London Art Fair’e sayılı günler kala, Ömer Atakan’ı hummalı bir hazırlığın tam ortasında yakalıyoruz. Ancak röportaja yarım saat geç başlıyoruz. Nedeni ise ne bir aksama ne de plansızlık. Aksine, fazlasıyla yerinde bir gerekçemiz var: Atakan’ın dünyanın farklı coğrafyalarından toplanmış, yaklaşık 4 bin parçadan oluşan James Bond koleksiyonu tam karşımızda duruyor. Türkiye’de dönem dönem sergilenen ve dünyanın en kapsamlı Bond arşivlerinden biri olan bu koleksiyon hem sinema tarihine hem de popüler kültürün ikonik tasarımlarına açılan bir kapı gibi. O kapıdan girmeden edemiyorsunuz.
Bond evreni Atakan için mimariden tipografiye, otomobillerden müziğe uzanan adeta estetize edilmiş bir okul. Ian Fleming’in ilk baskıları, Sean Connery dönemine ait afişler, filmlere ait kült olmuş objeler… Her biri, bugün ürettiği işlerin arka planında sessiz ama belirleyici referanslar. Bond’la başlayan bu arşiv, Matrix’ten Karayip Korsanları’na, çizgi romanlara, dioramalardan model trenlere uzanan geniş bir dünyaya dönüşmüş durumda. Gülerek “Yakında daha büyük bir eve geçiyorum” diyor. Tutkusunun büyüklüğüne bakınca ona fazladan birkaç metrekarenin yetmeyeceği ise aşikar.