Eğer mimar ya da tasarımcı değilseniz Buckminster Fuller ve Kenneth Snelson adını duymuş olmanız pek olası değil, hele tuhaf bir kelime olan “tensegrity” size oldukça uzak gelebilir. Bir kaç sene öncesine kadar ben de duymamıştım; bu isimleri San Fransisco’da bir eğitimde öğrendim sonra da bir mimar arkadaşım gerilimli bütünlükten bahsedince olmayan şapkam uçtu. Aradığım metafor ayağıma gelmişti, örgüt teorisi içinde debelenirken tasarımı ihmal edersen olacağı buydu dedim kendime. Mimarların affına sığınarak bu kavramı şirketlerin bulanık ve kaotik ortamlarla başedebilmesi için kullanacağım şimdi, göreceksiniz işe yarayacak. Haydi gelin hem gerelim hem bütünleştirelim dünyayı.
Önce sayfadaki görsele bakın derim. Evet gördüğünüz sehpa bizim alışık olduğumuz statik yapılara benzemiyor, bacakları yok. Gördüğünüz tellerin, bağlantı noktaları kullanılarak oluşturduğu gerilimli bütünlük, sehpayı ya da başka bir deyişle “sistemi” ayakta tutuyor. Bağlantı noktalarını ve telleri değiştirerek çok sayıda yeni form oluşturabilirsiniz ve hâlâ sehpa olarak işe yarayabilir.
O zaman gelelim organizasyonlar üzerindeki izdüşümüne. Çoklu krizler çağının hediyesi olan bulanık dünyada geleneksel hiyerarşilerin, katı iş süreçlerinin, lineer planlamanın pek de işe yaramadığını uzun süredir söylüyoruz zaten. Organizasyonlar doğadan, tasarım ve sistem odaklı düşünce yöntemlerinden –haydi söyleyelim– ‘tensegrity’ ilkelerinden faydalanarak kendilerini hem esnek hem de güçlü kılabilirler.
Şimdi işimiz değiştirmesi daha zor olan parçaları birbirine bağlayan gerilim unsurlarıyla oynayarak gerilimden bir bütünlük çıkarmak. Gelin biraz da onu deneyelim ve bir Tensegrity Organizasyonu’nun özelliklerini sıralayalım.
1. Merkezileşmiş Kontrol Yerine Dağıtılmış Gerilim: Geleneksel organizasyonlar dalgalanmalara genellikle kontrolü artırarak yanıt verir. Ancak tensegrity temelli organizasyonlar karar alma süreçlerini dağıtarak tepki verir. Nasıl ki gerilim, yapının her yanına yayılırsa yetki ve problem çözme de ağ boyunca dağılır. Bu da daha hızlı ve bağlama duyarlı yanıtlar sağlar. Departmanların birbirleri ile çelişebilecek hedefleri olması doğaldır, yeter ki o çelişkili hedefleri de birbirine bağlayalım.
2. Esneklikten Gelen Yapısal Bütünlük: Belirsizliğe açık olan, denemeye, yinelemeye ve öğrenmeye dayalı organizasyonlar kaos içinde bütünlüğünü koruyabilir.
3. Küçük Ama Sağlam Bir Çekirdek: Tensegrity, birkaç sabit parçaya dayanır. Benzer şekilde, dalgalı ortamlarda bir organizasyonun güçlü ama asgari bir omurgaya ihtiyacı vardır: Amaç, değerler ve temel yetkinlikler. Bunlar tartışılmazdır ve diğer her şey değişse bile kimlik ve hizalama sağlar. Ne iş yaptığımız değişebilir ama işi nasıl yaptığımız değişmez.
4. Sürekli Yeniden Yapılanma (Ben buna ‘Sustainable Amorphy’ diyorum): Tensegrity yapıları form değiştirebilir ama işlevini kaybetmez. Bu anlayışla inşa edilen organizasyonlar ekipleri yeniden yapılandırabilir, rolleri yeniden tanımlayabilir, stratejik dümeni hızla çevirebilir ve devrilmez.
Gelin biraz da dünyaya bakalım ve tensegrity organizasyonlarla geleneksel yekpare/hiyerarşik organizasyonların performansını karşılaştıralım. Bizim memleketten uzak durarak yapıyoruz bu karşılaştırmayı, küresel bakalım, bizim için de geçerli olsun diyelim. Aynı sektörden iki firmayı alalım mesela: Haier ve Whirlpool. Birincisi 4 bin otonom mikro organizasyondan oluşan bir ağ yapısı ile yönetilirken ikincisi geleneksel yekpare bir hiyerarşiye dayanıyor. Aralarında ciddi bir ölçek farkı var. Haier 2023 yılında 37 milyar dolar gelir üretirken Whirlpool yaklaşık olarak yarısına ulaşmış ama asıl fark burada değil. Haier’in geliri Whirlpool’un yaklaşık olarak iki katı ama kârı 5 katına ulaşmış (2,34 milyar USD - 481 milyon USD). Toplam pazar değerlerine bakınca de bu çarpıcı farkı (29 milyar USD - 5 milyar USD) görüyoruz, tıpkı yatırımcılar gibi.
Uzatmayalım ve soralım kendimize, gerilimli bir bütünlük içinde miyiz yoksa yerçekimini temel güç olarak kullanan, üst üste dizilmiş taşlardan oluşan bir hiyerarşik kulede hapis miyiz?