;
Arama

Aşırı turizmin bedelini kim ödemeli?

Popüler destinasyonlar aşırı turizme karşı çözüm bulmaya çalışırken bazı çözümler sorunun kendisi kadar tartışma yaratıyor. Paris’ten Barselona’ya yerel halk, turistlerin değil sistemin bedel ödemesini istiyor.

26 Ocak 2026, 15:07
Aşırı turizmin bedelini kim ödemeli?
Venedik, İtalya

Geçen yaz bir Fransız gazetesinin yürüttüğü gizli bir araştırma, Amerikalıların (ya da en azından Amerikalı gibi davranan gazetecilerin) Paris’in en turistik kafelerinden bazılarında Parislilere kıyasla yüzde 50’ye varan oranlarda daha fazla ücretlendirildiğini ortaya çıkardı. Bu durum, bir turistin “yerel biri gibi yaşama” hakkını savunnlar için bir hakaretti. Uzun yıllardır en büyük seyahat trendi, gizliymiş gibi hissettiren, harika ve uygun fiyatlı yerler keşfetmek oldu. Bu yerleri rehber kitaplardan, Anthony Bourdain’den ya da TikTok’tan duymuş olsanız bile. Ancak 2025 yazını şehirlerinin “Disney’leşmesini” protesto ederek geçiren Parisliler bunu pek umursamıyor.

Turizmin yükü altında zorlanan şehirler

Ya kafeler doğru olanı yapıyorsa? 20 Ocak’ta Birleşmiş Milletler, 2025’te uluslararası turist gelişlerinin 1,52 milyara ulaştığını; bunun, pandemi öncesi zirve olan 2019’un neredeyse yüzde 4 üzerinde olduğunu açıkladı. Bu varışların yarısından fazlası Avrupa’ya gerçekleşti. Turizmin yükü altında zaten zorlanan şehirler, bu durumu daha sürdürülebilir kılmanın yollarını arıyor. Turistlerden yüzde 50 daha fazla ücret almak çözümün bir parçası olabilir. Aşırı turizm yeni bir olgu değil ancak Covid-19’un tetiklediği “intikam seyahati” ve havayolu ile kruvaziyer şirketlerinin toparlanmasıyla birlikte doruk noktaya ulaştı. Giderek daha belirsiz hale gelen zamanlarda, her zaman popüler bir destinasyon olan Avrupa bundan özellikle etkilendi.

Şehirler başarılarının kurbanı

Aşırı turizm üzerine çalışan, İsveç’teki Linnaeus Üniversitesi’nde işletme ve ekonomi profesörü olan Stefan Gössling, “Avrupa, insanların kendini güvende hissettiği dünyadaki son sığınak. Güvenlik yüksek, herkes için geçerli bir hukuk sistemi var. Tatil için gitmek adına gerçekten çok iyi bir bölge” diyor. Avrupa’nın başlıca turistik destinasyonları aynı zamanda kendi başarılarının kurbanı: İtalyan turizm kuruluna göre Almanların yüzde 43’ü İtalya’ya en az üç kez gitmiş durumda; benzer bir oran da önümüzdeki üç yıl içinde gitmeyi planlıyor. Paris’in her zaman iyi bir fikir olduğunu da düşünüyorlar.

Ziyaretçiler; uygun fiyatlı konaklamaları öne çıkaran teknoloji platformları, kısa tatil kültürü ve estetik noktalarla dolu sosyal medya paylaşımlarının cazibesiyle şehirlere akın etti. Müzeler ve harabeler kalabalık kontrolü konusunda onlarca yıllık deneyime sahip ancak eskiden daha düşük profilli olan ya da çoğunlukla yerlilere hitap eden mekanlar zorlanıyor. Portekiz’in Porto kentindeki ve yılda 1,2 milyon ziyaretçi alan, “dünyanın en güzel kitapçısı” olarak tanıtılan Livraria Lello’nun yöneticisi Aurora Pedro Pinto, “Ziyaretçiler internette gördükleri fotoğrafları yeniden yaratmaya çalıştıklarında, şehirle “çok yüzeysel” bir ilişki kuruyorlar. Problem çok fazla turist olması değil. Sorun, kültürel derinliğin çok az olması” dedi. 

Aşırı turizmi genellikle Dubrovnik’in surları içinde omuz omuza kalabalıklar ya da Mona Lisa’nın etrafındaki fotoğraf çeken sıralar olarak düşünürüz. Oysa bunu bir duygu olarak tanımlamak daha doğru: Yerel topluluklarda, kitlesel turizmin kendilerine fayda sağlamaktan çok zarar verdiği hissinin oluşması ve bunun sonucunda turizme karşı dönmeleri. Geleneksel yiyecek satıcıları kaybolur; marketler hediyelik eşya dükkanlarına ya da açıklanamaz bir şekilde irisinizin fotoğrafını çektirebileceğiniz yerlere dönüşür. Ruhsuz dondurmacılar, sanki her köşede mantar gibi biter. TikTok, yerel bir trattoria’yı bir gecede meşhur edebilir; uzun turist kuyrukları oluşurken yerel müşteriler yabancılaşır. Airbnb’ye yönelik yatırım amaçlı alımların artması, bir apartman binasını otelden farksız hale getirebilir.

Instagram, Livraria Lello’ya gelen ziyaretçi trafiğini körüklediğinde (sadece mağaza boyunca kıvrılan spiral merdivenin fotoğrafını çekmek için) o kadar çok kişi gelmeye başladı ki müşteriler kitaplara göz atmakta zorlandı. Kitapçıya göre 2015’te ziyaretçilerin yüzde 10’undan azı bir kitap satın alıyordu. Zamanla tüm bunlar yerel halkın sabrını tüketiyor. Geçen yaz neredeyse tüm büyük Avrupa şehirlerinde turist karşıtı protestolar vardı; Barselona’da ziyaretçiler meşhur şekilde su tabancalarıyla ıslatıldı. Ancak olası çözümler karmaşık ve her yere özgü. Üstelik her zaman işe de yaramıyorlar.

Eşitsizlik sorunu

Aşırı turizm, ekonomik faydalar yerelde hissedilmediğinde en tehlikeli haline geliyor. İspanya’da 2010’dan bu yana turist varışları yüzde 80 artarken, aynı dönemde reel ücretler yüzde 4 düştü; konaklama sektöründe de benzer bir tablo söz konusu. Chapman’a göre kalabalıklara odaklanmak, “bu toplulukların neden bu kadar hayal kırıklığı yaşadığının temel nedenini gözden kaçırıyor.” Durgun ücretler ve konut fiyatlarındaki hızlı artış, büyük şehirlerde turistlere yönelik öfkeyi hızla besledi.

Kruvaziyer gemilerinin uğrak noktası olan şehirler her gün binlerce yolcunun karaya çıkmasına tanık oluyor ancak bu turistler otellerde kalmıyor ve genellikle yalnızca birkaç onaylı restorana yönlendiriliyor. Birçok şehir, yerel dokuyu korumak için limanlarına yapılan kruvaziyer seferlerini ya da kabul ettikleri gemilerin büyüklüğünü kısıtlamaya başladı.

Bazı uzmanlar, Booking.com gibi küresel devlerin otel gelirlerinin hatırı sayılır bir kısmını çekip alarak yerel topluluklara kalan faydayı azalttığını, bu yüzden otel rezervasyonlarının kamulaştırılmasının yardımcı olabileceğini öne sürüyor. Queensland Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde turizm profesörü olan Sara Dolnicar, “Bu yetkililerin harekete geçme iradesini gerektiriyor. Eğer tüm ekonomik faydalar bir seyahat acentesine ya da uluslararası bir holdinge gidiyorsa, turizmin ne anlamı var?” dedi. 

Günah keçisi

Airbnb, aşırı turizm tartışmasının kurumsal günah keçisi haline gelmiş durumda. Barselona, karşılanabilirlik krizine çözüm bulmak için turistik kiralamaları tamamen aşamalı olarak kaldırıyor ve Airbnb’yi yasakladı. Ancak mesele nüanslı: Airbnb’ler otellere kıyasla daha ucuz olabiliyor; buna karşın platformun popülaritesi ve karlılığı konut stokunu azaltıyor.

Airbnb ise büyük otel bölgeleri dışına ve otellerin az olduğu daha kırsal alanlara insanları çekmeye de yardımcı olabileceğini savunuyor. Uzmanlar buna katıldıklarını söylüyor ancak Airbnb, boş daireler için bir kiralama aracısı gibi davranmak yerine, ziyaretçilerin ana ikametgahlarda kısa süreli konaklamalar ayarlayabildiği ilk modeline geri dönerse. Şirket, daha fazla şehir faaliyetlerini hedef almaya başlasa bile, bu yönde geri adım atmayı planlamadığını söylüyor.

Tersine çevirmesi zor

Araştırmacıların hemfikir olduğu bir konu, bir şehirde aşırı turizm ve aşırı kalabalık bir kez yerleşmişse, bu durumu tersine çevirmenin çok zor olduğu. Takip, uçuş sayısını azaltma, vize ücretlerini artırma ve hatta giriş ücreti alma gibi radikal çözümler tek çare olabilir. Daha da yüksek ücretler gelmesi muhtemel. Tabii ki, turistler kendi davranışlarını değiştirmedikçe. Sürdürülebilir turizm danışmanlığı şirketi Paradise Found'un kurucusu Shirley Nieuwland, “Turizm sektöründe çalışan birçok kişi ve genel olarak toplum, büyümeye odaklanıyor” diyor. Nieuwland, bir yer keşfedildiğinde, kalabalıklar ve dondurma dükkanları kaçınılmaz olarak o yerin büyüsünü yok ettiği için, o yerin kısa sürede “kaybolduğuna” inanıyor. Seyahatler daha yavaş, biraz daha pahalı ve biraz daha düşünülmüş olsaydı ne olurdu, diye soruyor. Nieuwland, birçok gelişmekte olan bölgenin sürdürülebilir turizme odaklanmasından umutlu. “Bazı destinasyonlar, popüler hale gelmeden önce bile, turizmden ne beklediklerini düşünüyorlar. Bu, işlerin aşırıya kaçmasını veya çok geç kalınmasını önlemeye yardımcı oluyor" diyor. 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok