Dünya ekonomisinin enflasyonla başı bir kez daha dertte... Covid pandemisi dönemindeki arz krizi ve ardından gelen Ukrayna savaşı döneminde son 40 yılın en yüksek düzeyine ulaşan enflasyonu agresif faiz artırımlarıyla aşağı çekmeyi başaran gelişmiş ekonomiler enerji maliyetleri nedeniyle yükselişe geçen enflasyona karşı yine faiz silahını kullanıyor.
İran savaşının ardından petrol fiyatları sert geri çekilmeyle eski düzeyine yaklaşırken dört aylık yüksek enerji maliyetleri dönemi nedeniyle geriye enflasyon miras kaldı. Henüz ufukta küresel bir yavaşlama işareti görünmüyor, dünyanın en büyük ekonomileri ABD ve Çin’de güçlü bir ekonomik ivme söz konusu. Ancak Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanması ve Orta Doğu’daki altyapının çatışmalar nedeniyle hasar görmesiyle belirsizlik ve riskler sürüyor. Daha da önemlisi yüksek petrol fiyatları birçok ekonomide manşet enflasyonda önemli artışa neden oldu.
Önce dünya ekonomisinin ayarlarının bozulmasına neden olan enerji şokunda son duruma bakalım...
İran savaşının bitmesine yönelik önemli adımlar atılıyor. 22 Haziran itibarıyla ABD ile İran arasında İsviçre’de gerçekleştirilen temasların ardından taraflar, 60 gün içerisinde kapsamlı bir anlaşmaya ulaşılmasını hedefleyen bir yol haritasında anlaştı. Küresel enerji akışının beşte birinin gerçekleştiği Hürmüz Boğazı’ndan kriz öncesinin çok gerisinde olsa da geçişler başladı. İran’ın Çin’e indirimli petrol satışları da dâhil olmak üzere ihracatı artıyor. ABD, Hürmüz’e yönelik deniz ablukasını kaldırdı.
Olumlu gelişmeler sonucunda petrol fiyatları inişe geçti. 22 Haziran itibarıyla Brent petrolün varili aylık yüzde 18 gerilerek 78,5 dolara indi. 18 Haziran’da 76,36 dolara kadar düştü. Mart sonu - mayıs ortası arasındaki 100 - 110 dolarlık fiyat seviyesine göre keskin bir düşüş olsa da yılbaşındaki 60 dolara göre, Brent petrol hala yüzde 25 daha pahalı...
Hürmüz’ün yeniden açılması anlaşması küresel enerji krizini hafifletmeye yönelik uzun süreli çabaların başlangıcını oluşturuyor. Ancak önemli sorunlar var. Petrol ve enerji sektörünün yeniden canlanma hızı, şirketlerin ateşkes anlaşmasına ne derece güvendiklerine bağlı olacak. Tanker işletmecileri bölgeye dönmekte isteksiz davranabilir. Daha da önemlisi, boğazdan deniz mayınlarının tamamen temizlenmesi, hasarlı altyapının onarılması ve durdurulan üretimin yeniden başlatılması birkaç ay sürecek. Bu nedenle Capital Economics ve Clearview Energy Partners’ın enerji uzmanları, fiyatların birkaç ay savaş öncesi seviyelerin (60 - 70 dolar civarında) üzerinde kalacağı konusunda uyarıyor.
Enerji şokunun tetiklediği maliyet kaynaklı enflasyon, özellikle ABD, Euro Bölgesi ve Japonya’da bir “enflasyon travması” yarattı. Küresel merkez bankaları, enerji şoklarının tetiklediği maliyet kaynaklı enflasyonun kalıcı etkileriyle mücadele ediyor. Enflasyon yükselen faiz oranlarını beraberinde getirdi. Mayıs ve haziran toplantılarında Avrupa (ECB) ve Japonya (BoJ), Danimarka, Norveç, Avustralya ve Güney Afrika merkez bankaları politika faizlerini artırmak zorunda kaldı. ABD Merkez Bankası (Fed) daha şahin bir tablo çizerek, bu yıl faiz artırım sinyali verdi.
Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon enerji fiyatlarındaki keskin yükseliş nedeniyle üst üste dördüncü aylık artış ile mayısta yüzde 3,2’ye yükselerek Eylül 2023’ten beri en yüksek düzeye çıktı. Yükselen enflasyon ECB’yi 33 ay sonra faiz artırmak zorunda bıraktı. Banka haziran toplantısında politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 2,25’e yükseltti.
ECB Başkanı Christine Lagarde de “Orta Doğu’daki savaş enflasyon baskısını artırdı, bu da faiz artırımını gerekli kıldı” dedi. ECB ayrıca enflasyon tahminlerini yukarı yönlü revize ederek, manşet enflasyonun 2026’da yüzde 3’e (önceki yüzde 2,6) ve 2027’de yüzde 2,3’e (yüzde 2) ulaşmasını beklediğini açıkladı.
Pandeminin ardından Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın doğal gaz krizine girmesiyle Ekim 2022’de yüzde 10,6 ile tarihi zirveye çıkan enflasyon yükselen faizlerin etkisiyle Eylül 2024’te yüzde 1,7’ye düştü. Enflasyon oranı bu yılın ocak ayında da yüzde 1,7’ydi. Euro Bölgesi’nde uzun yıllar (2022 ortasına kadar) sıfır olan politika faizi yükselen enflasyonla birlikte ECB’nin artırımlarıyla Eylül 2023’te yüzde 4,5’e çıktı. Daha sonra enflasyonun kontrol altına alınmasıyla yüzde 2 seviyesine düşürüldü.
ABD’de ise manşet enflasyon üç ay art arda yükselerek mayısta son üç yılın zirvesi olan yüzde 4,2 seviyesine fırladı. Enflasyon nisanda aylık yüzde 0,6, yıllık yüzde 3,8 olmuştu. Oysa, Covid pandemisi sonrasında Fed’in agresif faiz artırımlarıyla 2025 sonunda enflasyon yüzde 2,7’ye kadar çekilmişti. Gıda ve enerjiyi içermeyen çekirdek enflasyon ise yüzde 2,9’a yükselirken, tahminlerden daha az arttı. Mayısta enerji maliyetleri yüzde 23,5 (nisanda yüzde 17,9’du) arttı.
Enflasyonist baskıların artması Fed’in de fiyat artışlarını kontrol altına alacak sıkı para politikasına yönelik adımların sinyalini vermesine neden oldu. Fed, haziran ayında yeni Başkan Kevin Warsh liderliğindeki ilk toplantısında politika faizini beklentiler doğrultusunda yüzde 3,5 - 3,75 aralığında sabit tuttu. Warsh başkanlığındaki ilk toplantının ardından genel tonun beklentilere göre daha sert olduğu yorumlanıyor.
Uzmanlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın faizleri düşüreceği beklentisiyle seçtiği Warsh’ın “daha şahin” bir merkez bankasına başkanlık etmesinin kısa süre önce düşünülemez gibi görünen bir durum olduğunu vurguluyor.
Fed’in yayımlanan projeksiyonlarına göre, bankanın 18 politika yapıcısından dokuzu bu yıl en az bir kez faiz artırımına ihtiyaç duyulacağını düşünüyor. Muhtemelen ekim ayında… Mart ayında hiçbir Fed yetkilisi bu yıl faiz artışı öngörmemişti. Hatta Deutsche Bank ve Bank of America tahminlerini yenileyerek faiz artışı beklentisini eylül ayına çektiler.
Fed, federal fon oranına ilişkin yıl sonu tahminini mart ayında öngördüğü yüzde 3,4’ten yüzde 3,8’e yükseltirken, enflasyon tahminini ise bu yıl için yüzde 2,7’den yüzde 3,6’ya çıkardı.
CME FedWatch verilerine göre ise, Fed’in aralık ayında faiz artırma olasılığını yüzde 87’ye çıktı. Bu oran, toplantı öncesinde yüzde 61 seviyesindeydi.
Fed’i ve önceki başkan Jerome Powell’ı faiz oranlarını düşürmeye zorlayan Trump, yüksek faiz oranları olasılığı sorularına, yeni başkana güvendiğini belirterek, “Çok iyi bir adamımız var. Olabilir. İnanması zor. Sadece ülkemizi geride tutuyor. Çok alışılmadık bir durum” diye yanıt verdi. Trump, yine de olası bir faiz artışına ise sıcak bakmadığını ifade etti.
Japonya’nın öyküsü biraz daha farklı… Yıllar boyu deflasyonla mücadele eden ve hatta negatif faiz uygulayan bu dev ekonomi de enflasyon kaygısıyla faiz oranlarını 31 yılın en yükseğine yükseltti. BOJ, enerji fiyatlarındaki artışın ardından faiz oranını yüzde 0,75’ten yüzde 1’e çıkardı.
Japonya’nın faiz oranları, 1990’larda gayrimenkul piyasası ve borsadaki çöküşün etkileriyle mücadele etmek için agresif bir şekilde düşürülmüştü. Fiyatlar düşerken ve büyüme durgunlaşırken, faiz oranları 20 yıl boyunca sıfır seviyesinde seyretmişti.