Uzun yaşam fikri insanlık tarihi kadar eski. Farklı dönemlerde bu arzu, bazen gençliği koruma isteğiyle, bazen bedeni güçlü tutma çabasıyla bazen de hastalıklardan uzak kalma hedefiyle şekillendi. Uzun süre bu alan daha çok yaşlanmanın görünür etkilerini geciktirmeye odaklanan bir bakışla anıldı. Cilt, enerji düzeyi, kilo kontrolü ya da fiziksel görünüm gibi başlıklar, sağlıklı yaş alma tartışmasının öne çıkan başlıkları oldu. Bugün ise çerçeve belirgin biçimde değişiyor. Çünkü yeni nesil sağlık yaklaşımı, uzun yaşamı yüzeysel bir gençlik hedefi üzerinden değil yaşam kalitesinin korunması üzerinden okuyor. Mesele artık kaç yıl yaşandığından çok o yılların nasıl geçirildiğiyle ilgili. Yani longevity kavramı, yaşam süresinin yanında yaşam kalitesini de içine alan daha kapsamlı bir anlam kazanıyor.
Bu dönüşümün merkezinde “healthspan” olarak tanımlanan sağlıklı yaşam süresi bulunuyor. Başka bir ifadeyle kişi yalnızca daha uzun yaşamak istemiyor. İleri yaşlarda da hareketli, zihinsel olarak berrak, metabolik açıdan dengeli ve sosyal olarak aktif kalmayı önemsiyor. Uzun yaşam hedefi, hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale edilen klasik modelden uzaklaşıp yaş alma sürecinin daha bilinçli yönetildiği bir alana taşınıyor.