğini söylüyor. Her iki taraf da kısmen haklı. Ancak turist vergilerinin “işe yarayıp yaramadığını” anlamak için daha temel bir soru sormak gerekir: Aslında hangi sorunu çözmek üzere tasarlandılar?

Araştırmalar ne gösteriyor?

Ziyaretçi vergileri para toplama konusunda oldukça başarılı uygulamalar. Özellikle yüksek ziyaretçi hacmine sahip destinasyonlarda, gecelik ya da günlük mütevazı ücretler bile geniş ölçekte uygulandığında milyonlarca gelir üretebilir. Ayrıca, özellikle konaklama sağlayıcıları ya da ulaşım işletmeleri aracılığıyla tahsil edildiğinde, yönetilmeleri görece kolay. Ancak ziyaretçi sayısını anlamlı ölçüde azaltma konusunda çok daha az güvenilirler.

Akademik araştırmalar büyük ölçüde bu tabloyu destekliyor. 2026 yılında Tourism Management dergisinde yayımlanan kapsamlı bir inceleme, turist talebinin “nispeten düşük turist vergilerine karşı asgari düzeyde tepki verdiğini” ortaya koydu. Yani çoğu vergi seyahati anlamlı biçimde caydıracak kadar yüksek değil. Çalışma bunun yerine şu sonuca varıyor: Bu vergilerin en büyük gücü istikrarlı gelir üretmek. Bu da neden daha fazla destinasyonun bu uygulamayı benimsediğini açıklıyor.

Pratikte bu, çoğu turist vergisinin siyasi olarak kabul edilebilir seviyelerde belirlendiği anlamına gelir. Birçok gezgin için gecelik ya da ziyaret başına birkaç euro, plan değiştirme nedeni değil, küçük bir rahatsızlık. Talep ancak fiyatlar keskin biçimde yükseldiğinde, yoğun günlere sıkı şekilde hedeflendiğinde ya da kota, izin veya erişim kontrolü gibi katı sınırlamalarla birlikte uygulandığında anlamlı biçimde değişmeye başlar. Turist vergilerinin etkili olduğu alan ise marjlardır. Önceden rezervasyon yapılmasını teşvik edebilir, günübirlik ziyaretler yerine gecelemeli konaklamayı özendirebilir ya da talebi mevsimlere bir miktar yayabilir. Ancak tek başlarına kalabalıklaşma sorununu nadiren çözerler. Bu da açık bir soruyu gündeme getirir: Eğer bu ücretler turizmi güvenilir biçimde azaltmıyorsa, neden bu kadar çok destinasyon bunları uygulamaya koyuyor?

Amaç para toplamak olduğunda

Cevaplardan biri, Avrupa’nın büyük şehirlerinden uzakta, ziyaretçileri kaçırmaya çalışmayan yerlerde ortaya çıkıyor. Norveç’in Lofoten bölgesinde yerel yetkililer, yeni altyapının finansmanını doğrudan hedefleyen bir ziyaretçi vergisi türünü tartışıyor. Adalar, çok küçük olan kalıcı nüfuslarına kıyasla mevsimsel olarak çok yüksek ziyaretçi sayıları çekiyor. Yollar, umumi tuvaletler, otoparklar, atık toplama, kurtarma hizmetleri ve yürüyüş parkurlarının bakımı ciddi baskı altında.

Sorun, turistlerin istenmemesi değil. Sorun, Norveç’te belediyelere yönelik finansman formüllerinin ziyaretçilere değil, yerleşik nüfusa dayanması. Yıl boyu yaşayan küçük nüfus, yüz binlerce misafir için inşa edilmiş altyapıyı sürdürmeye yetecek vergi gelirini üretmiyor. Yerel halktan daha fazla ödeme talep etmek hem siyasi hem de pratik açıdan gerçekçi değil. Ekonomisi giderek turizme bağımlı hale gelen bir bölge için ziyaretçileri geri çevirmek de ne mümkün ne de arzu edilir.

Bu bağlamda bir ziyaretçi vergisi caydırıcı değil. Bu maliyet geri kazanımı. Bu ayrım önemli. Lofoten’in önerisi, birçok destinasyonun ima ettiği fakat nadiren açıkça dile getirdiği bir gerçeği ortaya koyar: Bazen amaç turizmi azaltmak değil, onu mali açıdan sürdürülebilir kılıyor.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok