Arama

Savaş ve iklim değişikliği dünyaya coğrafyanın gücünü yeniden hatırlatıyor

Uzun yıllardır küreselleşme, teknoloji ve hızlı ulaşım dünyayı mesafelerin önemsizleştiği bir yere dönüştürdü. Ancak savaşlar, iklim değişikliği ve Hürmüz gibi stratejik geçiş noktalarındaki krizler, coğrafyanın küresel ekonomi ve siyasetteki belirleyici gücünü yeniden ortaya çıkardı.

11 Ekim 2026, 09:00

Uzun yıllardır dünya, coğrafyanın zorluklarını aşmış gibi davranıyor. Bilgi, para, mikroplar ve silahlar mesafe kavramına meydan okur hale geldi. Fısıltıyla söylenen sırlar ve milyarlarca dolarlık servetler anında el değiştiriyor. Akıllı telefonlardan sandaletlere her şey dünyanın öbür ucundan kapınıza kadar getiriliyor. Balistik füzeler kıtaları dakikalar içinde aşabiliyor.

Ancak bu gündelik kabuller, Basra Körfezi’ndeki hayati öneme sahip tek bir denizcilik ve enerji güzergahının engellenmesinin yol açtığı ekonomik yıkımla sarsıldı. Yedi ay önce ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Orta Doğu’daki çatışma, enerji fiyatlarını yükseltti. Aynı zamanda faiz oranlarının artmasına, dünya genelinde fabrika üretiminin aksamasına, hasatların tehlikeye girmesine ve Suriye’den Guatemala’ya kadar öfkeli protestoların körüklenmesine neden oldu.

ABD’de Dış İlişkiler Konseyi’nde kıdemli başkan yardımcısı ve Maurice R. Greenberg Kürsüsü Başkanı Shannon O’Neil, “Küresel ekonomi ya da modern ekonomi hakkında düşünürken, çoğu zaman en temel altyapıyı, yani lojistiği unutuyoruz. Malların hala buradan oraya gitmesi gerekiyor” dedi.

Çatışmalar ve iklim değişikliğinin neden olduğu aksaklıklar

İran ABD’nin saldırılarına karşılık olarak Basra Körfezi’ne açılan tek deniz geçidi ve dünyanın en önemli enerji rotası olan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksattı. İran destekli Yemen’deki Husiler ise bir başka kritik geçiş noktasının, Kızıldeniz’in güney girişindeki dar geçit olan Babülmendep Boğazı’nın kontrolünü ele geçirdi. Bu gerilimler, Güney Çin Denizi ve Süveyş Kanalı gibi kilit transit güzergahların ticaret ve dolayısıyla 10 milyonlarca insanın refahı üzerinde hala nasıl büyük bir etkiye sahip olduğunu acil bir şekilde hatırlatıyor.

Dünyanın stratejik ve ekonomik coğrafyası, aynı zamanda iklim değişikliği tarafından yeniden şekillendiriliyor. İklim değişikliği, yüzyıllardır kullanılan geçiş güzergahlarını bozarken gezegenin yüzeyinde yeni rotaların oluşmasına neden oluyor. Bu yaz, kuraklık Avrupa’daki Ren ve Tuna nehirleri gibi su yollarını tüketerek yük taşımacılığını altüst etti, nakliye maliyetlerini artırdı ve sanayi üretimini kısıtladı. Ayrıca nükleer enerji santrallerinin reaktörlerini soğutmak için nehir suyu kullanan Macaristan ve Romanya’daki elektrik akışını da tehdit etti.

Latin Amerika’da ise ABD konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde 40’ını taşıyan Panama Kanalı’nın işletmecileri, El Nino’nun daha da kötüleştirdiği düşük su seviyeleri nedeniyle trafiği kısıtladı. Binlerce kilometre kuzeyde, Çinli denizcilik şirketleri yakın zamanda ısınan sulardan yararlanarak Arktik Okyanusu’nda düzenli tarifeli ilk ticari geçişi başlattı. Başkan Trump’ın Grönland’ı ele geçirme girişiminin de gösterdiği üzere bu gelişme, ABD ile arasındaki stratejik rekabeti daha da kızıştırma potansiyeline sahip.

Savaş sonrası değişen küresel düzen

Coğrafya, dünya siyasetinde her zaman güçlü bir kuvvet oldu. MÖ 5. yüzyılda Sparta, Peloponez Savaşı sırasında Atina’nın tahıl tedarikini kesmek için Çanakkale Boğazı üzerindeki kontrolünü kullandı. Ancak küreselleşmenin 1990’larda ivme kazanmasından bu yana teknoloji çoğu zaman coğrafyanın önüne geçti. Fakat bu uluslararası düzen, karşılıklı fayda sağlayan küresel işbirliği vizyonuna ve aşınmakta olan bir kurallar ve hukuk sistemine dayanıyordu. Çatışma ve zor kullanma, son çareler olmaktan çıkıp başvurulan yöntemler haline geldi. Müttefikler arasındaki güven bile çöktü.

ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen ay Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşma, savaş sonrası döneme ilişkin iyimser bir vizyon çiziyormuş gibi konuştu. New York Times’a göre Trump, savaş sonrası düzenin parçalanmasını açıkça hızlandırdı ancak kökler daha derinde. Küreselleşmeyi bu denli başarılı kılan ağların kendisi, aynı zamanda yeni tür kırılganlıklar ve güç dengesizlikleri yarattı.

Baskı araçları

1990’larda başlayan aşırı küreselleşme döneminde, örneğin hem ABD hem de Çin, fiziksel darboğazlardan ziyade ekonomik darboğazlar üzerindeki kontrollerine giderek daha fazla bel bağladı. ABD, küresel finans sistemi üzerindeki hakimiyetini, varlıkları dondurarak veya ticari işlemleri keserek hasımlarını cezalandırmak için kullandı. Çin ise nadir toprak elementleri rezervini rakipleri üzerinde baskı kurmak amacıyla kullandı.

Dolayısıyla daha zayıf güçlerin kendilerine ait baskı noktaları araması belki de şaşırtıcı olmamalı. İran’ın durumunda bu baskı noktası coğrafya. Dış İlişkiler Konseyi’nde kıdemli araştırmacı olan Edward Fishman’a göre İran, 2000’li ve 2010’lu yıllarda ağır yaptırımlar altındaydı ancak Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya hiçbir zaman yaklaşmadı. Eski bir diplomat olan Fishman, “Bence bu, küreselleşme paradigmasından ne kadar uzaklaştığımızı gösteriyor; öyle ki coğrafi özellikler bile silah olarak kullanılıyor. Bence bu devam edecek bir eğilim olacak” dedi. 

Şiddet içeren çatışma bir yöntem. Diğeri ise finansal yöntem. İran, gemi sahiplerine Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için ödeme yapmaları yönünde baskı uyguladı. Fishman, “İran’ın şimdi birçok açıdan uğruna mücadele ettiği şey bu;  ticaretten para kazanabilme yeteneği” dedi.
 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok