Ray Dalio... Ona ‘efsane yatırımcı’ diyorlar. 12 yaşında 300 dolarlık ilk yatırımını üçe katlayan, 1975’te New York’ta bir apartman dairesinde kurduğu Bridgewater Associates’i dünyanın en büyük hedge fonu yapan bir yatırım gurusu…
2017’de şirketin CEO’luğunu bırakan, 2022’de tamamen emekli olan Dalio, Bridgewater’ın yönetimindeki fon miktarını 150 milyar dolara kadar (2024 sonunda 92 milyar dolar) çıkardı. 2008 Küresel Finans Krizini ve 2010 - 2012 Avrupa borç krizini öngören Dalio, yazdığı kitaplarla da gündeme geliyor.
Yaşama bakış açısını anlattığı, çok satan kitabı, “İlkeler: Yaşam ve İş”in yanı sıra “Büyük Borç Krizleri” (Big Debt Crisis) adlı kitabında da borç krizlerinin nasıl işlediğini ve onlarla en iyi nasıl başa çıkabileceğimizi tarihten örneklerle anlatıyor. Dalio, haziran ayında yayımlanacak yeni kitabı “How Countries Go Broke: The Big Cycle”da (Ülkeler Nasıl İflas Eder: Büyük Döngü) ABD ekonomisi için acil bir uyarı yapıyor. Kitapta son 100 yıldaki 35 borç krizini inceleyen Dalio, “ABD gibi büyük ve önemli bir rezerv para birimi ülkesi gerçekten iflas edebilir mi?” sorusuna yanıt arıyor.
Dalio, fazlasıyla karamsar ve küresel borç krizinden kaygı duyuyor. Yatırımcılara sık sık uyarılar yaparak borçlanma enstrümanları yerine altın ve Bitcoin önerisinde bulunuyor.
Son olarak ticaret savaşlarıyla artan durgunluk kaygısının ötesinde uyarılarda bulundu. “Durgunluktan daha kötüsünü yaşayabiliriz” dedi. Dalio, ABD tahvil piyasalarındaki çalkantılara dikkat çekerek tahvil piyasasında bir çöküşün iç ve uluslararası çatışma gibi olaylarla birleştiğinde, parasal sistem için Richard Nixon’ın 1971’de altın standartını iptal etmesinden ve 2008’deki küresel mali krizden bile daha büyük bir şok yaratabileceği uyarısında bulundu.
Dalio, çok daha büyük, çok daha önemli bir şeyden söz ediyor: “Büyük parasal, politik ve jeopolitik düzenlerin klasik bir çöküşü... Bu tür bir çöküş ömür boyu yalnızca bir kez gerçekleşir, ancak benzer sürdürülemez koşullar mevcut olduğunda tarihte birçok kez yaşandı.”
Dalio, Trump’ın gümrük vergisi politikasının sonucu olarak nisan ayının ikinci ve üçüncü haftalarında tahvil piyasasında yaşanan tedirgin edici satış dalgasına dikkat çekiyor. ABD Hazine tahvilleri güvenli liman kabul edilir ancak yatırımcılar bu kez hisse senetleriyle birlikte tahvilleri de sattılar ve statülerini sorgulattılar. Getiriler yıllardır görülmemiş seviyelere fırladı ve bu da Amerikan ekonomisinin uzun vadeli istikrarı konusunda artan korkulara işaret etti.
Ayrıca haftalarca süren borsa türbülansından ziyade özellikle 10 yıllık Hazine tahvillerindeki satış dalgasının Trump’ı gümrük vergilerini askıya almaya ve Çin’e karşı yumuşamaya zorlayan konu olduğu da savunuluyor. Trump, dalgalanmanın yaşandığı günlerde tahvil piyasalarını izlediğini ve yatırımcıların “biraz huzursuz” olduğunu düşündüğünü söyledi.
ABD tahvilleri, bireysel yatırımcılardan emeklilik fonlarına, çok uluslu şirketlerden yabancı hükümetlere kadar herkesin yatırım yaptığı trilyonlarca dolarlık muazzam bir piyasa... Yaklaşık 28 trilyon dolarlık Hazine tahvili bulunuyor. Ani dalgalanmalar Trump da dahil olmak üzere herkesin keyfini kaçırıyor.
10 yıllık Hazine tahvilinin getirisi birkaç günlük ani bir sıçramayla 11 Nisan Cuma günü şubat ayından bu yana en yüksek seviye olan yüzde 4,59’a yükseldi ancak daha sonraki günlerde yüzde 4,27’ye düştü. Benzer şekilde, 30 yıllık tahvil getirisi Kasım 2023’ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı ve yüksek kalmaya devam ediyor.
Gündemde şu soru var: Kim satıyor ve neden? Daha açık soracak olursak; Japonya’dan sonra 760 milyar dolarla ABD tahvillerini en çok elinde bulunduran ikinci ülke olan Çin satışa mı geçti? Tartışmalı bir konu...
“Evet” diyor küresel yatırım araştırma şirketi Alpine Macro’nun baş küresel stratejisti Chen Zhao, “Çin, Amerikan tahvillerini zaten silah olarak kullanıyor, satıyorlar ve elde ettikleri geliri euro’ya veya Alman tahvillerine dönüştürüyorlar. Bu aslında son birkaç haftada olanlarla oldukça tutarlı.” Almanya tahvilleri nisan ortasında büyük çaplı bir satış dalgasına karşı direnmiş ve 10 yıllıkların getirileri düşmüştü.
Ancak satış dalgasının Çin’in elinde kalan tahvillerin değerini düşürmesi ve yatırımlarını zarara uğratması da demek. Yani, Çin’in tahvil satması aslında kendi ayağına kurşun sıkması oluyor. Çünkü tahvil satışı sermayenin Pekin’e dönmesi ve Yuan’ın değerlenmesi anlamına geliyor. Çin ise iç talebi canlandırmayı ve ABD’nin gümrük vergilerine karşı yeni ihracat pazarları bulmayı umuyor.