Bu saçmalığa inanmayın.
Yaklaşan büyük savaş Fed’in bağımsızlığıyla ilgili değil; merkez bankamızın performansıyla ilgili. Özellikle de kararlarını dayandırdığı modellerle ilgili. Bu modellerin temel öncülü, refahın enflasyona neden olduğu. Ekonomist A.W. Phillips, enflasyon ve işsizlik arasında bir ödünleşim olduğunu ileri sürmüştü. Daha az işsizlik istiyorsanız daha yüksek enflasyon elde edersiniz. Ve tam tersi.
Phillips eğrisi, Fed ve diğer merkez bankalarının çoğu için kutsal bir ferman. Oysa eğriyle ilgili iki büyük kusur var. Eğri yanlış. Örneğin son yıllarda yaşam maliyetinde 40 yıldır görülen en kötü artış yaşanmış olsa da ABD’de işsizlik oranı düşük seyretti.
Fed şaşkına dönmüş durumda ancak temel inancının bir özeleştirisini yapmayı reddediyor. Teolojisinin yanlış olduğunu kabul etmek her kurum için zordur; merkez bankası da bu yüzden sahte ilmihaline sıkı sıkıya sarılıyor.
İlk büyük kusur, Federal Rezerv’in iki tür enflasyon arasındaki temel ayrımı yapmayı reddetmesi.
Parasal olmayan enflasyon, üretimdeki büyük alt üst oluşlardan kaynaklanır. Doğal afetlerin ve savaşların insanları yerinden etmesi fiyatları artıracaktır. Düzenlemeler ve vergiler de maliyetleri artırabilir. Fed’in parasal olmayan enflasyon konusunda yapabileceği hiç bir şey yok. Faiz oranlarını yükseltmek darboğazlara çare olmayacaktır.
Parasal enflasyon, genellikle çok fazla para yaratarak bir para biriminin değerini düşürmekten kaynaklanır. Başka bir deyişle, parasal enflasyonun tedavisi ekonomiyi yavaşlatmak ya da baskılamak değil para biriminin değerini istikrara kavuşturmaktır. Sonuçta para, bir değeri ölçer. Ancak ne Fed ne de diğer merkez bankaları para biriminin istikrarından hiç bahsetmiyor.
Bu bizi ikinci büyük kusura getiriyor: Canlı bir ekonominin yavaşlatılması gerektiği şeklindeki saçma ve yıkıcı inanç. Bu çılgın düşünceye eşlik eden bir diğer fikir de merkez bankasının faiz oranlarını manipüle ederek ekonomik aktiviteyi gerçekten ve yapıcı bir şekilde yönlendirebileceği fikri. Düşündüğünüzde bu kira kontrolüne benziyor. Bu durumda kiralanan şey bir apartman dairesi değil, para.
Ve şimdi Trump yönetiminin Fed ile neden büyük bir savaşa doğru ilerlediğine geldik. Powell ve meslektaşları, Trump’ın gündeminin enflasyonu yeniden alevlendireceği ve sonunda merkez bankasının faiz oranlarını artırmak zorunda kalabileceği konusunda uyarılar yapacak.
Powell daha şimdiden “mali sürdürülebilirlik” demeye başladı. Bunun, Biden tarafından yeniden atanmayı arzuladığı için Beyaz Saray ve Kongre’nin girdiği harcama çılgınlığına sessiz kalan bir adamdan gelmesi gayet komik.
İlk olarak, Trump ekibi Fed’in modellerinin neden yanlış olduğunu ortaya koymaya başlamalı; ardından da Phillips eğrisi ejderhasını entelektüel olarak yok etmek için çabalamalı.
Basel anlaşmalarını çöpe atma zamanı
Trump döneminde Hazine Bakanlığı’nın ilk görevlerinden biri, bankacılıkla ilgili yasal düzenlemelerde Basel rejimini terk etmek olmalı. Bunlar, Basel, İsviçre’de bulunan ve Fed dahil 63 merkez bankasının sahibi olduğu Uluslararası Ödemeler Bankası’ndan kaynaklanan kurallar. Basel Anlaşmaları, sermaye gereksinimleri ve risk ölçümleriyle ilgili tavsiyeler.
Üçüncü turdayız, Basel III adı da buradan geliyor.
ABD bankaları genel olarak yeterli sermayeye sahip. Yasal düzenlemeler banka kredilerini engelliyor ve gereksiz yere maliyetleri artırıyor. JPMorgan Chase’in patronu Jamie Dimon, düzenlemelerin ipoteklere 80 baz puan kadar eklediğini tahmin ediyor. Bu, tipik bir yeni ipotek için ayda yaklaşık 300 dolar demek.
Bu boğucu yasal düzenlemeler nedeniyle bankaların girişimcilere verdiği kredilerde büyük düşüş yaşandı, ekonomik canlılık ve yaratıcılık sekteye uğradı.
Eski FDIC Başkanı Bill Isaac bunu doğru bir şekilde özetliyor: “Basel rejimleri karmaşık ve şüpheli modellerle dolu, pahalı, hantal ve anlaşılması ve uygulanması neredeyse imkansız.”