Amerika Birleşik Devletleri ile Ukrayna arasındaki askeri koordinasyondaki bu kırılma, özellikle NATO içinde Avrupa’nın rolünü yeniden tartışmaya açtı. Avrupa ülkeleri bir yandan ABD’yi ittifak içinde tutmaya çalışırken, diğer yandan savunma harcamalarını artırarak yeniden silahlanma sürecine girdi. Bu atmosferde, Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez Avrupa’da nükleer caydırıcılığın kıtasal ölçekte nasıl şekillenebileceği açık şekilde konuşulmaya başlandı.
Bugüne kadar Avrupa güvenliği büyük ölçüde ABD’nin nükleer şemsiyesine dayanıyordu. Eğer bu güven zayıflarsa, kıta kendisini dünyanın en büyük nükleer güçlerinden biri olan Rusya karşısında daha savunmasız hissedebilir.
Avrupa’nın nükleer kapasitesi sınırlı
Avrupa’da aktif nükleer silaha sahip yalnızca iki ülke bulunuyor: Birleşik Krallık ve Fransa. Konuya yakın kaynaklara göre Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa’nın geri kalanına Fransız nükleer caydırıcılığını genişletme fikrini yeniden gündeme getirmeye hazırlanıyor.
Birleşik Krallık nükleer cephaneliğinde ABD tedarik zincirine bağımlı kalırken, Fransa savaş başlıklarını büyük ölçüde kendi imkanlarıyla üretebiliyor. Buna rağmen iki ülkenin toplam konuşlandırılmış nükleer başlık sayısı yaklaşık 400 seviyesinde bulunuyor. Bu rakam, ABD ve Rusya’nın sahip olduğu binlerce başlıkla kıyaslandığında oldukça düşük kalıyor.
Yeni caydırıcılık arayışında zor seçimler
Uzmanlara göre teorik olarak diğer Avrupa ülkeleri de yeterli finansmanla nükleer kapasite geliştirebilir. Ancak bu seçenek; yüksek maliyetler, uluslararası anlaşmaların ihlali ve siyasi riskler anlamına geliyor.
Pavel Povdig, olası bir Baltık krizinde nükleer caydırıcılığın siyasi maliyetine dikkat çekerek, bir ülkenin müttefiki için nükleer risk almasının son derece zor bir karar olduğunu vurguluyor.
Avrupa temkinli ilerliyor
Kaynaklara göre görüşmeler çoğunlukla ABD askeri varlığı bulunan ve Moskova tehdidini doğrudan hisseden ülkeler arasında yürütülüyor. Sürecin hassasiyeti nedeniyle birçok görüşme üst düzey siyasi kanalların dışında, askeri düzeyde gerçekleştiriliyor.
Bu tartışmaların önemli başlıklarından biri, Münih’te düzenlenen güvenlik toplantılarında da gündeme geliyor. Avrupa ülkeleri nükleer kapasite yerine gelişmiş konvansiyonel silah sistemlerine yatırım yapma seçeneğini de değerlendiriyor.
Darya Dolzikova, Avrupa çapında ortak bir nükleer caydırıcılığın kısa vadede gerçekçi olmadığını, ancak Fransız ve İngiliz kapasitelerinin Avrupa güvenliği üzerindeki etkisinin daha fazla analiz edilmesi gerektiğini belirtiyor.
Savunma harcamaları hızla artıyor
Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık, 2025 yılında savunmaya toplam 530 milyar doların üzerinde harcama yaptı. Bu rakam, birçok Avrupa ekonomisi için ciddi bütçe baskısı anlamına geliyor.
Nükleer silahların bakım maliyetleri de oldukça yüksek. İngiltere ve Fransa her yıl nükleer sistemlerinin bakımı için yaklaşık 12 milyar dolar harcıyor.
Siyasi belirsizlik güven sorununu artırıyor
Paris merkezli IFRI analizlerine göre Fransa teorik olarak nükleer kapasiteli uçaklarını diğer Avrupa ülkelerine konuşlandırabilir. Ancak siyasi değişimler bu planların sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
NATO birlik mesajı vermeye çalışıyor
Mark Rutte, ABD’nin transatlantik ittifaka bağlılığını sürdürdüğünü sık sık vurguluyor. Buna karşın Donald Trump yönetiminin Avrupa’nın savunma sorumluluğunu artırması gerektiği yönündeki mesajları belirsizliği artırıyor.
İngiltere’nin ABD ile derin savunma bağı
İngiltere’nin nükleer füze sistemleri, büyük ölçüde ABD savunma şirketi Lockheed Martin tarafından üretiliyor. Ayrıca İngiliz nükleer denizaltı programında BAE Systems önemli rol oynuyor.
Avrupa’nın hedefi daha sınırlı olabilir
Uzmanlara göre ABD ve Rusya seviyesinde bir nükleer kapasite oluşturmak Avrupa için hem ekonomik hem teknik açıdan son derece zor. Bu nedenle kıtanın hedefi, çok katmanlı ancak daha sınırlı bir caydırıcılık mimarisi kurmak olabilir.